ankara travestileri cinsiyet değiştirme baskısı

ankara travestileri cinsiyet değiştirme baskısı

Cinsiyet değiştrime baskısına maruz kalan eşcinsel Soheil, ölüm tehdidiyle karşı karşıya.
İran’da travesti ler ölüm tehlikesiyle karşı karşıya. Başka bir cinsiyetle dünyaya gelinebileceğini kabul eden yönetim, ameliyat edilmesini şart koşuyor.  Ülkede cinsiyet değiştirme baskısına maruz kalanlardan biri de 21 yaşında bir eşcinsel olan. Psikologların cinsiyet değiştirme ameliyatı önerdiği Soheil’e ailesi de büyük baskı yapmış. Soheil “Babam iki akrabamızla beraber Tahran’da beni ziyarete geldi. Benim hakkımda ne yapacaklarına karar vermek için bir buluşma gerçekleştirmişler. Bana ‘Ya ameliyatı olur cinsiyetini değiştirirsin ya da seni öldürürüz, bu ailede yaşamana izin vermeyiz’ dediler” diyor.
Ailesi Soheil’i Bandar Abbas isimli liman kentinde evde tutup izlemeye alıyor. BBC Farsça’nın haberine göre ameliyat için kararlaştırılan günden bir gün önce, travesti  bazı arkadaşlarının yardımı ile kaçmayı başarıyor. Ona bir uçak bileti alıyorlar ve  istanbul travestileri Türkiye’ye gidiyor.
“Eğer polise gidip onlara eşcinsel olduğumu söyleseydim, hayatım ailemle olduğunda daha da fazla tehlikeye girerdi” diyor.
FETVAYI HUMEYNİ VERDİ
Habere göre eşcinsel kadın ya da erkekleri cinsiyet değiştirme operasyonuna zorlamak, resmi bir hükümet politikası değil. Ama baskı çok yoğun olabiliyor. 1980′li yıllarda cumhuriyetin kurucusu Ayetullah Humeyni, cinsiyet değiştirme operasyonlarını serbest bırakan bir fetva yayınladı. Bu fetvayı, bir erkek bedeninde hapsolduğunu anlatan bir kadınla tanıştıktan sonra yayınladığı düşünülüyor.
İran’da bir devlet kliniğinde psikolog olarak çalışan ve güvenlik gerekçesiyle takma isimle konuşan Şebnem, eşcinsellerden bazılarının ameliyata itildiğini söylüyor. Şebnem doktorların eşcinsellere “hasta olduklarını” ve tedaviye ihtiyaç duyduklarını anlattıklarını aktarıyor. Doktorlar eşcinselleri genellikle dini alimlere yönlendiriyor, onlar da namazlarını aksatmamalarını ve bu şekilde inançlarını güçlendirmeleri öğüdünde bulunuyor.
Tıbbi tedaviler de öneriliyor. Şebnem’e göre yetkililer “kimlik ile cinsellik arasındaki farkı travestiler  bilmedikleri için” doktorlar eşcinsellere cinsiyet değiştirme öneriyor.
KAÇ KİŞİ CİNSİYET DEĞİŞTİRDİ
İran’da bugüne kadar kaç cinsiyet değiştirme operasyonu yapıldığına dair sağlıklı bir veri travesti haberleri bulunmuyor.
Hükümet yanlısı bir haber ajansı olan Haberonline sayının 2006 yılında 170 iken 2010 yılında 370′e çıktığını yazıyor. Ama İran’daki hastanelerin birinde çalışan doktorlardan biri BBC’ye sadece kendisinin her yıl 200 ameliyat gerçekleştirdiğini söylüyor.
2005 yılında İran’dan Türkiye’ye trenle gelen eşcinsellerden biri olan Arsham Parsi Kayseri’de yaşadığı dönemde dayak yediğini, çıkmış omzunu tedavi ettirmek için hastaneye kabul edilmediğini söylüyor.ameliyatı olanların yüzde 45′i  travesti değil, eşcinsel. Parsi’ye göre birçoğu aradaki farkı dahi ankara travestileri bilmiyor
Bu olaylardan sonra Kanada’ya taşınan Parsi, Eşcinsel Göçmenler İçin İran Demiryolu isimli destek grubunu kuruyor. Parsi her hafta yüzlerce kişinin grupla temasa geçtiğini, son 10 yılda yaklaşık 1000 kişiye İran’dan çıkmaları için yardım ettiğini söylüyor. Parsi’ye göre cinsiyet değiştirme ameliyatı olanların yüzde 45′i  travesti siteleri değil, eşcinsel. Parsi’ye göre birçoğu aradaki farkı dahi bilmiyor

Ankara Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

ankara travestileri zorlanınca erkek ayağına yatmak

ankara travestileri zorlanınca erkek ayağına yatmak

Küçük İskender, Hüseyin Alemdar ve Aslıhan İlhan gibi isimler Yeşilçam’daki eşcinselleri ve travesti leri anlatırken, Enis Rıza ve Mustafa Altıoklar’la da birer söyleşi bulunuyor.
Geçen sene bitirme projem için “Türkiye’de queer sinema nedir?”i araştırırken fark ettiğim bir şey vardı: Nerdeyse hiçbir şey. Evet, sinemanın 60’lı yıllarından itibaren kadınlar başka kadınları öpmeye başlıyor, daha sonraki yıllarda ‘bağzı erkekler’ geçmişlerindeki ‘travmalarla’ ibneleşiyor, diğerlerine dert oluyordu. Fakat travesti bunların hiçbiri ne queer’e tekabül ediyordu, ne de eşcinsel ve trans bireylerin günlük yaşamlarındaki gerçekliğe…
Proje en sonunda “Sinemada LGB istanbul travestileri  var (İ var mı bilmiyorum?), son dönemde de birkaç queer denebilecek filmler görülüyor” sonucuna vardı. Kutluğ Ataman’a ve Ferzan Özpetek’e sonsuz teşekkürlerle nokta buldu.
Tabii bu konuları araştırırken LGBTİ filmleri ya da queer sinema diye bir yazıtın da Türkiye’de yetersiz olduğunu fark etmiştim. ‘Türkiye sinemasında cinsellik’ gibi yazılarda da son başlıklarda eşcinseller ve translar üzerine birkaç söz ediliyordu. Bu açıdan Varlık’ın bu ayki sayısı güzel bir arşiv niteliği taşıyor.
Dosyada ilk yazı Aslıhan İlhan tarafından yazılmış. İlhan, Türkiye sinemasında eşcinsel ve trans karakterlerin izini sürüyor. Yazısını ‘kadın eşcinselliği’, ‘erkek eşcinselliği’ ve ‘trans bireyler’ başlıklarına bölen, filmleri ayrı ayrı anlatan İlhan, özellikle erkek eşcinselliğini gösteren filmlerin kadınlarınkinden yaklaşık yirmi dört sene beyaz perdeye yansımasının ilginçliğine dikkat çekiyor. Yazar, “Bu gecikmenin sebebini net bir şekilde tanımlamak mümkün olmasa da Yeşilçam sinemasının heteroseksüel kahraman erkek imajını korumak istediği düşünülebilir” diyor. Bu noktada, Cumhuriyet tarihinde kültür ve medya ürünlerinde kadın eşcinselliğine uzunca süre ‘otantik’ ve ‘seksi’ olmasıyla ‘zararsız bir eğlence’ noktasında göz yumulduğu hatırlatılabilir. SPoD’un Ekim ayındaki Bahar Semineri’nde konuşan Tarihçi Laden Yurttagüler 50’li yıllardaki dergi ve gazetelerde kadın ve erkek eşcinselliğinin anlamlandırılamadığını ve ‘doğal olmayan’ bir çizgide sunulduğunu belirtmiş, buna rağmen kadınlar arası cinselliğin gösterildiğini söylemişti. Yeşilçam da aslında konuyu benzer şekillerde sunuyor. Yurttagüler’in incelediği 50’li yılların Seksoloji dergisinde öpüşen ve sevişen kadınları gösteren grafik, resim ve illüstrasyonların çok benzerleri Türkiye’de çok kısa bir dönem sonra, 60’lı yıllarda Ver Elini İstanbul ve İki Gemi Yan Yana gibi filmlerde, görülmeye başlandı. Demek istediğim; Aslıhan İlhan’ın yazdığı kadar belirsiz bir atmosfer yok o dönemde; erkek eşcinselliği taşıdığı tehlikeyle, yüzleşilmesi zor bir konu olarak kültür hayatında uzunca yıllar iteleniyor. Konunun basında yavaş yavaş konuşulmaya başlamasına rağmen görselleştirilmesinin çok geç yaşanması, sinemanın kendisinin heteroseksüel erkek olmasından da kaynaklanır. Bu nedenle değerli örneklerin Ferzan Özpetek veya Kutluğ travesti resimleri Ataman’dan geliyor.
Varlık’ın dosyasının ikinci yazısı, ilkini tamamlar nitelikte. küçük İskender ‘Sinemamızın LGB travesti siteleri  ile imtihanı’ başlıklı yazısında, daha çok son dönem Türkiye sinemasındaki filmlerden bahsediyor. Daha önce bahsettiğim ‘queer sinema sorunsalını’ küçük İskender “Pervasızca perdeye aktarılabilecek, günümüzdeki Queer tartışmalarının ve bildirgelerinin önünü açacak hiçbir örneğe doğrudan rastlanmaz, rastlanamaz en başlarda” diye dillendiriyor. Fakat son dönemdeki “ezberletilen kuralları zorlayan örnekler” olarak Dönersen Islık Çal, Gece Melek ve Bizim Çocuklar, Lola + Bilidikid, Ferzan Özpetek sineması, Çağan Irmak sineması, Ağır Roman ve Zenne’yi gösteriyor. (Bu listede Zenne’nin birçok anlamda ‘iktidar ilişkilerini’ yeniden üretmesi nedeniyle yerinin olmadığı kanaatindeyim.) Yazının ilerleyen noktalarında ise küçük İskender Benim Çocuğum belgeseline değiniyor ve beyaz perdenin queer bir tahayyülünün olduğunu bizlere ankara travestileri hatırlatıyor.
Dosyada son olarak dikkat çeken, Hüseyin Alemdar’ın Yeşilçam’dan seçtiği yüz filmlik listesini de içeren yazısı. Yazar, şiirsel bir dille anlattığı ve film repliklerinden verdiği başlıklarla okuması eğlenceli bir yazı kaleme almış. Yüz filmlik listesinde de, özel bir seçim mi bilinmez, ama ilk sıraya Metin Erksan’ın Susuz Yaz’ını koyduğunu buradan hatırlatalım.
100 derken?
‘Türk sinemasının 100. yılı’ olarak lanse edilen bu yılın, aslında ne kadar tartışmalı olduğu çokça tartışıldı. İstanbul Modern’deki serginin ise ‘Türkiye sinemasının 100. yılı’ olarak sunulması tercih edildi. Varlık da ‘Sinemamızın 100. yılı’ başlığını tercih etti. Türk olmadıkları için görmezden gelinen, 20. yüzyıl başında Balkanlarda yaşayan Osmanlı vatandaşları Manaki Kardeşler’in filmleri, Varlık dergisi tarafından da ‘sinemamız’ diyerek geçiştirilmiş oluyor. Manaki Kardeşler’in 1905’ten itibaren çektikleri günlük yaşamdan kesitler, tarihi kişiler, yerel olaylar ve gelenekleri anlatan filmleri yerine, varlığı bile muamma ‘Türk filmi’ Ayastefanos’taki Rus Abidesi’nin Yıkılışı’nı tarihsel olarak baz almak alelade geliyor bana.
‘Resmi’ sinema tarihinde yazılan ve yazılmayan bir noktadan sunulmasına rağmen, Varlık’ın bu dosyası Türkiye’de queer sinemanın tartışılması için büyük önem taşıyor.
Tartışmaya Lola + Bilidikid’in şu repliği ile de başlayabiliriz: Fakat ankara travestileri  bunların hiçbiri ne de eşcinsel ve travesti bireylerin günlük yaşamlarındaki gerçekliğe…
Proje en sonunda “Sinemada LGB istanbul travestileri
- Fikret, garı gibi. Bu ne kılık? (…) Bizi aldatıyormuşsun demek ki erkeğim diye, ha?!
- E ne yapacaktım? Benim gibi yalnız bir kadın, azgın kocalarınız da hep kıçımda. Ben de dedim ki, bu dünya erkeklerin dünyası. Eğer kadınlık onurunu falan koruyacaksan başka yolu yok, erkek ayağına yatcan.
- Kafam bulandı. Ama anladım galiba.Alıntıdır..

Ankara Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

ankara travestileri dans ederek festival kutluyorlardı

ankara travestileri dans ederek festival kutluyorlardı

Dünyada gelişen eşcinsel hareket, Türkiye’ye Özal’lı dönemlerde sirayet edebildi. Özellikle travesti  mağduriyeti ve öldürülmesi üzerinden bir mücadele mecraı edinildi. Gey, yani eşcinsel erkek hareketi, LGBT parantezindeki bütün yönelim ve kimlikler için alan açan bir öncülük misyonu üstlendi. Zamanla eşcinsel erkek hareketinin hedefleri ve mevzileriyle, diğer cinsiyet kimliklerinin ve yönelimlerininki arasındaki paralellik silinmeye başladı. Hak ihlalleri mesela, münhasıran transları ilgilendiren bir konu haline geldi. Trans hak ihlallerine karşı kurulan örgütler, zaman içinde kökleşmeye ve kurumsallaşmaya başladı. Pembe Hayat, kurulalı 9 yıl kadar oldu. Ondan önce de  içinde, rüşeym halinde bir trans hareketinin varlığından söz edilebilir. Ama içinde yer aldıkları yapı, transların özgün mücadele performanslarını açığa çıkarmaya müsait değildi. Pembe Hayat’ı transların kendi özgün örgütlenme potansiyellerini keşfetmesini işaretleyen bir kilometre taşı olarak görmek lazım.
Transların örgütlü biçimde alana çıkması, toplumdaki değişik muhalefet gruplarının ve özellikle kadın hareketinin daha önce göremediği muhalefet alanlarının farkedilmesini sağladı. İnsanlar, toplumsal muhalefet alanının bu tuhaf görünüşlü yeni aktörlerine nasıl muamele etmek gerektiğine karar veremedi. Feministler, travesti hareketini kavrayamadığı gibi, transları sistemin verili yargılarını taklit ederek “dönüşmüş olanlar”, “dönüşmemiş olanlar” ve “yarı dönüşmüş olanlar” gibi bir gruplandırmanın içine yerleştirip, kadın hareketine nispetini tayin etmeye kendilerini yetkili saydı. Feminist kadın hareketinin içine kabul edilme krizi, trans hareketinin en büyük hayal kırıklığıdır. Kadın değil, ibne olduğumuz söyleniyordu. Transların alanlarda, feministlerle birlikte yürümesi, başlıca ideolojik tartışma konusu haline gelmişti.
Tokat yedik ve kendimize geldik
Bu reaksiyonun, bilhassa travesti  hareketine sağaltıcı bir tokat attığı da söylenebilir. ankara travestileri , feministlerin onlara izafe ettiği “ibne” kimliğini canı gönülden sahiplendiler. Kadın olmanın, “kadınım” demekten başka bir şarta bağlı olmaması gerektiğini ısrarla ve dirençle haykırdılar. Buradaki tartışmada, transların argümanı özetle, kimin kadın olduğunu tayin etmek için kendilerinin feministlerden daha temelli tecrübe biriktirdiğiydi. Feministler kadınlıklarının doğuştan geldiğini ve ona yeni hiçbir formasyon ilave etmeleri gerekmeyecek biçimde elde ettiklerini düşünürken, trans kadınlar da elbette kadın olarak doğduklarını savunmaktan vazgeçmediler.
Son otuz yılda öldürülen kadınların yüzde 80’i, kocalarının kurbanı olmuş. Aynı istatistik, trans ölümlerinde de doğrulanıyor. Aslında şiddet aynı yerden geliyor. Aynı şekillerde ölüyoruz. Bir tek bu paralellik bile bizi yan yana getirmeye yeterli olmalı. Bu mümkün olamadı çünkü kadın hareketi buna hazır değil. Kadın hareketinin kendisininkinden başka vajina görmeye tahammülü yok. Çünkü kadın hareketi, kendi vajinasını sevmeyi bilmiyor. Onu, erkeğin vajinayı sevmesi gibi seviyor.
Tam olarak ayrışma noktaları neler? Birlikte yürüyemeyişinizin bariz sebepleri ne
Fuhuş ve seks işçiliği önemli bir ayrışma noktası olarak işaretlenebilir. Ben Türkiye’deki feminist hareketin beyaz bir karaktere sahip olduğunun gösterilebileceğini düşünüyorum. Kürt kadını da devreye girdi ve kadın hareketinin vurgusunu değiştirdi ama bu hareketin içinde hala bir orospu yok. Orospuluk münhasıran bir kadın iştigal alanıdır oysa. Bunların içinde köy kadını da yok. Bu ikisi kadınlığın temel tanımlayıcı öğeleri. Kadın hareketi, kadını, onu tanımlayan parçalarından soyarak kendini oluşturmaya çalışıyor. Dolayısıyla “kadın”, hareketin içinde olmayan asıl şey bir bakıma. Beyaz, üniversite mezunu, yabancı dil bilen bir topluluk, kadının sözünü kurma iddiasıyla ortaya çıkıyor. Bu şekilde tarif edişim, evet, hiç hoş değil. Feminist bir kadın olarak bunları söylüyor olmaktan memnun değilim ama feminist hareket maalesef böyle. İçinde kadını da barındırmıyor. Kadınlık halleri refüze konusu ediliyor. Hareket, sadece kendini kurtarabilmiş kadını barındırıyor. Bu hareketin entelektüel zihin jimnastiği seansları dışında kendini ortaya koyabilmesi mümkün değil. Durum, bana böyle görünüyor.
travesti siteleri etnik kimliksiz
Kimlik mücadelesi yapıyor olmaları dolayısıyla trans hareketiyle Kürt özgürlük hareketi arasında kendiliğinden bir ittifak bulunduğu düşünülebilir mi?
Kürt hareketinin legal partileri LGBT’leri kucakladığını söylemeye bayılıyor ama trans hareketinin Kürt veya başka etnik kimlikleri barındırdığını düşünmek zor. Kürt hareketinden gelen motifleri LGBT’ye yedirmekte de zorluk var. Çünkü Kürt hareketi ziyadesiyle erkek bir hareket. Gerilla coşkusu filan devrede ayrıca. LGBT hareketininse bir orospu tandansı vardır. Tamamen zıt. Bir Kürdün dönme olmaya karar vermesi, iki kere dönmek gibidir. Başka bir erkeği daha öldürüyorsun. Kendiliğinden bir ittifak düşünülemez, çünkü etnik kimlik, transların dışlanma gerekçeleri arasında yer almamıştır. Cinsel kimlik ve cinsiyet yönelimi üzerinden başka bir nefret söz konusu. Translara yönelmiş nefret, etnik kimlik gibi detayları dikkate almıyor. Etnik kimliği dikkate almadığı gibi, din ve millet gibi üst kimlikleri de dikkate almıyor. Hiçbir Türk, ibne veya dönme olmayacağı gibi, hiçbir Kürt de ibne ya da dönme değildir. Onların içinden çıkmaz böyle şeyler. Askerle gurur duyulur, gerillayla gurur duyulur, başka bir sürü ıvır zıvırla gurur duyulur ama dönme olmakla gurur duyulmaz. Trans hareketi bir leş hareketi olduğu için, ona gurur duymaya vesile bir paye yakıştırılmamıştır. Leşlerin arasında etnik kimliğe bakılmaz. Pavyonlarda Kürt yoktur mesela. Beri tarafta, Kürtlük de transların en kolay vazgeçtikleri kimliktir. Pop sanatçılarının tarzlarını taklit ediyorsun, onlar gibi giyiniyorsun, bütün bunların üstüne kara Ortadoğulu yaftasını mı yakıştırırsın? İstanbul’da Kürt kökenli transların öncülük ettiği bir güzellik yarışması yapıldı mesela. Hem de, Diyarbakır’da bir güzellik yarışması düzenlenmesi girişiminin engellenmesinden hemen sonra. Verili güzellik algısıyla dalga geçme fırsatı olarak düşündüğümüz için önce biz de destekledik bu fikri. Mizah vurgulu bir girişim diye düşünmüştük. Ameliyatsız olanların, sakallı ve şişman olanların başvuruları reddedildi. Kürt kökenli translar yaptı bunu. Biz de organizasyonu boykot ettik doğal olarak.
Tüzüğünüzde varız, büzüğünüzde yokuz.
Kürt parlamenter siyasetinde bir LGBT açılımı var ama…
Tüzüğünüzde varız ama büzüğünüzde yokuz. Yokuz, çünkü halk henüz buna hazır değil. Halk beni sikmeye hazırken sorun yok. Katletmeye hazırken de sorun yok. Aynı halk, dillere destan sanat güneşlerimize bayılırken de hazırlıksız yakalanmıyor. Halk bana ne zaman hazır olacak? Diyarbakır’da 13-15 yaşındaki çocukların cinsel yönelimleri yüzünden dövülmesinin de gerekçesi bu. Halk hazır olmadığı için toplantılarda seks işçiliğinden bahsedilmesi sansürleniyor. Yani en azından çocuklara prezervatif kullanmaları gerektiğini söyleyin. Bir kere buradan başlayın. Kürdistan, bu çatır çatır kanayan sorunu konuşmuyor, konuşmaya niyetleneni de susturuyor. “Seks işçiliği yapma” demek, ayrı bir zulüm. Tüzükte böyle bir ibarenin yer alıyor olması iki kere kötü. Hiç olmaması tercih edilir. Yani tüzüğe almak kalleşçe oluyor biraz. Kalleşçe kelimesini kullanmak istemiyorum ama sen tüzüğünde LGBT’leri anarak benim için tek seçenek haline geliyorsun. Ben BDP’li veya HDP’li olmayışımı izah etmekte zorlanacağım. Bu ikiyüzlülüğün kendisidir aslında. Keşke beni tüzüğüne filan almasan. Senin karşında söyleyecek sözüm olurdu. “Tüzüğümde varsın” demek, görmemenin en görünür travesti haberleri hali.
Yani tüzükteki ibareyi referans göstererek kendine herhangi bir alan açamıyorsun, bunu bir hareket alanı edinmek için kullanamıyorsun, öyle mi? Pratikte karşılığı olmayan bir şey midir?
Pratikte bir karşılığa dönüşmüyor evet. Pratikte bir şeye dönüşmesi için zorlayanlardan biriyim ben. Kürt hareketini de zorluyorum, şu hareketi de, bu hareketi de.Bekleyelim hazırlansın o zaman. Kürt hareketi beni ne zaman kadın kabul edecek. Bunlar muallakta olan şeyler. Herkesin, “Buraları hızlı hızlı geçelim” dediği şeyler. İran’ın resmi tutumu, çok daha dürüst. İran’da ibne yok mesela. Ya kadınsındır ya da değilsin. Bence çok şereflice. İran en azından gerçek yüzünü gizlemiyor. Seni teşhis etmekten kaçınmıyor. Sen beni tanımlayamıyorsun bile. Kürt siyasal hareketi özgürlükçü bir hareket değil mi? Herkese, istediği özgürlükler vaat edilmiyor mu? Sen bu projeye, eşcinsel hareketi dahil edebilirsin. “Halk hazır değil” diye başlatılan bir cümle, bende Kürt fobisinden başka bir şey uyandırmıyor. Kürtler için ilk feda edilecek şey olduğumu düşünüyorum. Ortadoğu’nun göbeğinden, bütün dünyaya dalga dalga yayılabilirdi bu hareket. Halka, eşcinsel hareket yerine, hazır olduğu şey yeniden propaganda ediliyor, Kürt hareketi İslam ümmetçiliğini bir kez daha keşfediyor gibi görünüyor bana. Kürt hareketi…istanbul travestileri  Var mıyız, yok muyuz, neredeyiz? Yerimizi gösterin travesti bize. Bizi bir yere oturtmadan yarımsın. Hareketin tamamlanamamış. Ben yoksam sen yarımsın, tamamlanmamışsın demektir.
Enfeksiyondan korkuluyor
Birkaç ay önce, Trans ve Gay Onur Yürüyüşleri dolayısıyla Ramazan fiilen bir hafta geç başlatıldı, farkettiniz mi? Ezan seslerinin yankılandığı Taksim Meydanı, İstiklal Caddesi, ibneler tarafından işgal edilmişti. Dans ederek festival kutluyorlardı. Müslüman ümmetini bu virüs salgınından korumak gerekiyordu ve Ramazan geciktirildi. Bence HDP’de de korkulan budur. Bu nevazil karakterli salgın Kürtlerin de ağzına sıçar, Türklerin de. Türkleri de başka bir yere getirir, Kürtleri de. Her şeyin ağzına sıçar. “Namus neymiş ayol!” diye bas bas bağırır; üzerine titrediğiniz erdemlerin hepsini ayaklarının altına alıp çiğner.
travestiler , diğerlerinin içinde anonim kimliklerle mi yer alıyor?
Hayır. Etnik kimliksiz olmalarına rağmen Türkiye’deki Kürt transseksüellerin, bu kimlikle teşhis edilebilecekleri alanlar da var. Translarla Kürt kimliği arasında bir ilinti arayacaksak eğer, mafya halinde örgütlenmekte gösterdikleri beceriyi anmak gerekir. Seks işçiliği piyasasının rekabet koşullarına özgüdür bu oluşumlar. Kürtler sanırım, pek itibarlı kabul edilmeyen başka iş sahalarında da benzer şekillerde bir örgütlü hareket etme refleksi ortaya koyuyor. Dil ve kültür ortaklıklarının bu oluşumların ortaya çıkışında rol oynadığı düşünülebilir. Ama seks işçiliği alanındaki Kürt paydalı oluşumların, diğer iş alanlarından farklı olarak Kürt kadının ayırt edici karakteristik özelliklerini yeniden ürettiğini görebiliyoruz. Travestiler ayrıca, Kürtlüğün tasfiyesi anlamına da geldiğinden, paradoksal biçimde Kürtlerin itinayla dışında tutulduğu alanlara giriş müsaadesi sağlar. Translarla Kürtlük arasındaki ilintilere eğilirken, bu noktayı da belirtmek gerekiyor. Bu biraz, işgal kuvvetlerinin, fahişeleri direnişçilerle aynı kefeye koymaması gibi bir durum. Translar adına bu kazanımı küçümsememek gerekir. Buradan giderek, toplumun orta ve üst tabakalarına sızma imkanları yakalayabiliyorlar. Hatta genel olarak transların ama bilhassa Kürt transların hayatta kalabilmeleri, bu imkânları en iyi şekilde değerlendirip, nezih semtlere kapağı atabilmelerine bağlı gibidir. Alıntıdır.

Ankara Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

ankara travestileri ülkesine sığmadı dünyaya açıldı

ankara travestileri ülkesine sığmadı dünyaya açıldı

Geçtiğimiz yıl Eurovision’da birinci olan sakallı ‘kadın’ Conchita Wurst’ten sonra yeni trend travesti Azis Milana oldu. Videoları, YouTube ve sosyal medyada izlenme rekorları kıran Bulgaristanlı sanatçının ünü, tüm dünyada yayılıyor.
Bulgaristan'da onu tanımayan yok, dünyada ise ünü hızla yayılıyor. Sesi, giyimi ve farklı tarzıyla Bulgaristan'a sığmayan ve dünyaya açılan Azis Milana, kendi ülkesinde öyle bir hayran kitlesi var ki, ünlü popçu, internet üzerinden yapılan bir ankette “21. Yüzyılın en büyük Bulgar’ı” seçildi. Şimdi ise sosyal medya aracılığıyla tüm dünyada milyonlarca hayrana sahip. Türkiye’de de geniş bir hayran kitlesi travesti siteleri  oluşturan Bulgar popçu, hem dış görünüşüyle hem de sesiyle oldukça dikkat çekiyor
Attığı her adım ülkesinde ses getiren gey popçu, erkek arkadaşıyla TV şovlarında öpüşmesiyle tüm dikkatleri üzerine çekti. Ardından onunla evlendi. Fiziğiyle, makyajıyla ve giyim tarzıyla ön plana çıkmasıyla birlikte Bulgaristan’ın en çok tanınan ismi oldu.
Erkek arkadaşıyla evlendikten sonra bir de çocuk sahibi olmak isteyen Azis, en yakın arkadaşının taşıyıcı anneliği kabul etmesiyle bu hayalini de gerçekleştirdi.  Azis Milana, Türkiye'de de "Zabravi me", yani “Unut Beni” adlı şarkısıyla  ünlendi
Türkiye'de Tarkan,Serdar Ortaç neyse Bulgaristanda'da Azis O.
Tam adı Azis Milana. Azis öncelikle makyajıyla, kıyafetleri ve düzgün fiziğiyle dikkat çekiyor. Upuzun bacaklar, platin sarışınlık ve keçi sakal üçlemesi Azis'i ülkesini meşhur etmeye yetti…
"Bulgaristan'ın popstarı" unvanını da aldı.
Her yaptığı travesti ülkesinde skandal olan şarkıcı erkek arkadaşıyla TV şovlarında öpüşmesiyle tüm dikkatleri üzerine çekti ve istanbul travestileri ardından da onunla evlendi.
Azis Milana Türkiye'de de "Zabravi me" adlı şarkısının klibinin Facebook'ta paylaşılmasıyla tanınmaya başladı.
Azis bir de taşıyıcı anne bulup çocuk sahibi olunca ülkesinde gündemin üst sıralarından inmedi. Skandallara rağmen Azis’in şu an kendi adını taşıyan bir parfümü, ülkesinin en büyük GSM operatörüyle yaptığı yüklü miktarda sponsorluk anlaşması ve tıka basa dolan konserleri mevcut.
Tam adı travesti  Azis Milana. Azis öncelikle fiziğiyle, makyajıyla, kıyafetleri ve düzgün fiziğiyle dikkat çekiyor. Upuzun bacaklar, platin sarışınlık ve keçi sakal üçlemesi Azis'i ülkesi meşhur etmeye yetti bir de "Bulgaristan'ın popstarı" unvanını da aldı.
Her yaptığı ülkesinde skandal olan şarkıcı erkek  öpüşmesiyle tüm dikkatleri üzerine çekti ve ardından da onunla travesti resimleri evlendi.
Azis bir de taşıyıcı anne bulup çocuk sahibi olunca ülkesinde gündemin üst sıralarından inmedi. Skandallara rağmen Azis’in şu an kendi adını taşıyan bir parfümü, ülkesinin en büyük GSM operatörüyle yaptığı yüklü miktarda sponsorluk anlaşması ve tıka basa dolan konserleri mevcut.
Azis Milana Türkiye'de de "Zabravi me" adlı şarkısının klibinin Facebook'ta paylaşılmasıyla tanınmaya başladı.
Azis, Müzik dışında televizyon programlarında da yer aldı. Kocası ile Bulgar BBG'sine katıldı, 19 gün sonra kendi isteğiyle evden ayrıldı. 2008'de kendi talk-show'unu ulusal kanalda ankara travestileri yayınladı. Yine 2006'da otobiyografik kitabı "Ben, Azis"i çıkardı. Kitap pornografik içeriği ile dikkat çekti.
Azis, 2005'te Euroroma partisine üye olarak politikaya atıldı. Partisi Bulgaristan Çingenelerinin haklarını savunuyordu. 2005 yazında seçimlere katılsa da yeterli oy alamayıp Bulgar parlamentosuna giremedi. 2007'de Sofya'nın o zamanki belediye başkanı Boyko Borisov, Azis ve kocasının üstsüz öpüşürken yer aldığı bir reklamı billboard'lardan kaldırdı. Borisov, reklamı çıplaklık yüzünden kaldırdığını açıklasa da Bulgaristan'daki gey ve lezbiyen dernekleri asıl nedenin eşcinsellik olduğunu söyleyerek protesto travestiler ettiler.
2006'da yayınlanan bir TV programında, tüm zamanların en büyük 21. Bulgarı seçildi. Aynı listede 12. sıradaki futbolcu Hristo Stoiçkov'dan sonra ikinci yaşayan en büyük Bulgar oldu.Alıntıdır.

Ankara Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

ankara travestileri kulağıma küpe takmam yadırgandı

ankara travestileri kulağıma küpe takmam yadırgandı

Erkeklerde küpe modası Türkiye'de başladıktan sonra, modaya ben de kapılarak 2007'de ilk mıknatıslı küpemi takmıştım. O yıl, yaz tatilinde Eskişehir'deki akrabalarımızı ziyarete gitmiştik. Sanıyorum günlük tanınmış olduğumuz çevreden uzakta olmak bana cesaret vermişti ki kendime hemen mıknatıslı küpe almıştım. Akrabalarımızın yanına dönünce, ablam bana küpeyi sol kulağıma takmam gerektiğini söylemişti. Neden diye sorunca; 'Sağ kulağa travesti ler takıyor.' yanıtını almıştım ve o zamanlar kendimi inkâr ettiğim için küpeyi direkt sol kulağıma taktım.
İstanbul'a dönünce, mıknatıslı küpelerin kulaktan sürekli düşmesi sebebiyle kulağımı deldirmeye karar verdim. Yine sol kulağımı deldirdim ve çeşit çeşit küpeler taktım. Aslında farkında olmadan, kendi eşcinselliğimi sol kulağımda yaşıyordum. Özellikle sol kulağıma taktığım büyük halka küpelerin ben yürürken sallanması, bu durumun yaşıtım erkeklerinin dikkatini çekmesi ve bana bakmaları… Bunlar, eşcinselliğimi inkâr ederken, yine aynı anda eşcinselliğimi yaşayış travesti haberleri şeklimdi
Gel zaman, git zaman… Sol kulağıma taktığım 1 küpe yetmedi. Sol kulağımdaki deliğin üzerine bir delik daha yaptırdım ve sol kulağıma 2 küpe takmaya başladım. Kulağıma gelen dikkatlerle, topluluk içinde adeta çocuğunu tokat tehdidi ile baskılayan dominant bir anne gibi baskıladığım eşcinselliğimi rahatlatıyordum. Tabi işin kötü bir yanı vardı. Babam hiç iyi bakmadı küpe takmama(tipik tutucu babalar gibi). Onun yanında halâ küpe takmam. travesti Dışarıda taktığımda ise, şans eseri karşılaşmışsak istanbul travestileri  ve görmüşse, o hafta zehir etmeye çalışır bana…
Neyse efendime söyleyeyim, zaman geçtikçe iki küpe de yetmedi. Sonra sol kulağımın kıkırdağını deldirdim. Kendini iyi hissetme, dikkat çekme vs. süreçler devam etti haliyle.
Ama son 1 aydır bir şeyin farkına vardım. Ben aslında ikiyüzlüymüşüm. Ben, korkağın tekiymişim. Ben bir eşcinselim ve eşcinsel olduğum hâlde sağ kulağım halâ delik değil!
Konuya devam etmeden önce, eşcinseller ve sağ kulağa takılan küpe ile ilgili bildiklerimi aktarayım. 60 ve 70'lerde eşcinselliğin yasak olduğu İngiltere ve Fransa gibi ülkelerde, eşcinseller cinsel yönelimlerini belli etmek adına küpelerini sağ kulaklarına takarlarmış. Hatta ceketin cebine konan mendiller, mendillerin renkleri veya mendilin sağ cebe- sol cebe takılması gibi çeşitli mesajlaşma yöntemleri kullanılmış. Sonuç olarak; ankara travestileri erkeklerin sadece sol kulağına küpe takmasının arkaplanında işte bu tarihler yatıyor.
Asıl üzücü olan; benim yaptığım gibi eşcinsellerin sadece sol kulaklarına küpe takmaları. Günümüz Türkiye'sinde belki artık çok önemli bir konu gibi görünmeyebilir. Ama bu dönüp dolaşıp yine eşcinsellerin, hayat oyununu heteroseksist sistemin sahasında ve heteroseksist kurallara göre oynadığı gerçeğine geliyor.
Bugün Mabel Matiz'in sadece sol kulağına küpe takması, benim aynı şekilde sol kulağıma takmam… Bu örnekler çoğaltılabilir. Yaptığımız tek şey, ikiyüzlülük.
Evet… Hiç kimse eşcinsel harekette bulunmak zorunda değil. Hatta eşcinseller bile. travesti siteleri  Ama bunun tersi olan heteroseksist hareketinin bir normunu yaşatıyorsa bir eşcinsel, ondan bir şeyler beklemek hakkım, hakkımız. Yani hiç kimse, hiç bir kimseye; 'Sen sağ kulağına küpe tak, eşcinselliğini ifşa et-belli et' gibi bir yaptırımda bulunamaz. Ama sadece sol kulağa takmak da samimi değil. Belki farkında değilsinizdir benim 20. yaşımdan bu yana farkında olmayışım gibi. Ama bu yazımı okur da farkına varırsanız, ne mutlu bana.
Bu arada bu hafta sağ kulağımı da travestiler deldireceğim. Yoksa bunca yıl felsefeme ters düştüğüm gerçeği beni hayrete düşürmeye devam edecek. Çünkü ben, sadece günün sonunda yastığa başımı huzurlu koyuyorsam, yaşıyorum.
Yaşamanız dileği ile… Alıntıdır.

Ankara Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

ankara travestileri sizlerle eşit doğdum bunun farkına varın

ankara travestileri sizlerle eşit doğdum bunun farkına varın

   Türkiye'de giderek artan LGB travesti cinayetleri ve bu bireylere karşı yapılan ayrımcılık çözülmeyi bekleyen büyük sorunlardan biri. Herkesle eşit şartlarda dünyaya gelen LGB istanbul travestileri  bireyler toplumda kabul görmek için yıllardır mücadele ediyor. Bu mücadeleden biri de Mersin Üniversitesi'nde okuyan eşcinsel bir öğrenci tarafından veriliyor. Yaşadıklarını, sıkıntılarını ve gelecekten beklentilerini dile getiren eşcinsel öğrenci, kimseden bir farkının olmadığını, bu durumun bir tercih değil, yaradılış gereği olduğunu ve artık bunun farkına varılması gerektiğini anlattı.
'Üniversiteye hayallerle geldim, hayal kırıklığına uğradım'
"Mersin'e ilk geldiğim gün yurduma yerleşmek için dolmuşa bindim. Dolmuş şoförüyle aramızda güzel bir konuşma geçti, sohbet ettik kendisiyle. Sonra ben yurduma eşyalarımı yerleştirdim, tekrar dışarı çıktım ve akşamüstü bindiğim dolmuşu yine aynı şoför kullanıyordu. Bende görünce plakasını istedim ve şakayla karışık bundan sonra plakayı görüp onun dolmuşuna bineceğimi söyledim. Kendisi de bana numarasını vermek istedi ve her zaman görüşebileceğimizi söyledi. Bu Mersin'deki ilk günümde yaşadığım onur kırıcı bir durumdu. Evet ben gay'im fakat o adam bana sokakta parayla bu işi yapan bir insanmışım gibi davrandı. Sonuçta bu işi parayla yapanlar da seks işçisi ve zorunlu bir şey bu. Fakat beni öyle görüp kendi zevkine alet ettirmeye çalışması çok tuhaf bir durumdu. Hayallerimin daha ilk günden sarsıntıya uğramasıyla üniversitede yaşayacaklarımı az çok tahmin etmeye başlamıştım.
Okulun ilk günleri gayet sessizdi. İlk hafta kimseyle tanışamadım çünkü çok çekiniyor ve korkuyordum. Daha sonra çok fazla kız arkadaşım oldu ve bu durum dikkat çekmeye başladı. Bir erkeğin bu kadar çok kızla gezmesi garip geliyordu. İnsanlar kibar konuşmamdan, hal ve hareketlerimden anladılar eşcinsel olduğumu ve birçok erkek yaklaşmadı tabi ki de. Emin olduktan sonra birkaç erkek yanıma geldi ve ben samimiyetlerine güvenerek onlarla sohbet ettim. Daha sonra Mersin Üniversitesi itiraf sayfasında  eşcinselleri aşağılayıcı homofobik tavırda haberler yayınlandı. Birleri itiraf ediyor imajı yaratarak benim ağzımdan paylaşımda bulundular. Ve benim okuduğum bölüme kadar paylaştılar o platformda. Benim eşcinsel olduğumu duyurmak ve kendilerine alay konusu yapmak için yaptılar bunları. Zaten erkeklerin çoğu kız tavlama peşinde. İtiraf sayfaları bunlara yarıyor sadece. Halbuki orası haber portalı gibi olsa insanlara çok şey kazandırır, belki bizim sesimiz de oradan bütün üniversiteye duyurulur. Bu eksik bir durum ve düzeltilmesi gerekiyor. Yani kısacası benim hayat tarzım başka insanların dalga konusu oldu daha ilk günlerde ve böyle de devam ediyor.
'Masama gelip hakaretler savuran erkekler oldu'
Bir gün üniversitede bir kafede kızlarla oturuyorduk ve yan masada sevgililer vardı. Bir an kafamı çevirdim ve yan masadakilerin öpüştüklerini gördüm. Bu görüntü de açıkçası rahatsız etti beni. Aradan zaman geçti ve onlar kasada para öderken gayri ihtiyari bir şekilde onlara döndüm. İçlerinden bir çocuk bizim masaya geldi ve hakaretler savuşturmaya başladı. Yanındaki kızlar benim kız arkadaşlarıma dönüp o yanınızdaki 'çiçeği' bize güldürüyorsunuz dedi ve kız arkadaşlarım benimde insan olduğumu hatırlatarak terslediler. Ben karşı taraftaki kızlardan birinin insansa insanlığını bilsin gibi laflar söylediğini duydum. Bu olay beni derinden yaraladı ama çıkardığım sonuç şu oldu. Ben gerçekten tek başıma "HOMOHOBİK" bir kız örgütü kurmuştum. Sonuçta homofobik kavramı varsa homohobik kavramı da olmadı. O arkadaşlarım benim haklarımı korumak için, beni savunmak için mücadele ettiler o gün. Olayın yaşandığı kafe benim her zaman gittiğim bir yerdi ve garsonlar bile benim haksızlığa uğradığım bilincine vararak davranıyorlardı. Ben herkesi kabul ediyorum ama onlar beni neden kabul etmiyor anlamıyorum. Eşit geldiğimiz bu dünyada yaşamak zaten zorken bir de insanlara kendini kabul travesti haberleri  ettirme çabası çok garip, çok anlamsız.
'Tuvalete ve camiye çekinerek gidiyorum'
Ben dershanedeyken tuvalete gidemezdim. Ders saatini beklerdim. Çünkü orada erkekler vardı ve benim için hiç iyi olmuyordu o ortamda bulunmak. Ben de dersten önce hocalarımla konuşup elimi kaldırdığımda izin vermelerini söylüyordum. Bir de camiye girerken bu sorunla karşılaşıyorum. 1.5 yıldır namaz kılmıyordum fakat bu eksikliği hissettim ve artık camiye gitmeye başladım. Orada ister istemez yürüyüşümü değiştiriyorum. Ama toplumdaki şu yargıyı da kırmak isterim. Neden eşcinsellerin dinsiz olduğu düşünülüyor? Ben kendimi bildim bileli böyleyim. Bu benim tercihim değildi. ankara travestileri doğdum evet ve dini inancımın sorgulanması, benim inanmadığımın düşünülmesi de çok rahatsız edici. Bu düşünce de kırılmalı kesinlikle. Ben dinime çok bağlıyım ve bu inançtan kimse beni travesti resimleri koparamaz.
'Bizi kabullenmek için eşcinsel olmaya gerek yok'
Siyaset, insanın toplumda farklı hissettiği, eksik bulduğu şey için savaşmasıdır bence. Benim Facebook'taki görüşümde bile LGBT yazıyor. Benim önceliğim bu olmalı, siyasetim bu olmalı. Bu kadar kötü şey yaşadım ama şunları kendime ilke edindim. Çok farklı biri olacağım. Herkesle dost olacağım ve kendimi benimsettiğimde iyi niyetimi anlayacaklar. Ama bir gün o birileri düşerse kaldırmak için elimi uzattığımda nasıl gözlerime bakacaklar çok merak ediyorum. Lisede tuvalette dayak yedim ben, eşcinsel olduğum için… Ama üniversitede böyle bir şey olmayacak biliyorum. Eşcinsel kimliğimle öğrenci kimliğimi birleştirdim ve ders esnasında sırada yan yana oturabileceğim arkadaşlar elde etmeye başladım ve o insanların hiçbiri eşcinsel değil. Hayatlarında hiçbiri gay görmemiş olabilir. Ama ben bu dostane duyguyu kendimle birlikte onlara benimsetebilirsem çok şey katmış olurum. Çünkü LGB travesti siteleri bireyi savunmak için ille de LGBT olmaya gerek yok. Dün beş tane daha erkek arkadaşım oldu mesela. Bu çok büyük bir artı benim için. Bu böyle devam edecek hissediyorum. Ben uzun bir süre Mersin'de olacağım ve üniversite içinde kendi topluluğumu kuracağım. Birçok insan katılacak, destek verecek ve belki şu an ismimi vermiyorum ama inanıyorum beş yıl sonra herkes beni tanıyacak.
'Toplum kabul etseydi sen beni kabul edecek miydin baba?'
Benim eşcinselliğim konusunda babamın yorumu hep biz kabul etsek bile toplum kabul etmez oldu. Ben de ona hep bu soruyu sordum : Toplum kabul etseydi sen beni kabul edecek miydin baba? O zaman susuyor tabi. Ve babam eşcinsel olduğumu ilk öğrendiğinde Kuran- Kerim'i açarak bana eşcinsel ilişki olduğu için gazaba uğrayan Lut Kavmini okudu ve beni gerçekten çok korkuttu. 'Ben n'apıyorum' dedim kendi kendime. Yanlış bir şey yapıyorsam neden yapıyorum? Bu madem günah madem yanlış ben bunu bilerek yapmıyorum, beni buna zorlayan şey ne? Herkes bunu çocukken seçtiğimizi düşünüyor. Ben bunu çocukken nasıl seçebilirdim ki. Ben doğduğumdan beri böyleyim. Milyonlarca insan var bu şekilde. Gezi Parkında 50 bin eşcinsel yürüdü bunu kimse inkar edemez. Ben bunun sıkıntısını her alanda çektim. Hocalarımın tehdit ettiği de oldu, arkadaşlarımın dalga geçtiği de ama büyük bir umutla bekliyorum, bunların aşılacağına inaniyorum. Yaşlı bir kadın bir röportajda herkesin kendi hayatı, özgür bir ülkede yaşıyoruz demişti. Bu konuşma şunu gösteriyor ki bir gün gelecek beni babaannemde kabul edecek, aşağıdaki Şükriye teyze de kabul edecek. Kınayan gözler değişecek.
'Bu zihniyet 'Benim Çocuğum'la değişecek'
Sadece din olgusuyla hareket eden Türk toplumuna karşı, eşcinsel çocukları olan anne ve babalar kamera karşısına geçerek bir belgesel çekti. 'Benim çocuğum' adlı bu belgesel televizyonda yayınlanmadı. Çünkü amaç önce yerelleri dolaşmaktı. Yerellerde LGB travestiler 'yi bilmeyen birçok insan var. Bazı üniversiteler tabi ki karşı çıktı bu filme. İçeriği kötü dendi ama bence bu filmden sonra herkes bir şeyler yapmaya başlayacak. Anlatarak olmayacak biliyorum ama bu film izlendikten sonra gerçekten birçoğunun bakış açısı değişecek. Sadece ' biz eşcinseliz, bizi böyle kabul edin' demiyorum. Benim de yapmam gereken çok şey var. Yüzyıllardır böyle devam eden bir düşünceyi kırmak için çalışmalara başladım bile. Böyle gelmiş böyle gidecek diyemem. Benimde haklarım var ve ben de sizler gibi eşit doğdum, bunun farkına varın diyebilirim."

Ankara Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

ankara travestileri , ayrımcalıkların şehri gri Ankara

ankara travestileri , ayrımcalıkların şehri  gri Ankara

Ankara’nın seveni azdır. Gri derler, sıkıcı derler; bürokrasi kenti, eğlence sıfır derler. Neredeyse bir ayrımcılık temeli olarak kabul edilebilecek bir şehirdir Ankara. Gelin görün ki “bozkırın ortasında” eşine kolay kolay rastlayamayacağınız bir ortaklık doğdu. Bir travesti , heteroseksüel bir ailenin işlettiği LGBTİ dostu bir mekâna ortak oldu. Biz de Ankara’nın göbeğinde, Konur Sokak’ta, başlayan bu ortaklığı konuştuk.
Ankara’da neden olmasın?
Savoy aslında yeni bir mekân değil, son 1 yıldır faaliyet gösteriyor. Başlangıçta Ali Bey’in eşi ve çocuğuyla birlikte yürüttüğü heteroseksüel bir “aile işletmesi” olsa da aile tanımı dışlayıcı travesti haberleri olmayan bir yer.
Ali Bey ve ailesi Almanya’da geçen yıllarının ardından Türkiye’ye kesin dönüş yapıyor. Almanya’da da yaptıkları gibi eşcinsel dostu bir mekân işletmek istiyorlar. Fikir ise oldukça basit:   Ankara’da neden olmasın?
“Eşcinsel dostu”ndan “hetero dostu”na doğruSavoy’a Konur Sokak’tan baktığınızda ankara travestileri gökkuşağı renklerindeki camlarını ve elektronik tabeladaki travesti sembollerini görebilirsiniz
Ali Bey “Eşcinsellerin rahat oturabileceği, tanışabileceği bir ortam yaratmaya çalıştık ve başarılı olduk. Bunu daha da ileri taşımak istiyoruz” diyor.
Savoy’a Konur Sokak’tan baktığınızda istanbul travestileri  gökkuşağı renklerindeki camlarını ve elektronik tabeladaki travesti  sembollerini görebilirsiniz. Tavırlarını açıkça belirtmeleri işe yaramış olacak ki zamanla “eşcinsel dostu” yerine “hetero dostu” bir mekâna dönüşmüşler.
Eşcinsel gençlerin aileleriyle gelebileceği bir mekân
Heteroseksüel bir ailenin eşcinsel dostu bir mekân işletmesi çevredeki esnafı başlangıçta şaşırtmış ama Ali Bey “eşcinselliğin Türkiye’de de doğru bir şekilde karşılanmasını istiyorum,” diyor.
Eşcinsel dostu bir mekânın kâr amaçlı açılması halinde batacağından emin duruyor Ali Bey. Gençlerin aileleriyle de gelebileceği sakin ve eğlenceli bir yer olarak kalmak istiyor. Alkol satışı yapıldığı için de 18 yaşından küçükleri almıyor.
LGBTİ camiasıyla daha iyi iletişim kuracak biri
Savoy’a ortak bulma düşüncesi ise LGBTİ camiasıyla daha iyi iletişim kurabilecek birini bulma ihtiyacından ortaya çıkmış. Bu iş Marilyn Savoy için “biçilmiş kaftan” olunca Ali Bey ve ailesi ile ortaklık başlamış.
Bu yeni ortaklığın şerefine dün akşam Savoy’da bir kutlama yapıldı. Marilyn de mekâna dair planlarını travesti resimleri paylaştı.
“Önemli olan birlikte oturabilir hale gelmek”
“Amaç LGBT bir kafe açmak değil; amaç heteroseksüel insanlarla LGBT bireyleri kaynaştırabilmek ve onların bir şeyler öğrenebilmesini ya da alışabilmesini sağlamak,” diye anlatıyor Marilyn.
“Biz sadece LGBT mekânıyız deyip gettolaşırsak bizim için bir farkı olmayacak. Önemli olan hem heteroseksüel, hem de LGB ankara travestileri  camiayı birlikte eğlenebilir, oturabilir, sohbet edebilir hale getirebilmek.”
Transların kapı dışarı edilmeyecekleri bir mekân
Trans kadınların pek çok mekândan kapı dışarı edildikleri malum. İşletmecinin kendisinin trans olması insanların cinsiyet kimliklerinden ötürü ayrımcılık yaşayacakları endişesini azaltacaktır, diyorum Marilyn’e.
“Evet, geçen hafta cumartesi Kırşehir’den bir trans arkadaşımız geldi, solistmiş. Burada şarkılar söylendi. Rakılar içildi. Diğer trans arkadaşlara da ulaşırsam gelecekler, birçok trans birey geliyor,” diye anlatıyor. Müzik, dans ve etkinlik gibi önerilere kapıları sonuna kadar açık:
“Biz şunu yapmak istiyoruz denirse buyurun gelin derim. Onlar ne istiyor, biz ne verebiliriz konuşuruz. Burası hem LGBT’lerin, hem de heteroseksüellerin kendini gösterebileceği bir yer.”
Savoy’da ayrıca bir oda LGB travesti İ örgütlerine ayrılacak. Marilyn, dernek yayınlarına yer vermenin yanı sıra ortak etkinlikler düzenleme konusunda da istekli.
“İnsanlara örnek olan bir kafe hedefliyorum”
Ticarî kaygıları ön planda tutan bir işletme olmadıklarını Marilyn de vurguluyor:
“Ben sırf burada insanlara görünebilmek için bir tane kola ile akşama kadar oturan biliyorum, elbette otursunlar. Bunlara sonuna kadar açığız. Öyle ticarî bir kafayla hareket ediyor olsaydık bunlara müsaade etmezdik. Bunun yanında transfobik bir mekân olsaydı, ben bu işin içinde olmazdım. İnsanlara örnek olan bir kafe hedefliyorum.Alıntıdır.

Ankara Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

ankara travestileri ülkemizde kaç tane eşcinsel var

ankara travestileri ülkemizde kaç tane eşcinsel var

"Türkiye'de kaç tane eşcinsel var?!" diye bir soru olabilir mi tanrı aşkına? Eşcinsellik, kadın veya travesti erkek gibi cinsiyete dayalı sayılabilen bir şey değildir ki. Belki eşcinselliğin tam anlamıyla normal karşılandığı bir dünya olsa, herkes kendini keşfedip, kendisiyle barışıp, cinsel yönelimini netleştirerek rakamsal bir veri oluşmasını sağlayabilir ama heteroseksist ve homofobik dünyada ne kimse kendisiyle tam anlamıyla barışır, dolayısıyla ne de tam anlamıyla ben eşcinselim diyebiliyor; ben biseksüelim diyor, ben aktifim diyor, eşcinselliğin cinsellik boyutunu yaşamadığı için aseksüelim diyor, fantezi amaçlı travesti ilişki yaşıyorum ama eşcinsel değilim diyor… diyor da diyor. Bir kere cinsel kimlikler bilinmiyor hem LGB istanbul travestileri İ'ler tarafından, hem de heteroseksüeller tarafından. Hele gerçekten şu LGBTİ kısaltması insanların cinsel kimlik algısını tamamen karıştırdı; cinsel yönelim veya cinsiyet kimliğinin ayırdında olmayanları iyice bilgi cahili yaptı bu konuda. LGBTİ kısaltması cinsel yönelim ve cinsiyet kimlikleri, yani eşcinselliği ve transseksüelliği kapsıyor ama LGBTİ denilince geçmişte olduğu gibi insanların aklına kadınsılık geliyor, travestilik geliyor. Mesela soruyorlar bana, "Denizli'de kaç tane LGBTİ var?" diye. Ben de diyorum ki, "Şu yerde veya bu yerde şu kadar travesti siteleri  veya bu kadar LGBTİ var diyemeyiz. Sadece bulunulan ortamların özgürlük derecesinin belirlediği bir görünürlük, açık olma durumu vardır. Ama bir eşcinselin de alnında yazmıyor ki eşcinsel olduğu. Yani feminen olmak zorunda da değil eşcinseller işaret edilecek şekilde. Sanırım siz travestileri kasdediyorsunuz LGBTİ olarak. Onlar da LGBTİ'lerin temsilcisi değil ki. Burada cinsel kimlik ankara travestileri  bilgisizliği devreye giriyor yanlış tanımlamalara, yanlış algılara, yanlış sorulara sebep olan. Bilimsel verilere göre % 12 oranında eşcinsellikten bahsedilir. Mesela buna dayanarak 1 milyonluk şehirde 120 bin eşcinsel yaşıyor denebilir. Ama bunun dışında kalanları nasıl ayırt edeceğiz? Bunun transı var, kendini biseksüel olarak tanımlayanı var, kendini bastıran var, kendisiyle barışamayan var, kendisinden nefret eden var, kendisini yani ne olduğunu bilmeyen-kendisinden bihaber olanlar var. Heteroseksüel, yani erkek veya kadınım diyenin bile bir gün kendini keşfedip eşcinselliğini yaşamayacağının garantisi yok ki. Yani herkes az veya çok potansiyel bir LGB travesti haberleri İ olabilir. Heteroseksist, homofobik ve dolayısıyla insanların kedisini ifade edemediği ve bu konuda bilgisiz bir toplumda LGBTİ'lerin azınlık olarak görülmesi ve adet olarak sayılmaya kalkışılması kaçınılmaz.travesti ilişki yaşıyorum ama eşcinsel değilim diyor… diyor da diyor. Bir kere cinsel kimlikler bilinmiyor hem LGB ankara travestileri İ'ler tarafından Ama herkes kimliği konusunda açık olsa ve LGB şişli travesti İ'ler normal karşılansa, kimse kimseyi ötekileştirmeyeceği için, 'Kaç adet LGBTİ var?' diye sorma ihtiyacı bile hissetmez. Bu tür sorular bile başlı başına bir ötekileştirme unsuru aslında.".Alıntıdır.

Ankara Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

ankara travestileri korkuyordum yine aynıları olacaktı

ankara travestileri korkuyordum yine aynıları olacaktı

Korkuyordum. Yine mi? İlkokulda top, lisede travesti , peki üniversitede ne olacak? Üniversite okumamaya karar verdim. İstanbul'a annemin yanına gittim. İçim içimi yiyordu, cinsel isteğim başa çıkılamaz hale gelmişti. Denemek istiyordum. Bir erkeğin tenine dokunmak nasıl bir şeydi onu yaşamak istiyordum. Anneanneme yatılığa gittim iki günlüğüne, sabah dayım işe gidiyordu, canım sıkılmasın diye de bilgisayarını götürmüyordu işe. Eşcinsellerin yoğunlukta olduğu bir sohbet ağı var, bilen bilir. Oraya girip başladım çevremde arayış yapmaya. Kartal'dan biriyle şişli travesti tanıştım ve ertesi gün anneanneme ben gidiyorum deyip çıktım evden. Anneme akşam üstü geleceğim dedim ki adam ile zaman geçirebileyim. Neyse buluştuk, tanıştık… Arabasıyla gelmişti, yaşı yirmidört-yirmibeş falandı. Bir kaç saat sonra ilk hamleyi ben yaparak dudağından öptüm, o da karşılık verdi ve sevişmeye başladık. Ben cinsel organını deliler gibi merak ediyordum, aceleci davranıp elimi götürdüm, sonra beni durdurdu. ''Öpüşelim, sevişelim ama daha ileri götürmeyelim, yaşın küçük, pişman olacaksın'' dedi. Ne pişman olması? Deliler gibi istiyorum! Merak ediyorum. Bunun için anneme yalan söylemişim. Neticede ikna ettim onu ve oral yolla ilişkiye girdik. Bir anda dayımın bilgisayarındaki geçmişi silmeyi unuttuğum aklıma geldi, eve gidene kadar dudağımı yiye yiye bir hal oldum. Neyseki sorunsuz geçti o gün. Üç gün sonra anneme Şahika Yücel'in travesti hakkındaki bir videosunu izlettim. Çevremde hiç  istanbul travestileri yoktu, bir tek Bülent Ersoy vardı. Onun da o dakikaya kadar ameliyatlı olduğunu bilmiyordum. Zaten kafamdaki ideal imaj o değildi. Erkeklere ilgi duyuyorum, eh top-ibne zaten kadın gibi olunca deniyor, demek ki ben eşcinselim dedim. Annem hemen yapıştırdı videonun ardından soruyu; ''Cevabını biliyorum ama yine de senin ağzından duymak istiyorum. Eşcinsel misin?''. Önce utandım, sıkıldım ama nihayetinde cesaretimi toplayıp, ''Evet, anne eşcinselim'' dedim. Sonra saatlerde üzerine konuştuk, o bana beni anlattı, ben ona benim bilmediği yönlerimi. O gün daha önce hiç olmadığı kadar huzurlu bir şekilde koydum yastığa başımı. Sabahında bir sürü video izlettim anneme ardı ardına, çok sakindi, çok sahiplenici. Aradan kısa bir zaman geçti ki annem ben dışarıdayken arayıp hemen eve gel dedi. Eve gittiğimde annem yarı bilincini kaybetmiş, sinirden eli ayağı titriyordu. Dayım bütün yazışmalarımı anneme olduğu gibi anlatmış. Yazışmalar cinsellik üzerineydi hep ve şuan kendime yakıştıramadığım bir üslupla travesti resimleri yazılmış şeyler. Annem bilgisayarımı aldığı gibi ortadan ikiye ayırdı, neye uğradığımı şaşırdım. Annemi ilk defa o kadar sinirli gördüm hayatımda. Annemden ilk tokatı o gün yedim. Sonra kendimi onun yerine de koymadım değil. Onsekizine yeni girmiş evladım internette biriyle tanışıp buluşuyor ve oral seks yapıyor… Bu kadar tepki vermesem de çok üzülürdüm herhalde. Eşyalarımı topladığım gibi ertesi gün babamın yanına gittim. Orada farklı bir atmosfer. Annemin tokat atmasını sorun etti baba tarafı. Malum anne-baba ayrı olunca her iki taraf da birbirinin açığını arar genelde. Bir kaç gün de öyle geçti, sonra annemin ikinci eşinin çirkeflik yapası gelmiş annemi bir güzel doldurmuş bana karşı, bir süre sonra babamın olduğu şehre geldiler annem ile ikinci eşi, orada da aynı muhabbetler. Ses desibeli kulak zarı patlatacak düzeyde. Sonrasında yaklaşık üç ay kadar annemle görüşmedim. Utanıyordum. Daha sonra o ilk adımı attı ve aradı. Hiçbir şey olmamış gibi. Sanki hiçbir şey yaşanmadı. Ben işe girdim, çalışmaya başladım bir yıl kadar çalıştım. Bu sürede kendimi tanımaya başladım. Travesti haberleri  bir kadın olduğumun bilincine vardım. Üzerine bolca araştırma yaptım. Emin olana kadar yerli-yabancı bütün kaynakları inceledim. Unisex kıyafetlere geçişim burada başladı. Saçlar uzadı, şortların boyu kısaldı, kaşlar daha kavisli alınmaya başlandı. Bir ileriki aşama saç boyamaydı, onu da yaptım. Babam gayet normal bir şekilde karşıladı, annem de işte iki üç laf söyleyip susuyordu. Ablamla da tartışıyorduk ama daha sonra can ciğer kuzu sarması oluyorduk hemen eskiden olduğu gibi. İşten ayrılıp dersaneye yazıldım.Bir yılı daha unisex olarak dersanede geçirdim, sonra sınava girdim ve İstanbul Üniversitesi'ni kazandım. Kafamda milyonlarca plan! Sonunda senelerdir hayalini kurduğum bedene kavuşmama bir adım daha yaklaşmıştım. Üniversite demek, LGB travesti ,  ankara travestileri I camiası ile iç içe olmak demek.Ben işe girdim, travesti çalışmaya başladım bir yıl kadar çalıştım. Bu sürede kendimi ankara travestileri tanımaya başladım Üniversite demek, özgürlüğüne bir adım daha yakın olmak demek. Kararlıydım ben olmaya. Ya bu deveyi güdeceksin, ya bu diyardan gideceksin dedim kendi kendime..

Ankara Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

ankara travestileri eşcinsel bir gencin hikayesi

ankara travestileri eşcinsel bir gencin hikayesi

Suriye’den Lübnan, Sudan ve nihayetinde İstanbul’a uzanan bir kaçış ve zorunlu göçün travesti “kahramanı” eşcinsel genç Maher’in hikayesi: Suriye’de savaş, İstanbul’da ise Suriyeli ve eşcinsel kimliğine dönük çifte ayrımcılıkla sarmalanmış bir hayat…
Suriye’de yaşanan savaş ve IŞİD saldırılarının ardından milyonlarca Suriyeli doğduğu toprakları terk etmek zorunda kaldı. Kimisi Avrupa yollarına döküldü, çok sayıda kişi yakınlarını hem savaşta hem de bu yolculuklarda yitirdi.
Kurtuluş’ta bir kafede konuştuğumuz Maher Daoud da yaşadığı yeri terk etmek zorunda kalan milyonlarca kişiden biri. Lazkiye’de başlayan hayatının 23. yılında yaşadığı şehri terk etmek zorunda kalmış. Lazkiye’den Lübnan’a; oradan Sudan’a ve nihayetinde İstanbul’a uzanan bir göçün hikayesini anlatıyor Maher. Hızlı hızlı konuşuyor, sanki peşimizden biri kovalıyormuşçasına her şeyi bir çırpıda anlatmak istiyor…
“Sanat, nefes almak demek”
Şimdi 24 yaşında olan Maher, sanatçı bir eşcinsel genç. Suriye’de mimarlık okumuş. Ancak savaş koşullarından dolayı okulu bitiremeden kaçmak zorunda kalmış. Bir yandan da suluboya ve akrilik çizimler yapıyor. Maher, çizimlerinin her birinde bir travesti hikayesinin saklı olduğunu söylüyor. Maher’e göre sanat, nefes almak demek. Suriye’de bir “gey yaşantısı” olmadığı için, sanat nefes alabildiği tek alan.
Lazkiye’deki durumu soruyorum. Maher, Lazkiye’de yaşamanın “korkunç” bir şey olduğunu söylüyor:
“Lazkiye Beşar Esad’ın şehri. Haliyle, baskı her zaman çok yoğundu. Konuşmak, bir şeyler yapmak neredeyse imkansız. Sanatta da durum böyle. İkinci sergimi açabilmek için çok uzun zaman uğraşmak durumda kalmıştım. Çok fazla yerden imza almanız gerekiyor. Karakoldaki neredeyse her polisle muhatap olmak durumunda kaldım. Bütün resimleri inceliyorlar ve kimilerini ‘uygun’ bazılarını ise ‘uygunsuz’ buluyorlar. Sürekli, neden böyle resimler yaptığımı sordular. Beşar Esad’a karşı olup olmadığımı öğrenmeye çalışıyorlardı.”
Maher politikadan bahsetmeyi sevmiyor. Bunda “Suriye’de politika hakkında konuşmanın haram” olması da etkili. Politikanın hiçbir şeyi değiştirmediğini düşünüyor. Daha fazla sanat istiyor.
Savaşla birlikte işler çok daha zorlaşmış. Suriye’de Esad, ÖSO ve IŞİD’in savaşmasının her şeyi çok daha kötüleştirdiğini söylüyor. Maher’e göre, “özgürlük” için başlayan isyan başlarda çok güzelmiş. Ancak Esad’ın katliamlara başlaması ve devamında Esad karşıtları da aynı yöntemleri kullanmaya başlamasıyla her şey değişmiş.
“Esad olmasa da Suriye’de kalamazdım, IŞİD var!”
Maher; Esad, ÖSO ve IŞİD’in baskıları ve katliamları sonucu gerçekten özgürlük isteyen insanların ülkeyi terk etmek zorunda kaldığını hatırlatıyor. Suriye nüfusunun 24 milyondan 18 milyona düştüğünü ankara travestileri  söylüyor.
“Esad olmasa da Suriye’de kalamazdım ben. Eşcinselim ve IŞİD’in doğrudan hedefiyim” diyen Maher, katliamlara rağmen “özgürlük” umudunu yitirmemiş. Herkes için özgürlük düşünün çok zaman alsa da, gerçekleşebileceğini söylüyor. ÖSO’nun özgürlük adı altında sadece Sünniler için bir yaşam kurmak istediğini; Esad’ın ise tam tersini yaptığını hatırlatıyor: “Özgürlük böyle bir şey değil. Bir dinin ya da mezhebin hakimiyeti özgürlük olamaz. Seküler, çok kültürlü bir atmosfer özgürlüğün olmazsa olmazı.”
Lazkiye sokaklarında polis tacizi
Savaşla birlikte Lazkiye’deki her sokağı polis işgal etmiş. Polislerin sürekli kimlik kontrolü yapması ise eşcinselleri çok yakından etkiliyor:
“Eşcinselsen, eşcinselsindir. Bunu biliyor elbette polisler. Saklamak mümkün değil. Sürekli polis tacizi altında yaşamaya çalışıyorsunuz. Arkadaşlarım polis şiddetine maruz kaldı. Ve bu durum artık çok rutinleşmişti.”
Lübnan, oradan da Sudan’a kaçış
Savaşın bütün baskılarına ve homofobiye rağmen Maher, bir parçasını Suriye’de bıraktığını söylüyor. Suriye’den çıkışını ise şöyle anlatıyor:
“Suriye’den Sudan’a gitmeye çalışıyordum. Bunun için ise önce Lübnan’a gitmem gerekiyordu. Suriye’den çıkabilmek hakikaten çok zordu. Zorunlu askerlik gibi bir sorun Türkiye’de olduğu gibi, Suriye’de de var. Askerlik yapmadığım için, ülke dışına çıkışımı engellemeye çalıştılar. Öğrenci olduğum için bir şekilde çıkabildim. Seneye askerlik yapacağım, dedim.
“Suriye sınırından geçip Lübnan’a gidebilmek için 400 dolar ödedim. Lübnan’a vardığımda da sorun yaşadım. Tripoli’de de savaş bekliyordu beni. Nihayetinde bütün bu keşmekeşten sıyrılıp, Sudan’a bilet aldım. Herhangi biri gibi Sudan’da oturum iznimi de aldıktan sonra, bir süre orada yaşadım. Ailem de Sudan’a geldi.”
Sudan’da çifte ayrımcılık
Sudan’da ise Maher hem Suriyeli olmasından hem de eşcinsel kimliğinden ötürü çifte ayrımcılıkla karşılaşmış: “Dürüst olalım, Sudanlılar ile biz aynı ulustan değiliz. Derimizin renginin biraz daha açık olması sorun yaratıyor. İnsanların bakışlarından bile travesti siteleri  anlıyorsunuz bunu. Yine eşcinsel kimliğimden ötürü de Sudan benim için yaşanabilir bir yer olmaktan çıktı. Abartmıyorum, bir kez otobüste neredeyse üç kişinin tecavüzüne uğrayacaktım. Kendimi zor dışarı attım.”
İstanbul… Ayrımcılık sürüyor
Maher, Sudan’da yaşadıklarından sonra “birazcık daha saygı görmek” için Türkiye’ye gelmeye karar verir. Bulmayı umduğu “saygı” ise İstanbul’da pek yok…
“İstanbul’da Suriyeli olduğunuzu söylerseniz, ‘Aman Allah’ım, Suriyeli misin? Lütfen öl’ tepkileriyle travesti resimleri  karşılaşıyorsunuz. Olumlu yaklaşan insanlar da var tabi ama Suriyeli olduğumu öğrenince onları öldürecekmişim gibi yaklaşanlar, ‘IŞİD’li misin’ diye soranlar da var.
“Yine Türkiye’nin Suriye’ye çok benzediğini gördüm. Suriye’de de Alevi ya da Sünni veya Hıristiyan olmanız büyük önem taşıyor. Buradaki insanlar da bana sürekli dinimi, mezhebimi soruyor. Ona göre benle konuşup konuşmayacaklarına karar veriyorlar.”
Bir İstanbul “gerçeği”: Sokak tacizi
İstanbul’da eşcinsel olmanın nasıl bir şey olduğunu sorduğumda ise duraklıyor. Sonrasında şişli travesti gözlerimin içine bakıp, “Tek kelimeyle, zor” diyor. Sokakta tacize uğradığını anlatıyor. Türkçe’de öğrendiği ilk kelimeler, “Gel gel” ve “Siktir git” olmuş: “Bu kelimelerin anlamlarını çok bilmiyordum ama sokağa çıktığımda insanlar arabalarından sarkarak ya küfrediyorlar ya da taciz ediyorlar.
“Suriyeliysen ikinci sınıfsın”
Uğradığı taciz ve saldırıların sayısını unuttuğunu söyleyen Maher “meseleyi daha iyi anlamamız için” sadece bir tanesini aktarıyor:
“Hiç unutmuyorum, bir gece arkadaşlarımla dışarıdaydım. Onlardan ayrıldım ve eve dönüyordum. Birden bir arabanın içinden çok sayıda adam çıktı. Beni takip etmeye başladılar. Ne yapacağımı bilemedim. Çevreye baktım polis var mı diye ama o an İstanbul’da Suriyeli bir eşcinsel olduğumu tekrar hatırladım. Polis olsa bile beni korumazdı ki? Türkiyelilere göre ben bir mülteciyim ve onlardan aşağıdayım. Ne yapacağımı bilemedim, koşarak kaçtım.”
“İspanyol taklidi yaptım”
İstanbul’daki Türkiyeli eşcinsellerin de Suriyelilere yaklaşımlarının çok “kucak açıcı” olmadığını belirtiyor Maher. Her ne kadar ev arkadaşı olan eşcinseller kendisine Türkiye’de istanbul travestileri olmak hakkında çok yardımcı olsa da; kötü deneyimler de travesti  yaşamış:
“Suriyeli demek Arap demektir. Ve Türkiye’de Avrupalı göçmenlere, turistlere çok fazla saygı gösterilirken; bizlere öyle yaklaşılmıyor. İspanyol ya da İtalyan olmak çok muhteşem bir şey olarak görülüyor. Hayatta kalma kartım genelde İspanyol olduğum yalanını söylemek oluyor. Adımı soranlara Pedro diyorum bazen. Pedro olarak tanıdıklarında hiçbir sorun çıkmıyor. Sonrasında, Suriyeli olduğumu ve adımın Maher olduğunu söylüyorum. O zaman yaklaşımlar ve bakışlar değişiyor.
“Bir yandan da herkes bana ‘Suriyeli gibi değilsin’ diyorlar. Benim iyi birisi olduğumu vurgulamak için yapıyorlar kendilerine göre. Ama ben Suriyeliyim ve bundan. travesti  haberleri utanmıyorum.”
“Suriyelisin sen, istediğin yere şikayet et, hiçbir hakkın yok”
Son sorum ise belki de Maher için şu anda en önemli konu hakkında oluyor. Nasıl para kazandığını soruyorum. Maher, Lazkiye’de zengin bir ailenin çocuğu olarak yetiştiğini anlatıyor. Ancak eşcinsel kimliğinden ötürü ailesi onu bir daha görmek istemediğini söylüyor. Şu anda ailesi Sudan’da ve herhangi bir maddî destek alamıyor.eşcinseller kendisine Türkiye’de ankara travestileri olmak hakkında çok yardımcı olsa da; kötü deneyimler de travesti yaşamış
İstanbul’da ise iş bulamıyor. Çalıştığı bir dükkanın sahibi iki haftalık parasını vermemiş. Asgarî ücretin çok daha altında ücretlere çalışmayı kabul etmişken, onu bile alamıyor Maher. İtiraz ettiğinde ise, “Suriyelisin sen, istediğin yere şikayet et, hiçbir hakkın yok” diyorlar.
Maher için tek iş olanağı seks işçiliği kalıyor. Bir de yaptığı resimlerin satılması ihtimali. Seks işçisi olmakla ilgili herhangi bir sorunu olmadığını söylüyor Maher. Yine de başka bir iş olsa onu tercih edebileceğini ekliyor: “Bedenimi satmıyorum. Bedenim hâlâ benim. Benim kalmaya devam edecek. Ama başka iş olsa, orada çalışmayı tercih edebilirim.”Alıntıdır ..

Ankara Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

ankara travestileri bazılarımızın babası memelidir

ankara travestileri bazılarımızın babası memelidir
Melek güzelliğinde benim kızım. Hayatıma bir bombardıman gibi girdi. Hayatımı darmadağın ettikten travesti sonra, alanlarını bir başşehir coğrafyalamasıyla belirledi. Başlangıç olarak gardrobumdan, yatağımdan ve dizüstü bilgisayarımdan vazgeçtim. İlişkimiz öyle başlayabildi. Sonra boş durmadı. Hınzır gözlerindeki kılıçların kirpiksi merasimine kandım;  beni kendine anne etti. Boş durmadı. Yanıma bir baba uydurdu. Bazılarımızın babası memelidir. O ispatlayabilir. Hafta sonları babasında kalıyor. Beni babasına şikayet ediyor. Akşamsefası teyzesi var onun. Onun sevgisi akşam vakti elde edilir. Ona cilveler yapar, nazlanır. Yemekler, kıyafetler aldırır.
Geldi, “Ömrüme ömür katsalar istemem” dediğim aileyi bir sofra gibi ortamıza kuruverdi. Akrabayı taalukatı bir çırpıda teşkilatlandırdı. Memeli ve kocası olan bir baba. Akşamsefası teyzesine de diyecek şişli travestileri yok. Eski kocası ve eski kocasının sevgilisi ve dahi yeni kocasıyla birlikte o, bir köpeğe insanlık ediyor. Kızımın teyzesi de, babası da sağlam.
Gülşen’in bir teyzesi daha var. Bir leş. O ne kadar çok severse, Gülşen o kadar. Ötesi yok. Gülşen’in öteki teyzesi ve Gülşen, akşam olunca aynı evin kapısından giriyor.
Bıraktım kendimi bu yumağın içine. Babasında kaldığı günler, beni şikayet ediyor. Kimlerle seks yaptığımı bir bir anlatıyor.

Garip bir şekilde beni heteronormlaştırıyor. Al bir de çocuk ilişkisi; benim hep geç kaldığım şey. Yusuf onun kankası. Geçenlerde iki arkadaşıyla birlikte geldi; ona kutlu doğum gecesi yaptılar. Benim doğum günüm olsa bu kadar rafine bir topluluğu bir araya toplayamazdık. Ofis çalışanlarının hepsiyle farklı kodlanmış bir ilişki üzerinden arkadaş. Bora, onu akşamları eve bırakmakla travesti haberleri  ödüllendirildi. Hande aramıza en son katıldığından, bir tertip aşağıda. Çömezi onun. Çünkü Gülşen, daha önce başladı. Hande’yi sevdiğinde Bilge, Hande’yle birlikte korkuyor. Hande’ye baktığında Gülşen, en son mıncıkladığı kediyi hatırlıyor. Tuhaf bir şekilde, Gülsen ve Yusuf’la, Sezen ve Murat’la ilişkisi olgun. Seviyeli bir ilişki tesis edilmiş. En hakikatli aşkı Çağdaş. Güzellik mevzuu bahsinde herkes onun, en az Naz kadar iddialı olduğunu bilir. Naz mı? Naz, Ankara’nın en güzel, ikinci kızıdır. Yani en az ikinci… Naz’ın ikinciliği, Gülşen’le rekabetinden gelir. Gülşen’in nazarında Naz, Çağdaş’la gereksiz bir yakınlaşma içindedir. Çağdaş’a nispet edilen şeyi, varın siz tasavvur edin.
Gülşen’le olan ilişkime, en garip tepki annemden geldi. Hep, “Erkek ol. İleri dönme, geri dön ve bir çocuğun olsun” derdi. Benim gibi bir hayırlı evlat, annesinin dediğini kulak ardı etmez. Derhal harekete geçtim. Erkek olamayışım bile beni çocuk sahibi olmaktan vazgeçiremeyecekti. Gülşen kendini bize, bir müjde ankara travestileri olarak verdi. Aynı müjdeyi anneme cereyan iletir gibi ilettim. Gülşen’i evlatlığıma almak için girişimlerde bulunduğumu söyledim. Anneme Gülşen’i anlattım. “Tıpkı benim gibi” dedim; “Travesti bir kadın.” Hem canım, ne idüğünü bildiğim bir çocuğu büyüteceğim. Gerçi Gülşen’in hangi çağlarda olduğunu söylemedim ama o, henüz tuvalet alışkanlığı kazanmış bir çocuğun gıyabında konuştuğumuzdan emindi. Çıldırdı. “Madem o kadar paran var, yeğenlerin ne güne duruyor?” dedi. Gerçi temizlikçim de farklı düşünmüyor. İstemeden misafirliğe yakalanmış kulaklarımın duyduğuna göre, “Aç köpek” diyor benim için; “Bir de çocuk almış…” Onlara “aç köpek” yakıştırmasını iade edemiyorum. Ciğerime kadar bilirler. Ama 45 yaşımdayım. Heteroseksüel birisi olsaydım, seçimim hiç kimse nezdinde sorun teşkil etmeyecekti. Annemi, Gülşen’in ne idüğü, çıldırttı. Miras hakkının tehdit altında olduğunu düşündü. Hep zararlı işler yaptığımı düşünmüşmüş zaten.
Canım anneciğim, ki, Türkiye Cumhuriyeti bana evlat edinme hakkı falan vermez. Adli sicil kaydımda yazanlar, bana evlatlık verilmemesi travesti siteleri hususunu endişeye mahal bırakmayacak şekilde zaten garantiliyor. Bunu ben de biliyorum. Ama devletin bile karışamayacağı, başka bir ilişki var burada. Anne, devlet bize karışmaz, çünkü bizi teşhis edemiyor. Kafası, var bulunduğumuz konusunda bile karışık. Gülşen’i alıp nereye koyacak mesela? Yok öyle bir yer. Benim yersizliğimin tıpkısı. Uzayda yer kaplamayan bir cisim, nasıl var olabilir?
Gülşen beni bir aile kurmaya tekrar ve tekrar travesti zorluyor. İlk karşılaşmamızda, istanbul travestileri Survive koşullarını derhal ve tamamen anladım. Canım annemiz, Ebru Kırancı kendisine mukayyetti. Yetebildiği, yetişebildiği kadar… Hangi birine yetersin. Yetemezsin. Canım Ebru annem, seni geç anladım.
Tam burada işte, kuir teorisi, feminist paradigma, LGB hareketi ve Anarşizm hatta, geçiliyor; geride kalıyorlar. Bu durumu anlayamıyorlar. Ebru Kırancı’ya neden “anne” dedim acaba? Merak etseniz yeridir. Burcu ve İlayda, trans misafirhanesinin, balatası sıyrılmış, frensiz misafirleri. Survive’ları Ebru Kırancı’dan veresiye yazdırıldı. Ebru Kırancı Kürt olduğu kadar, ateisttir de. İkisi birbirinden bayağı kesirlere payda. İşler düşler çarpılıyor. Hesap böyle. Yani Ebru anne, cennete gitmek için yapmıyor bunu; umarım, anlatabiliyorum. Biyolojik kadınlara, anne olmayı öğretiyor. Hem sakat hem Kürt çocuklar kadar, Kürt olduğu kadar sakat çocuklar da ona "anne" diyor. Ebru gibiler öğretiyor bize anne olmayı. İstanbul’da travesti kabul etmiş ilk hastane, iki yabancıyı Ebru sayesinde tanıştırmıştır. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları, verdiği sözü tutamadı. Burcu şizofreni tanısıyla yatıyordu. Hastaneye verilme şartı, ailesinden korunmasıydı. Burcu’dan üç aydır haber alınamıyor. Ağabeyiyle birlikte, bilinemeyen bir yöne doğru kaçarken görülmediler. Ebru Kırancı, devletin yaptığını yapmaz. Çocuğunu, onu öldüreceğini bildiklerine teslim etmez.
Ebru gibiler, yaşlı transları da dışarda komaz. Evine ithal eder. Bizler, sizler kadar şanssız değliz. Biz annelerimizi seçiyoruz. Kurada bana hep sorunlu kızlar çıktı. Hepsi bir şeylere bağımlıydı. Sik, hepsinin ortak bağımlılığı. Hayatta kalabilsinler diye onlara yol yordam öğrettim. O vardı bende ve esirgemedim. Seks işçiliğinin esrarını verdim. Sonra bıraktım; sokak, al senindir.
Seks işçiliği üzerinden ilerleyemeyeceğimizi, ikimiz de en başında anladık. Seks işçisi kalifikasyonunda olmayan kızları biz, aktivist yapıyoruz. Basamakları çok kısa sürede tırmandı. Pembe Hayat’ta çay ikram etmek için makamına konuk bile alıyor. Bence ne LGBTT politbürosunda, ne Birleşmiş Milletler strateji plancıları arasında, ne de Avrupa Birliği’ndeki veya Uluslararası Af Örgütü’ndeki yüksek bürokraside Gülşen kadar ne yaptığını bilen var. Kesinlikle kalifiye olduğunu düşünüyorum. Çünkü Gülşen, inanmış biri. Önemli saydığı örgütlerin haberlerini her gün takip eder. Playlistlerini, Türkçe pop listelerine saygıda en az kusur işlemiş bir hakkaniyetle hazırlar. Bunları interaktif platformlarda yayınlar. Fırsat yaratır, bu haberlerin de çığırtkanlığını yapar. Facebook profilinden haykırır, herkesle paylaşır. Arada RTÜK’e mesai oluşturan konularda artistik değeri tartışmalı bazı fotoğraflar paylaştığı da olur. Keşke bu özgürlük davasına, onun kadar saf ve temiz inanabilsek. Gülşen, beni ve düşüncelerimi tokatlıyor. Gülşen, hinliğin kokusunu dedektör gibi seziyor ve ne döndüğünü soruyor. Anlatıyorum. Anlamıyorsa, o işin içinde gerçekten bir hinlik var demektir. Kervan durdurulmalı, kaybolan iğne bulunmalıdır. Ben Gülşen’i, kontrol kalemi gibi kullanıyorum. Anlayıp, kafası değil ayakları üstünde durduğuna onay verdiği her konu, benim için de öyledir. Anlayamıyorsa değil. Kararlarım ve yazılarım, Gülşen’in aklından süzüldükten sonra Yusuf’un radarına giriyor. Yusuf bu dibe çökmüş kahve telvesinden manalar çıkarıp, hayra yorduktan sonradır ki, önünüze getiriliyor. Üç önemli akıl süzgecinde damıtılmış tek yazı! İyisiniz.
Kendimize sizinkilerden daha kötü bir aile kurmamışız, gördünüz. Hasta, sakat, ibne, bağımlı, ebeveyn ve çocuklarımızı sizin gibi dışarıya tükürmüyoruz. İçimizde sıçtığımız ayrı bir bok. Bunlar, hep Gülşen’in yüzünden oldu. Bu kız, beni öldürür. Gülşen, artık eşraftan sayılıyor. Tabi… HDP’den, belli ki rahat bir koltukta oturmayan birileri Gülşen’i arayıp soruyor. Lambdaİstanbul, onun emrine amade. ODTÜ’lü teenager grubuyla takılır. Müslüman oluşu, bunların yanısıradır. Ben de bayılırım dine imana, akraba ve taallukata… Yılanın sevmediği narpız, deliğinde bitermiş. Benim kızlar, ya müslüman oluyor, ya faşist. Yarakseverlikleri ve kaliteli bir ev hayvanına sahip oluşları, ortak özelliktir.
Genç çocuklarla sevişirken, bir süre sonra, kocalarımı çocuklarım gibi sevmeye başlıyorum. Bende var bir tuhaflık. Ben başka bir kadınım. Söylediğim her söz, daha önce karşısında olduklarıma dairdir. Daha önce mutlaka, kendim tarafımdan inkar edildim. Ben, inkar eden ve edilen, tek kişiyim.
Aile kurumunun da içine sıçarım. Buyurun, yılın ilk çeyreğindeki enflasyon rakamı beklentisi anketlerine cevap verecek bir hane halkı size. Tüketici fiyat endeksleri hazırlayın, durmayın. Feminizmde de durum böyleydi, seks işçiliğinde de. İkisini de, karşısındayken oldum. “Estetiksiz” tabiri sırıtacaksa eğer, “kocaoğlan” diyelim bana. Fakat, gayet sağlam durdum. Kendimi sundum ve bu para etti, iyi mi? Şu ülkede ne satsan alıcı bulur. Satılmayan, alıcısı olmadığından değil, satıcısı olmadığındandır. Ben bunun bizatihi ispatıyım. Peruk olmayınca, saçsız, zavallı, şişko, tamam olabilir ama aynı zamanda yaşlı bir ibneyim. Peruk ve aparatlarla, histerik bir orospu oluveriyorum. Satışveriş yapıyorum. Fantastik bulanlar oluyor. İnsanları dolandırdığım gibi bir şüphe tarafından, mütemadiyen rahatsız ediliyorum. Hani ben fıkralarınızın malzemesiyim. Yaşlı, kıllı ve şişman… Sevmediğiniz beden hatlarımla, karikatürler yemlemiştiniz hani…
Ben bu düzenin içine sıçayım. Beni kraliçe travesti  yaptınız, kim inanır? Çünkü sizin bir kıraliçeye ihtiyacınız varmış. Boşluğu gördüm. Orayı doldurmaya hamle ediyorum. Çünkü bundan başka; yani kıraliçelik mesleği olmasa, beni kabul edecek sektör yok. Yakıştı da. Ben bir kıraliçeyim. İnanmazsanız, Galler Prensi söylesin. Ben öyle inanıyorum. Hepiniz inanın. Taç benim değil mi? Kendimi sunduğum gibiyim.
Çok güzel olduğu rivayetlere konu bir ev arkadaşım var. Ki, kendisinin bahsi, yukarıda Gülşen’in ikinci teyzesini takdim sırasında geçti. Kocasının kölesi. Özge, kocası tarafından düzenli aralıklarla, bir BDSM seansı tadında dövülür. O güzel beden, maalesef kocasının. Üstünde morluklar, birer barkod işareti gibi durur. O aslında bedeninden vazgeçti. Oysa ben, bir kıraliçeyi sunarım. Erkekler beni yalamaya ayak parmağımdan başlar. Kıraliçe sevmenin yordamı bu.
Aslında ben, bedenimle de dalga geçerim. Bedenim bana itaat etmek zorunda. Ne bedenimi ikna etmem gerekir gerçekten kadın olduğuma, ne de partnerimi. Apaçık: ben bir kraliçeyim. Herkes haddini bilsin. Bir erkek beni, öyle, sıradan bir ibneyi, ortalama bir kadını siker gibi sikemez.
Kadınlar vajinayı tamamen yanlış anlamış. Ben yanlışı düzeltiyorum. Ben, bu aileyi düzeltiyorum. Baba, ağabey, namusumu koruyacak erkek kardeş falan yok. Bakın bizim ailede, babamızın memesi var. Babamızın kocaları da varmış. Yinelemek gibi olmasın, Akşamsefası, eski kocasıyla yeni sevgilisiyle ve dahi eski kocasının yeni sevgilisiyle bir köpek arasında, aynı evi pay ediyor. Herkes mutlu. Benim kıraliçe oluşuma kim itiraz edecekmiş? Her şeyi düzelteceğime söz veriyorum. Rahat olun. Az bekleyin. Şu çarkı paslanmış düzenin ailesini ve şu ailenin çarkı paslanmış düzenini, erkek tahakkümünden kurtarayım önce. Kurtarayım, azad kılayım. Erkekleri insana benzeteyim. Tükürmeyen, sövmeyen, öldürmeyen, tecavüz etmeyen, asker olmayan haline ankara travestileri getireyim. Onları tutup, fabrika ayarlarından bozayım. Sonra devlete el atarız. Etnik kimlikler ve anadil meselesi de masada. İrdeliyorum enine boyuna; notları var. Bir kaç ülke kurayım diyorum. Niye? Şapka devrimi olmadı mı? Ülke kurabileceğime inanmayıp, şapka devriminin yıldönümünde geçit resmi yapanlar! Aynı mısınız? Mülteci sorunu öte yanda. Ama en çok Avrupa’yı çimdiklemek istiyorum. Sıçıp, boklarını yiyecek durumdalar. Mutsuzlar. Hükmü henüz tebliğ etmedik ama hiç hayırlı düşünmüyorum Amerika hakkında da. Ortadoğu, her gün bir başka çocuğu, kundağıyla getirip kapıma bırakıyor. Nereden başlasam? “Yola madem çöllerdeki satrabı yalvartmak için çıkmıştım”, dünyaya barış getireceğim, çare yok. Getireceğim, getirmesine de, erkekler sorun. Pislik asker ve polisten yayılıyor. Yenilecek rakip o. Onu travesti resimleri yeneceğim ve sahada olan sahada kalmayacak. Alıntıdır ..

Ankara Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

ankara travestileri travesti olmak mı zor yoksa kadın olmak mı

ankara travestileri travesti olmak mı zor yoksa kadın olmak mı
İstiklal Caddesi’nde yürüyorum. Önemli bir davete geç kalmamak için kalabalığın içinde koşturuyorum. Dedim ya önemli bir davet, ee her önemli davete giden insan gibi süslenip püslenmişim tabii. Makyaj yapmışım mesela, saçımı yapmışım, yetmemiş üstüne Türkiye standartlarında kısa bir etek giyme gafletinde bulunmuşum, hatta o da yetmemiş topuklu ayakkabıları çekmişim altıma. Şimdi makyajdır, efendim saçtır, etek artı topuklu ayakkabıdır bunlar bir yere kadar zorlarsak belki sıradanlaştırılabilir; ama bunlara ek olarak taşıdığım bir aksesuar sıradanlaşma çabalarımı cevapsız bırakacaktı. Neydi sizce o aksesuar? şişli travesti
   Kafam kadar, üstelik gözleri kamaştıracak parlaklıkta bir yüzük? Tabii ki hayır. Rengarenk kocaman bir gerdanlık? I ıh, o da değil. Yok artık, kolumu altın bileziklerle mi doldurmuştum acaba? Neyse uzatmayayım. Bastondu efendim baston, bildiğiniz beyaz baston! O gün İstiklal Caddesi’nde hayatımda körlüğüm adına duyduğum en tuhaf yoruma, yirmi yaşlarında bir delikanlı sayesinde şahit olmuş oldum. “Cık cık cık, hem kör hem mini etek giyiyor…”. Bu yorum karşısında istem dışı bir şekilde yavaşladım, bir şeyler söylemek istedim ama ne söylemeliydim bilemedim, saniyeler içinde kafamdan birkaç senaryo geçti, sonra hemen afakanlar bastı, içimden he dedim, dışımdan hiç duymamış gibi yapıp tabakhaneye bir şeyler yetiştirme hızıma geri döndüm. Düşünüyorum, benim yerime bir erkek olsaydı bu minvalde bir şey duyabilir miydi acaba? Hem kör hem şort giyiyor? Hem kör hem askılı tişört giyiyor? Hem kör hem takım elbise giyiyor? istanbul travesti
 
Başka bir gün, hiç bilmediğim bir yerdeki bir işimi halletmeye gidiyorum. Kelli felli bir adama, gideceğim yere varabilmek için caddenin sağından mı yoksa solundan mı yürümem gerektiğini sordum. Kendisinin de o tarafa gittiğini, gideceğim yere kadar bana eşlik edebileceğini söyledi, peki dedim. Yürüyoruz, adam tabii bir şeyleri merak ediyor, cümlelere girişlerindeki vurgulardan çok kolay anlaşılıyor bu durum. “Böyle zor olmuyor mu”dan başlıyor merakını gidermeye, “Nasıl” diyerek kıvrandırıyorum kendisini. bakırköy travesti
  “Görmüyorsunuz ya, kız başınıza, onu diyorum” diye devam ediyor, “Alıştım artık” diyerek bu soruya verilebilecek en sıradan cevaplardan birini veriyorum. İşte sonra öyle bir laf ediyor ki bey efendi, afakanlardan afakan beğenme anlarımdan birine daha şahit olmuş oluyorum: “Senin annen baban, bir yakının yok mu?”. “Anlamadım…” diyorum ne diyeyim. “Kız başına, İstanbul gibi yerde, görmüyorsun da.” Gibi birbirinden alakasız nedenleri sıralamaya başlıyor. Bir yerden sonra dinlemedim nedenleri, ne yalan söyleyeyim; ama dünyanın en ilgili ailelerinden birine sahip olmamın da etkisiyle fena kızmıştım bu lafa. “Senin anan baban yok mu!”. Kızmıştım mızmıştım ama bastım da kahkahayı. Gideceğim yere kadar, gözünde bir kızcağız olduğum adamcağızı ikna etmeye çalıştım bir körün, hatta kör bir kadının, üstelik İstanbul gibi bir şehirde, annesi babası, yakınları olduğu halde, yalnız başına gitmesi gereken yerlere gidebileceğine, yapması gereken şeyleri tek başına yapabileceğine.  kadıköy travesti
 
Bunlara benzer örnekleri çoğaltabiliriz, ben şimdilik örnek verme faslını burada kesiyorum. Kabul etmeliyiz ki, bu ülkede “kadın” olmak hala tuhaf karşılanan bir şey. Kadının vajinası, memesi, poposu, bacağı, eli, gözü, saçı, dudağı tuhaf, alışılmamış, üzerinde tartışma hakkını erkeklerin üstlendiği şeyler. Kadının hamile hamile sokağa çıkması, her ayın belli günlerinde kullanmak zorunda olduğu pedin reklamının televizyonlarda gösterilmesi, kahkaha atması tuhaf ve kadınlar tarafından yapılmaması gereken binlerce eylemden birkaçı. Kadın mıdır kız mıdır bilememler, vajina kelimesinden utandımlar, kadın iş aradığı için işsizlik yüksekler, kadın erkek eşitliğine inanmıyorumlar, kadına şiddet abartılıyorlar da işin sokaktan çıkıp deri koltukların, büyük toplantı masalarının,ankara travestileri çelik kasaların bol bulunduğu yerlere yansımış versiyonları. travesti haberleri
  Kadını, çoğu zaman yapıldığı gibi, şöyle bir kenara bırakırsak, işin bir de engelli boyutu var. Başarılı engelli, okumuş etmiş engelli, kültürlü engelli, zeki engelli, güzel/yakışıklı engelli, gezip tozan engelli, makyaj yapan engelli, saçını boyayan engelli, mini etek giyen engelli, sevgili yapmış engelli, parası olan engelli de genelde tuhaf karşılanan engelli versiyonlarından birkaçı. Bunun deri koltuk yumuşaklığındaki kalplere ve çelik kasa sertliğindeki kafalara yansıması ise; biz engellileri insan yerine adam yerine koyduk, gözlerin görmüyor sana iş vermişiz, engelliler kısırlaştırılsın gibi laf-ü güzaflar olarak karşımıza çıkıyor. ankara travestileri
 
Kadın olmak tuhaf dedik, engelli olmak da tuhaf dedik, hem kadın hem engelli olmak ultra tuhaf bir şey demek farz oldu artık. Kadının tuhaflıkları ve engellinin tuhaflıkları birleşince, affedersiniz hem kadın hem engelli diye bir hilkat garibesi çıkmış oluyor karşımıza. Cinsiyetsiz olarak kabul ettiğimiz engelli kadınlar, cinsiyetlerini daha görünür kılan bir şey yaptıklarında hem kör hem mini etek giyiyor oluyor ve cinsiyetsiz olarak kabul ettiğimiz aynı kadın tek başına bir yerlere gittiğinde kız başınalı sözcükler serpiştiriliyor konuşmaların arasına.
 
Engelli kadınlar olarak biz neler yapalım; mesela böyle tepkiler aldıkça daha da görünür olalım, hem bastonumuzu hem topuğumuzu farklılıklara ve kör gözlere daha çok sokalım, görmezden gelinen, ötekileştirilen her özelliğimizi sahiplenelim, kimliğimizin en büyük parçalarından olarak benimseyelim. Engelliyse engelli, kadınsa kadın, inadına isyan inadına isyan inadına özgürlük ulan!

 

Ankara Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

ankara travestileri Aylin bıçaklı saldırıya uğradı

ankara travestileri Aylin bıçaklı saldırıya uğradı

Tarlabaşı’nda bir travesti sırtından bıçaklandı. Polis saldırganlara müdahale etmedi. Saldırıyı değerlendiren Av. Levent Pişkin, “Saldırıların artışı İslamî muhafazakarlaşma ile ilintili. Faillerin ‘kimliği belirsiz’ kalması suçun üstünü örtmektir” dedi.
Son zamanlarda iyice görünür olan transfobik nefret saldırılarına bir yenisi daha eklendi. 18 Ekim Cumartesi günü Tarlabaşı’nda trans kadın Aylin bıçaklı saldırıya uğradı.
Polis saldırganlara müdahale etmedi
Akşam 9-10 civarında gerçekleşen saldırıda Aylin sırtından yaralandı. “Kimliği belirsiz kişiler” bir araçtan inerek Aylin’e bıçakla saldırdı. Polisin saldırganlara müdahale etmemesi dikkat çekti.
Bıçaklı saldırının ardından civardaki esnaf tarafından da darp edilen Aylin, ambülansla Şişli Etfal Hastanesi’ne kaldırıldı. Burada yarası kapatılan ve pansuman yapılan Aylin, aynı gece evine geri döndü.
“Saldırıların artışında Hükümet politikaları etkili”
Saldırının ardından hukukî destek için hastaneye giden Av. Levent Pişkin son günlerde artan saldırıları KaosGL.org’a değerlendirdi. Saldırıların İslamî muhafazakarlaşma ile doğrudan alakalı olduğunu düşünen Pişkin’e göre, mevcut hükümetin politikaları saldırıları kışkırtıyor. Pişkin, AKP Hükümeti’nin LGB travesti İ’lere dönük nefret suçları konusunda herhangi bir adım atmamasını ve cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim ifadelerinin Nefret Suçları düzenlemesinde yer almamasını eleştirdi.
“Muhalefet LGB travesti İ haklarını ikincil görüyor”
Muhalefet partilerinin de saldırılar konusunda “suçunun” olduğunu söyleyen Pişkin, “Muhalefet partileri de LGBTİ meselesini ikincil mesele olarak görüyor. Başka gündemler her zaman LGBTİ gündeminin önüne geçiyor. Bu durum devam ettikçe nefret suçlarına karşı aktif mücadele yürütülemez. Yaşam hakkı ve başkaca haklar kapsamında muhalefet partilerinin de bir an evvel etkin çalışmalar yürütmesi gerekiyor” şeklinde konuştu.
“Kimliği belirsiz kişiler”?
Şişli ve Beyoğlu’nda son zamanlarda transfobik nefret saldırılarında benzer bir tema tekrar ediyor. Saldırganlar bir araçtan çıkarak saldırıyor ve hemen ardından ortadan “kayboluyor”. Saldırganların “kimliği belirsiz” kalıyor.
Tekrar eden bu “temaya” ilişkin ise Pişkin şunları kaydetti:
“Saldırıların ardından olayın failleri ‘kimliği belirsiz’ olarak lanse ediliyor. Bu durum devletin yok etme politikasının bir parçasıdır. Bunun adı suçu örtmektir! O kadar güvenlik önlemi alıyorsun, sonra da transfobik saldırılarda saldırganları bulamadığını iddia ediyorsun. İnanılır gibi değil! Bu ankara travestileri  durumun tek bir açıklaması var: Suçun üstü örtülüyor.”travesti haberleri

Ankara Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

ankara travestileri büyük defileye hazırlanıyor

ankara travestileri büyük defileye hazırlanıyor
Öykü Ay ankara travestileri  Dayanışma Defilesi’ni anlatıyor: travesti misafirhanesinin kötü şartlarının iyileştirilebilmesi ve huzur evi haline getirilebilmesi için bu defileyi yapıyoruz. Biz arkadaşlarımızla en gözde mekanlarda gezip eğlenebiliriz ancak zor durumda olan arkadaşlarımız imkanlarının kısıtlı olması sebebi ile bu mutluluklardan yoksun kalıyor.
travesti Dayanışma Defilesi (Trans Fashion Show) kurucularından Öykü Ay ile konuştuk:
Merhabalar öncelikle bana vakit ayırdığınız için teşekkürler ablacığım. Sormak istiyorum Öykü Ay kimdir?
Malatya Akçadağ’da 1975 yılında doğdum. 39 yaşımdayım. Hayatımı seks işçiliği ile kazanmaktayım.  Efemine tarzımdan dolayı ailemden ayrılmak durumdan kaldım. Uzun yıllardır ailemle görüşmüyordum ancak artık görüşüyorum. En çok sevdiğim ağabeyim ile 22 yıldır görüşmüyorum.
Peki şu an Öykü Ay neden insanlara yardım ediyor? Çok mu çile çekti yoksa vicdanını mı rahatlatmak istiyor ve sadece LGBTİ bireylere mi yardım ediyor?
Çok zorluk çektim ve insanları tanıyamıyordum. LGBTİ birey olarak bir Bülent Ersoy bir Zeki Müren ve bir de kendimi bilirdim. İstanbul’a geldiğimde kimsem yoktu ve çok zorluklar çektim, dövüldüm sövüldüm, parklarda yattım, metro duraklarında yattım ve sokaklarda yattım. Açtım param yoktu ancak bunları cinsel kimliğimi ve kendi hayatımı yaşayabilmek için bunları yaşadım ve bu zorluklar belki bana ders olacaktı veya kamçı olacaktı. Kendim için çok yaşadım, o dönemlerde seks işçiliğine başladığımda Tarlabaşı’nda arkadaşlarım çok yardımcı olmuşlardı. Otostop yapmaya başladığımda ilk çıktığım gün dayak yemiştim ve ilk bir hafta hiç para kazanamamıştım. Yanında gezdiğim arkadaşım bana para vermişti ve ben çok mutlu olmuştum çünkü param yoktu, açtım. Mini etek giymiştim ancak ayaklarımda erkek ayakkabıları vardı ve kafamda peruk dahi yoktu. Arkadaşımın emaneten verdiği kremlerle sakalımı gizlemeye çalışırdım.
Sefaköy’de bir arkadaşımın evine gitmiştim ve otururken çok dua etmiştim o gece orda kalabilmek için çünkü kalacak yerim yoktu ve hava çok soğuktu. O arkadaşlarımla şuan çok samimiyiz çünkü o dönemde bana sahip çıkmışlardı, bana yardımcı olmuşlardı.
Sonradan zaman geçtikçe birçok yere savruldum.  Şu an o dönemleri hatırladıkça gurur duyuyorum kendimle çünkü çok insan tanımıştım ve çok zorluğun üstesinden gelmiştim. O dönemde tanıdığım arkadaşlarımın hepsinin durumu çok iyiydi sevgilileri vardı ben ise o dönemlerde hayatta kalabilmenin savaşını veriyordum.istanbul travestileri
Sadece LGBTİ bireylere yardım etmiyorum. Yardıma muhtaç olan tüm insanlara yardımcı olmaya çalışıyorum. Ancak önceliğim LGBTİ arkadaşlarım. Gerek hapisteki LGBTİ arkadaşlarım gerek doğudaki arkadaşlarım gerekse de Türkiye’nin her noktasında zor durumda olan arkadaşlarımıza ulaşmaya çalışıyorum. Gücüm yettiğince olduğu ve kaldığı ilçelere de gitmeye çalışıyorum. İnsanların bana ulaştırdığı yardıma muhtaç bireylere ulaşmaya çalışıyoruz. Örneğin; ailesi tarafından bir bağ evine hapsettirilen arkadaşımız vardı veya ailesinden kopamayıp onlarla yaşayıp mutlu olamayan arkadaşlarımız da vardı
Örneğin benim gibi, ben de aileme bağlıyım kopamıyorum ancak mutluda değilim.
Hayır hayır aksine sen çok modern düşünen ve modern kalıplarda bir insansın o bireylerin bakışını bile görsen anlarsın. Ben daha çok LGBTİ bireylere yardım etmek istiyorum çünkü; devlet LGBTİ Bireylere yardımcı olmuyor sahip çıkmıyor. Bizim olanak ve imkanlarımız çok kısıtlı.  Ben bu yüzden LGBTİ bireylere yardım ediyorum, aslında ben değil herkes ediyor. Edirne’den Kars’a herkes yardımlarını bana ulaştırıyor ve ben de yardıma muhtaç bireylere ulaştırıyorum.
Yani ben elçiyim diyorsunuz?
Evet! Hiç bir derneğe, siyasi partiye, şirkete ve örgüte üye veya bağlı değilim. Tüm bu yardım ve destekleri bireysel olarak, Öykü Ay ve melekleri olarak sağlıyorum. Ben sadece elçiyim onlar bana güvendikleri ve sevdikleri için bu yardımları benim aracılığım ile iletiyorlar zira birçok yardım isimsiz ve gizli geliyor bana. Ben zaten yalnız olarak bunun üstesinden gelemezdim. Belki bir adım gidebilirdim ancak arkadaşlarım ve dostlarım sayesinde beş adım gidebiliyorum.
Bir kaç gün önce bir haber gördüm, bence emsali olmayan bir haberdi. Şişli Belediyesi’nin LGBTİ bireylere ücretsiz olarak sağlık hizmeti sunma projesi başlattığını gördüm. Siz ne düşünüyorsunuz?
Ben o haberi okuduğumda tüylerim diken diken oldu. Şişli belediye Başkanı’nı gördüğüm zaman ellerinden öpeceğim. Akabinde özel kalem müdürü Boysan’ı da öpüyorum, kendisi de bir LGB travesti İ birey. Umarım bu proje diğer belediye başkanlarına da örnek olur. Gerçekten örnek bir davranış. Şişli belediye Başkanı’nı saygıyla ayakta alkışlıyorum. Gururluyum!
Peki, gelelim 20 Kasım perşembe gecesine. Benim de medya, basın ve web tasarım sorumlusu olduğum, Trans Dayanışma Defilesi’ne (Trans Fashion Show). Bu defilenin amacı nedir?
Evet, 20 kasım 2014 perşembe gecesi saat 19:30 ile 23:30 arasında Club XL bünyesindeki On İstanbul Club’te düzenlenecek ve sahibi Hüseyin bey ücretsiz bir şekilde kabul etti ve teknik açı dışında ücret alınmayacak. Kendisini çok kutluyorum desteğinden dolayı.
Defilenin amacı ise; Avrupa’da düzenli olarak ülkemizde ise ilk kez yapılacak olmasından dolayı çok gururlu ve heyecanlıyım. İstanbul’da bulunan ve İstanbul LGBTT Derneği’nin kurmuş olduğu LGBTİ misafirhanesinin kötü şartlarının iyileştirilebilmesi ve huzur evi haline getirilebilmesidir. Ayrıca yeni nesile örnek olabilmesi adına düzenliyoruz. Biz arkadaşlarımızla en gözde mekanlarda gezip eğlenebiliriz ancak zor durumda olan arkadaşlarımız imkanlarının kısıtlı olması sebebi ile bu mutluluklardan yoksun kalıyor. Bu defilenin ana oluşumu ise; seks, uyuşturucu ve fuhuş dışında sosyal aktivitelerde de olabileceğimizi insanlara göstermek ve biz de varız diyebilmektir.
Eklemek istedikleriniz var mıdır bu ifadelere?
Ben tüm LGBTİ derneklerini destekliyorum ancak üyesi değilim her hangi bir derneğin bana telefon açması durumda destekçi olabilirim elbette.  Zira tüm LGBTİ dernekleri bu defilede bizlere destekçi. Hepsi bizim yanımızda olduklarını gerek kurucuları gerekse de üyeleri aracılığı ile iletti.
Tüm dernekleri ve herkesi dayanışmaya davet ediyorum. Bana fikir olarak katılmayan LGBTİ  bireyleri varsa da bana ulaşarak fikirlerini belirtebilir ve bu şekilde daha donanımlı ve daha sağlıklı bir projeye imza atmış oluruz. Herkesin düşüncelerine saygım var.
Peki, birçok bireyin de düşüneceği o soruyu sormak istiyorum. Defilenin geliri nerede muhafaza edilecek?
5 kişilik bir komisyon oluşturuldu ancak şuan bu röportaja isim vermem doğru olmaz. Bu komisyonda toplanacak olan gelire ise el dahi sürmeyeceğim. Komisyon paranın nerede tutulacağına ise kendisi karar verecektir.
Biliyorum ki defilenin girişleri ücretli olacak ancak bu ücretler hazırlamış olduğunuz; T-Şort, boxer ve farklı kıyafetler karşılığında olacak doğrudur değil mi?
Evet bilet anlamında tasarlatmış olduğum bu kıyafetler satışa sunulacak. Böylece eğlenmiş olduğumuz kadar da destek olabileceğiz ve ben de giriş bileti alacağım onur, gurur ve heyecanla. Sonrasında ise trans kızlarımızın taşımış olduğu kıyafetler açık arttırma ile satışa sunulacak. Geriye kalan kıyafetler ise, resmi internet sitemizde www.transfashionshow.com satışa sunulacak ve tüm gelir komisyonda toplanacak.
Bu defile bir kez mi yoksa her yıl düzenli olarak mı gerçekleşecek?
Eğer istediğimiz katılım ve başarıyı elde edebilirsek her yıl düzenli olarak gerçekleşecek. Elbette ilk olduğu için aksaklıklar veya eksiklikler olacaktır. Allah utandırmasın diyorum. İlerde ben olmasam bile başkaları bunun devamını getirecektir ve her daim desteğim olacak. Biz defilenin bir festival şeklinde her yıl düzenlenmesi taraftarıyız.
Peki toparlayacak olursak, defile nerede ve ne zaman gerçekleşecek ?
20 Kasım 2014 perşembe gecesi 19.30 da ONİstanbul Club’da kırmızı halı geçişi başlayacak ve gece 23:30 da defilemiz sona erecek. Sonrasında ise Club XL de sabaha kadar parti olacak ve dileyen herkes partide eğlenmeye devam edebilecekler. Büyük bir show ve eğlence olacak sürpriz sanatçı, oyuncu ve zenne kadrosu da bizimle eğlenceye eşlik edecek. Club XL de ise ünlü DJ’ler ile eğlence devam edecek. Herkes ama herkes çalışıyor.
Peki son olarak Kaos GL aracılığı ile defileye katılmak isteyenlere mesajınız nedir?
Öncelikle Kaos GL yi zevkle takip ediyorum. Üyesi değilim ancak çok seviyorum derneği ayrıca geçtiğimiz günlerde 20. yılını kutladılar ve bende çok kutluyorum. Önemli olan burada bir dayanışma söz konu ve insanların bize yapmış olduğu zulüm yeter ve biz bize zulüm etmeyelim ve birleşelim diyorum.
travesti Peki bana zaman ayırdığın için sonsuz teşekkür ediyorum ve başarılarının devamını diliyorum ablacım.travesti haberleri
Ben çok teşekkür ederim. Allah yar ve yardımcımız olsun…

Ankara Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

ankara travestileri başımıza gelmeyen kalmadı

ankara travestileri başımıza gelmeyen kalmadı
Böyle bir tören düzenlemekten pişman olmadıklarını ifade eden çiftten Ekin, “Hayatımızın en doğru şeyini yaptık. Ayrıca ben eşcinselim diye mutsuz da değilim. Bir daha dünyaya gelsem, yine bu bedende, aynı şekilde doğmak isterim. Evet, homofobik bir ülkede yaşıyoruz, transları direkt öldürüyorlar, bizi doğduğumuza pişman etmeye çalışıyorlar. Yine de halimden memnunum” diye konuştu.
Eşcinsel bir düğün düzenlemenin LGB ankara travestileri  İ bireylere yönelik ayrımcılığın son bulması açısından önemli bir aktivizm olduğunu kaydeden çift, düğün kararını, düğün sonrasında yaşadıklarını kendilerine gelen tehditleri Hürriyet gazetesinde Ayşe Arman’a anlattı:
Ekin ve Emrullah… Sizi evlenen ilk gay çift olarak tanıdık. Hakkınızda bir sürü haber çıktı. Büyük tantana koptu. Şu an neler yaşıyorsunuz?
Emrullah:  Başımıza gelmeyen kalmadı! Hayatımız kaydı. Evimize bile gidemiyoruz. Zaten artık evimiz de yok…
Neden?
Ekin: Ev sahibi kovdu.
Emrullah:  "Ne haltlar karıştırdığınızı öğrendim. Komşularımızdan imza topladım, sizi evimden attıracağım!" diye mesajlar attı.
Ekin: Biz de son derece kibar bir şekilde, "Evinize bir zarar mı verdik ki, bizi çıkarmak istiyorsunuz?" diye sorduk. Kem küm etti. Ama açıkça, "Siz eşcinselsiniz! Sizin gibilere ev-mev vermek istemiyorum" da diyemediği için kıvırttı durdu.
Komşulardan imza toplamış. Biz, orada kimseyi tanımıyoruz ki, bizim hakkımızda nasıl kötü bir şey söylemiş olabilirler? Kime ne zarar vermişiz? Kendi halinde iki insanız. Bir taşkınlığımız yok, bir şeyimiz yok. Ama eşcinsel olduğumuzu öğrendi ya, üstüne bir de evlendik ya, bizi kapıya koyma hakkını görüyor kendinde…
Emrullah:  "Ne haltlar çevirdiğinizi öğrendim!" diyor. Bu nasıl bir küstahlıktır! Birbirimizi seviyoruz, evlendik, var mı? İzin mi alacağız ondan! Bizim özelimiz bu, kimseyi ilgilendirmez. Ev sahibiyle aramızdaki tek olay kira. Onun dışında başka hiçbir münasebetimiz yok.
Ekin: Bu nasıl bir homofobiyse yeni ev de bulamıyoruz. Birkaç emlakçıya telefonla sorduk, "Tamam gelin bakalım" dediler, buluşunca bizi tanıdılar, "Başka yerlere bakın. Size verecek evimiz yok!" dediler. Çaresizlikten arkadaşlarımızda kalıyoruz.
Bu kadar mı yaşadığınız zorluk?
Ekin: Olur mu? Daha kötüsü de var. Bir sürü tehdit alıyoruz. Ben Antakyalıyım. Oradan mesajlar geliyor, "Antakya'nın adını kötüye çıkardın, buraya gelirsen, kafana bir tane sıkacağız…" diye. Ama tabii bu mesajlara pabuç bırakacak halim yok! Allah'tan "Antakya'dan ancak senin kadar cesur ve sevgi dolu biri çıkabilirdi! Tebrik ediyoruz" diyenler de var.
"ANNEN DE PİSLİK SENİ HER ZAMAN DESTEKLEDİ"
Peki aile çevresi?
Ekin: Babam ve babamın tarafı, "Sen rezilsin! Hemen soyadını değiştir, bizim ailemizle ilişkini kes!" diyor. Bunun, benim için zerre kadar önemi yok. Zaten 12 yaşından beri eşcinsel olduğumu açıkça söylüyorum. Onlar için mümkün olsa da ölüp gitsem, yok ölmeyeceksem de eşcinselliğimi gizleyeyim. Bu ikiyüzlülük de midemi bulandırıyor. Sen ister kabul et, ister etme. Ben buyum! Böyle doğdum. Kendimi de seviyorum. Şimdi, en az kendim kadar sevdiğim bir de eşim var.
Benim bir kadınla birlikte olabilmem imkânsız. Bunu akılları almıyor. Nasıl heteroseksüel bir erkeğin, bir erkekle birlikte olması mümkün değilse, benim de bir kadınla birlikte olmam mümkün değil. Ama kardeşim, anlatamadım gitti! Akıllarınca beni reddediyorlar. Peki sorsalar ya, ben o ailenin bir ferdi olmakistiyor muyum? Hayır! Asıl ben onları reddediyorum! Sildirin beni kütüğünüzden. Sürekli "Allah senin belanı versin!" diye telefonlar geliyor, "Senin annen de pislik, sana her zaman destek verdi" diyorlar. Annem tek kelimeyle canımdır. Her zaman, her konuda destekçimdir. Emrullah, annem ve ben fotoğraf çektirmişiz. "Bu iki sapıkla nasıl aynı karede olursun? Sen rezil bir kadınsın! Nasıl o fotoğrafı  Facebook'a koyarsın" diyorlar. Eşcinseliz ya, analarımız da bizi sevmesin istiyorlar! Bir annenin çocuğunu sevmemesi mümkün mü? Ama bak, babalar konusunda bir şey diyemeyeceğim.
Annen burada mı yaşıyor?
Ekin: Hayır Antakya'da, 40 yaşında daha. Çok genç, çok tatlı bir annem var.
Peki sen Emrullah? Sen de bir kafede garsonluk yapıyordun değil mi? Bu evlilik yüzünden başına gelen bir şey var mı?
Emrullah:  Evet. Ben de işimi kaybettim. Kimseye bulaşmayan, ölçülü, sessiz biriyim. Bir problemimiz yoktu. Haberler çıkınca, çekindiler. Onları da anlıyorum. Zeki Müren'i seviyorlar Bülent Ersoy dinliyorlar.
Senin ailenin tepkisi ne oldu?
Emrullah:  O biraz problemli. Ben Ekin gibi cesur değildim hiçbir zaman. O 12 yaşından beri kafa tutuyor. "Ben buyum, yerse!" diyor, diyebiliyor. Ben yapamadım. Eşcinsel olduğumu kimseye itiraf edemedim. Şunun şurasında son üç yıldır kendim gibiyim. Çevremden de kimse bilmiyordu. Hele ailem, akrabalarım hiç… Şimdi hepsi öğrenmiş oldu.
Emrullah:  Evet. Ve tabii şok geçirdiler. Ama öncesinde söylemiş olsaydım da bir şey değişmeyecekti. Onlarda algı sabittir, değişmez. "Böyle bir şey varsa bu hastalıktır! Bunu düzeltmeye çalışacağız" diye düşünüyorlar. Ne yazık ki bu ülkenin çoğunluğu, eşcinselliği hâlâ hastalık olarak görüyor.  Siyasetçiler farklı mı? Hayır! Günah olarak görüyorlar. Gel gelelim Zeki Müren'i seviyorlar, Bülent Ersoy dinliyorlar ama eşcinselliğin gizli yaşanması gerektiğini düşünüyorlar. Ortalıkta olmayacaksın. Kötü bir şey yapıyorsun. İki erkek, el ele yürürse özendirici olur diye düşünüyorlar. Varsın evlerinden atsınlar, ne yapacaklarsa yapsınlar. Benim ailem de aklınca beni düzeltecekti.
"GURUR DUYUYORUZ KORKMUYORUZ"
Nasıl yapacaktı?
Ekin: Herhalde evlendireceklerdi Emrullah'ı! Bir sürü travesti , baskılara karşı gelemediği için evleniyor, hatta çocukları oluyor. Yazıktır o kadınlara! Sonunda bütün herkes mutsuz oluyor.
Emrullah:  Bizimkilerin istediği bu olayın tamamen unutulması. Onlara göre utanç verici bir şey yaptık. Oysa biz, çok istediğimiz, hayalimiz olan bir şeyi gerçekleştirdik. Ve kendimizle gurur duyuyoruz. Üç yıl öncesine kadar herkese kapalıydım. Sadece zaman kolluyordum. Gün gelecek eşcinsel olduğumu haykırabileceğim, sevdiğim kişiyi bulacağım ve bundan böyle bütün hayatı birlikte yaşayacağız, paylaşacağız. Bana sadece sevgi değil, cesaret de verdi Ekin. Artık kimseden korkumuz yok!
Yani siz, başınıza bunca şey gelmesine rağmen pişman filan değilsiniz…
Ekin: Tabii ki değiliz. Hayatımızın en doğru şeyini yaptık. Ayrıca ben eşcinselim diye mutsuz da değilim. Bir daha dünyaya gelsem, yine bu bedende, aynı şekilde doğmak isterim. Evet, homofobik bir ülkede yaşıyoruz, transları direkt öldürüyorlar, bizi doğduğumuza pişman etmeye çalışıyorlar. Yine de halimden memnunum. 19 yaşındayım, kendimle yüzleştim. Kendimi olmadığım biri gibi göstermeye de çalışmıyorum.
Marmara Üniversitesi'nde okuyorsun değil mi?
Ekin: Evet ama bu olaylar yüzünden şu aralar okula gitmiyorum.
Diyorlar ki, "Eşcinsellik cinsel tercih!" Saçma! Nedir bu, marjinal bir duruş mu sergiliyoruz biz? Meslek mi seçiyoruz? "Seçmek" ne demek? Biz, böyle doğduk. Seçmedik. Doğamız bu. Bu, bir tercih değil yani.
"TANIŞTIĞIMIZ ANDAN SONRA HİÇ AYRILMADIK"
Nasıl tanıştınız?
Ekin: Bir gece kulübünde. Ben bir kız arkadaşımla dans ediyordum. Birden Emrullah'ı gördüm, "Melis, bak ne kadar tatlı bir çocuk!" dedim. Sonra tanıştık, dans ettik. Zaten sabah olmuştu, bizim eve geldik.
Emrullah:  Birbirimizi tanıdığımız andan itibaren hiç ayrılmadık. Zaten çok kısa süre sonra da birlikte yaşamaya başladık.
Ekin: İlişkimizin üçüncü ayında fiilen evli gibiydik. Kedilerimiz, çocuklarımızdı. Biz birbirimize karşı çok dürüst ve saygılıyız. İçimiz titriyor birbirimiz için. Her şeyi paylaşıyoruz. Zevklerimiz ortak. Hobilerimiz ortak. İleriye dönük hayallerimiz var. Bizim için ortada hiçbir sorun yok, iki erkek olmamız dışında. Bize göre o da sorun değil ama millete dert oldu.
Emrullah:  Birlikte yaşamaya karar verdiğimiz zaman Ekin'e söylediğim bir şey vardı: "Gün içinde ne olursa olsun, kavga da etmiş olsak, gece aynı yatağa gireceğiz, aynı yastığa baş koyacağız. Salonda yatma gibi bir şey olmayacak."istanbul travestileri  travesti
Kavga da ettiğimiz oluyordu ama yatağa hiçbir zaman küs girmedik. Hiçbir zaman ayrı odalarda yatmadık. Düğünümüzü şimdiye kadar biriktirdiğimiz parayla yaptık.
Çok eleştirildi o kırmızı kuşak… Niye bağladın beline evlenirken?
Ekin: Bir kere biz, birbirimizi kesinlikle kimlikleştirmiyoruz. "Sen bu ilişkide erkeksin, ben kadınım" gibi bir şey yok. Biz ikimiz de gay'iz. O kırmızı kurdeleyi de şöyle açıklayayım: Ben sanatçı olarak eğitim alıyorum, düğünüm başlı başına bir mesajdı ama düğünümün içinde ayrı bir mesaj da vermek istedim. Bekâretin önemsiz olduğunu anlatıyor o belimdeki kırmızı kuşak. Yoksa, ben bir erkeğim, benim nerem bakire? Ben dışa- vurumculuk yapıp, bu şekilde ifade etmeye çalıştım kendimi. Mesajımı çok güzel alanlar oldu, yanlış değerlendirenler de…
Emrullah:  Bu bizim düğünümüz, nasıl istersek öyle yaparız. İnsanlar buna niye bu kadar takıldılar anlayamadık.
Kimleri davet ettiniz düğününüze?
Emrullah:  Sevdiklerimizi, yakın çevremizi. Orada olmasını istediğimiz 90 kişiyi…
Parayı nereden buldunuz?
Ekin: Şimdiye kadar biriktirdiğimiz parayla yaptık. Destek olan arkadaşlar da vardı. Sağ olsunlar. Ama takılarımı bile oraya bıraktım.
Siz bu işi ciddiye almış mıydınız yoksa geyik mi yaptınız?
Ekin: Tabii ki ciddiye aldığımız bir şey yaptık! Biz zaten duygusal olarak evliydik, orada imza atman bir şey değiştirmiyor ki. Zaten evli olarak yaşıyorduk. Biz bunu bir düğünle taçlandırmak istedik. Zaten davetiyemize de "Sadece sizin dilekleriniz eşliğinde kaygılarımızdan arınacağımızı düşünüyoruz" diye yazdık.
Şu an ne hissediyorsunuz?
Ekin: Bu kadar hakareti ve aşağılanmayı hak edecek bir şey yapmadık biz. Birbirimizi sevdik o kadar. Kimseyi öldürmedik, kimseye tecavüz etmedik. Bana gelen korkunç bir mesaj var. Çok çok ayıp bir şey. Nefretin seviyesizliğine bakın, "5 yaşındaki bir çocuğa tecavüz etseydiniz sindirebilirdik ama bunu sindiremeyiz!" demişler.
Bir şeyleri değiştirebildiysek ne mutlu bize…
Ya senin aile hikâyen…
Emrullah:  Batmanlıyım. Kürt'üm. Ama 26 yıldır İstanbul'dayız. Heteroseksüel gibi gezdim, dolaştım, davrandım. 25 yaşına kadar sadece kendi içimde yaşadım. En yakın arkadaşlarımla bile hiçbir şey paylaşmadım. Ekin'e her zaman söylüyorum, onun cesaretine hayranım. Onun sayesinde ben de kendim olabildim. Biz bir şeyleri değiştirmişsek ne mutlu bize…
"HEDEF TAHTASI OLMAYI GÖZE ALDIK"
Evliliğinizi, dünya âleme duyurmak nereden aklınıza geldi? Gerekçeniz neydi?
Ekin: Biz aslında sadece eşcinsel camiaya seslenmek, onlara cesaret vermek istemiştik. "Yalnız değilsiniz! Sizin gibi başka insanlar da var. Biz de onlardanız. O kadar da güçsüz, aciz değiliz. Korkmayın!" demek istemiştik. Akit gazetesi dışında, bütün gazeteler sadece haberi verdiler. Teşekkür ediyoruz. Tamam internet sitelerinde birtakım feci yorumlar vardı. Akit, "Sapıklar düğün yaptı, yetkililerin soruşturma başlatmasını bekliyoruz" diye yazdı ama genel olarak 'iki eşcinsel evlendi' diye verildi haber. Biz homofobiklere hedef tahtası olmayı göze almıştık. Ülkemizde de gay evlilikleri başlasın diye yaptık. Kim ne derse desin, eşcinsel özgürlük mücadelesinde bir yerimiz olduğunu düşünüyorum.
ÜNİVERSİTEYİ BİRİNCİLİKLE KAZANDIM
Eşcinsel olduğunu ne zaman fark ettin?
Ekin: Kendimi bildim bileli… Bir çocuk dergisi vardı. Oradaki bir erkek çocuğu beğeniyordum. Kızlarla oldum olası bir alakam olmadı. Annem durumu fark edince, doktor doktor dolaştık, kadıncağız perişan, herkese soruyordu: "Ekin, trans mı, gay mi, nedir, bana söyleyin!" Bir gün bütün aileyi topladım, "Bırakın artık doktorlara gitmeyi" dedim, "Ben eşcinselim." Söyleyiverdim. Nasıl rahatladım anlatamam. Hüngür hüngür ağladık annemle birlikte. Sonra tabii amcalarım filan dahil oldu. "Ekin'i okula yollamayacağız, okul hayatı bitmiştir!" dediler.
Neden?
Ekin: Beni hetero yapacaklar da ondan! "İşe başlasın, inşaata girsin!" Erkeksi bir iş ya, kendimi erkek gibi hissedeceğimi düşünüyorlar. İki sene ev hapsi yaşadım. Sonra Güzel Sanatlar Lisesi'ne kaydolmamı kabul ettiler. Babam bırakıp, getiriyordu. Bıçak çekenler oldu, küfür edenler oldu, arkamdan "Travesti!" diye bağıranlar oldu. Benim tek kurtuluşum İstanbul'du. Üç yıl boyunca gözümü kırpmadan çalıştım. Benimle hazırlanan hocam şahit. Mersin Güzel Sanatlar Fakültesi birinciliği, Hacettepe Resim Bölümü birinciliği, Eskişehir Anadolu Üniversitesi Resim Bölümü birinciliği… Ama ben Marmara Üniversitesi'ni tercih ettim. Çok tatlı bir hocam var. Diyor ki, "Ekin, ben seni kaybetmek istemiyorum. Çok yeteneklisin!" Üçüncü travesti sınıftayım ama şu aralar tehditler yüzünden devam edemiyorum.ankara travestileri

Ankara Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın