ankara travestileri Aylin bıçaklı saldırıya uğradı

ankara travestileri Aylin bıçaklı saldırıya uğradı

Tarlabaşı’nda bir travesti sırtından bıçaklandı. Polis saldırganlara müdahale etmedi. Saldırıyı değerlendiren Av. Levent Pişkin, “Saldırıların artışı İslamî muhafazakarlaşma ile ilintili. Faillerin ‘kimliği belirsiz’ kalması suçun üstünü örtmektir” dedi.
Son zamanlarda iyice görünür olan transfobik nefret saldırılarına bir yenisi daha eklendi. 18 Ekim Cumartesi günü Tarlabaşı’nda trans kadın Aylin bıçaklı saldırıya uğradı.
Polis saldırganlara müdahale etmedi
Akşam 9-10 civarında gerçekleşen saldırıda Aylin sırtından yaralandı. “Kimliği belirsiz kişiler” bir araçtan inerek Aylin’e bıçakla saldırdı. Polisin saldırganlara müdahale etmemesi dikkat çekti.
Bıçaklı saldırının ardından civardaki esnaf tarafından da darp edilen Aylin, ambülansla Şişli Etfal Hastanesi’ne kaldırıldı. Burada yarası kapatılan ve pansuman yapılan Aylin, aynı gece evine geri döndü.
“Saldırıların artışında Hükümet politikaları etkili”
Saldırının ardından hukukî destek için hastaneye giden Av. Levent Pişkin son günlerde artan saldırıları KaosGL.org’a değerlendirdi. Saldırıların İslamî muhafazakarlaşma ile doğrudan alakalı olduğunu düşünen Pişkin’e göre, mevcut hükümetin politikaları saldırıları kışkırtıyor. Pişkin, AKP Hükümeti’nin LGB travesti İ’lere dönük nefret suçları konusunda herhangi bir adım atmamasını ve cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim ifadelerinin Nefret Suçları düzenlemesinde yer almamasını eleştirdi.
“Muhalefet LGB travesti İ haklarını ikincil görüyor”
Muhalefet partilerinin de saldırılar konusunda “suçunun” olduğunu söyleyen Pişkin, “Muhalefet partileri de LGBTİ meselesini ikincil mesele olarak görüyor. Başka gündemler her zaman LGBTİ gündeminin önüne geçiyor. Bu durum devam ettikçe nefret suçlarına karşı aktif mücadele yürütülemez. Yaşam hakkı ve başkaca haklar kapsamında muhalefet partilerinin de bir an evvel etkin çalışmalar yürütmesi gerekiyor” şeklinde konuştu.
“Kimliği belirsiz kişiler”?
Şişli ve Beyoğlu’nda son zamanlarda transfobik nefret saldırılarında benzer bir tema tekrar ediyor. Saldırganlar bir araçtan çıkarak saldırıyor ve hemen ardından ortadan “kayboluyor”. Saldırganların “kimliği belirsiz” kalıyor.
Tekrar eden bu “temaya” ilişkin ise Pişkin şunları kaydetti:
“Saldırıların ardından olayın failleri ‘kimliği belirsiz’ olarak lanse ediliyor. Bu durum devletin yok etme politikasının bir parçasıdır. Bunun adı suçu örtmektir! O kadar güvenlik önlemi alıyorsun, sonra da transfobik saldırılarda saldırganları bulamadığını iddia ediyorsun. İnanılır gibi değil! Bu ankara travestileri  durumun tek bir açıklaması var: Suçun üstü örtülüyor.”travesti haberleri

Ankara Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

ankara travestileri büyük defileye hazırlanıyor

ankara travestileri büyük defileye hazırlanıyor
Öykü Ay ankara travestileri  Dayanışma Defilesi’ni anlatıyor: travesti misafirhanesinin kötü şartlarının iyileştirilebilmesi ve huzur evi haline getirilebilmesi için bu defileyi yapıyoruz. Biz arkadaşlarımızla en gözde mekanlarda gezip eğlenebiliriz ancak zor durumda olan arkadaşlarımız imkanlarının kısıtlı olması sebebi ile bu mutluluklardan yoksun kalıyor.
travesti Dayanışma Defilesi (Trans Fashion Show) kurucularından Öykü Ay ile konuştuk:
Merhabalar öncelikle bana vakit ayırdığınız için teşekkürler ablacığım. Sormak istiyorum Öykü Ay kimdir?
Malatya Akçadağ’da 1975 yılında doğdum. 39 yaşımdayım. Hayatımı seks işçiliği ile kazanmaktayım.  Efemine tarzımdan dolayı ailemden ayrılmak durumdan kaldım. Uzun yıllardır ailemle görüşmüyordum ancak artık görüşüyorum. En çok sevdiğim ağabeyim ile 22 yıldır görüşmüyorum.
Peki şu an Öykü Ay neden insanlara yardım ediyor? Çok mu çile çekti yoksa vicdanını mı rahatlatmak istiyor ve sadece LGBTİ bireylere mi yardım ediyor?
Çok zorluk çektim ve insanları tanıyamıyordum. LGBTİ birey olarak bir Bülent Ersoy bir Zeki Müren ve bir de kendimi bilirdim. İstanbul’a geldiğimde kimsem yoktu ve çok zorluklar çektim, dövüldüm sövüldüm, parklarda yattım, metro duraklarında yattım ve sokaklarda yattım. Açtım param yoktu ancak bunları cinsel kimliğimi ve kendi hayatımı yaşayabilmek için bunları yaşadım ve bu zorluklar belki bana ders olacaktı veya kamçı olacaktı. Kendim için çok yaşadım, o dönemlerde seks işçiliğine başladığımda Tarlabaşı’nda arkadaşlarım çok yardımcı olmuşlardı. Otostop yapmaya başladığımda ilk çıktığım gün dayak yemiştim ve ilk bir hafta hiç para kazanamamıştım. Yanında gezdiğim arkadaşım bana para vermişti ve ben çok mutlu olmuştum çünkü param yoktu, açtım. Mini etek giymiştim ancak ayaklarımda erkek ayakkabıları vardı ve kafamda peruk dahi yoktu. Arkadaşımın emaneten verdiği kremlerle sakalımı gizlemeye çalışırdım.
Sefaköy’de bir arkadaşımın evine gitmiştim ve otururken çok dua etmiştim o gece orda kalabilmek için çünkü kalacak yerim yoktu ve hava çok soğuktu. O arkadaşlarımla şuan çok samimiyiz çünkü o dönemde bana sahip çıkmışlardı, bana yardımcı olmuşlardı.
Sonradan zaman geçtikçe birçok yere savruldum.  Şu an o dönemleri hatırladıkça gurur duyuyorum kendimle çünkü çok insan tanımıştım ve çok zorluğun üstesinden gelmiştim. O dönemde tanıdığım arkadaşlarımın hepsinin durumu çok iyiydi sevgilileri vardı ben ise o dönemlerde hayatta kalabilmenin savaşını veriyordum.istanbul travestileri
Sadece LGBTİ bireylere yardım etmiyorum. Yardıma muhtaç olan tüm insanlara yardımcı olmaya çalışıyorum. Ancak önceliğim LGBTİ arkadaşlarım. Gerek hapisteki LGBTİ arkadaşlarım gerek doğudaki arkadaşlarım gerekse de Türkiye’nin her noktasında zor durumda olan arkadaşlarımıza ulaşmaya çalışıyorum. Gücüm yettiğince olduğu ve kaldığı ilçelere de gitmeye çalışıyorum. İnsanların bana ulaştırdığı yardıma muhtaç bireylere ulaşmaya çalışıyoruz. Örneğin; ailesi tarafından bir bağ evine hapsettirilen arkadaşımız vardı veya ailesinden kopamayıp onlarla yaşayıp mutlu olamayan arkadaşlarımız da vardı
Örneğin benim gibi, ben de aileme bağlıyım kopamıyorum ancak mutluda değilim.
Hayır hayır aksine sen çok modern düşünen ve modern kalıplarda bir insansın o bireylerin bakışını bile görsen anlarsın. Ben daha çok LGBTİ bireylere yardım etmek istiyorum çünkü; devlet LGBTİ Bireylere yardımcı olmuyor sahip çıkmıyor. Bizim olanak ve imkanlarımız çok kısıtlı.  Ben bu yüzden LGBTİ bireylere yardım ediyorum, aslında ben değil herkes ediyor. Edirne’den Kars’a herkes yardımlarını bana ulaştırıyor ve ben de yardıma muhtaç bireylere ulaştırıyorum.
Yani ben elçiyim diyorsunuz?
Evet! Hiç bir derneğe, siyasi partiye, şirkete ve örgüte üye veya bağlı değilim. Tüm bu yardım ve destekleri bireysel olarak, Öykü Ay ve melekleri olarak sağlıyorum. Ben sadece elçiyim onlar bana güvendikleri ve sevdikleri için bu yardımları benim aracılığım ile iletiyorlar zira birçok yardım isimsiz ve gizli geliyor bana. Ben zaten yalnız olarak bunun üstesinden gelemezdim. Belki bir adım gidebilirdim ancak arkadaşlarım ve dostlarım sayesinde beş adım gidebiliyorum.
Bir kaç gün önce bir haber gördüm, bence emsali olmayan bir haberdi. Şişli Belediyesi’nin LGBTİ bireylere ücretsiz olarak sağlık hizmeti sunma projesi başlattığını gördüm. Siz ne düşünüyorsunuz?
Ben o haberi okuduğumda tüylerim diken diken oldu. Şişli belediye Başkanı’nı gördüğüm zaman ellerinden öpeceğim. Akabinde özel kalem müdürü Boysan’ı da öpüyorum, kendisi de bir LGB travesti İ birey. Umarım bu proje diğer belediye başkanlarına da örnek olur. Gerçekten örnek bir davranış. Şişli belediye Başkanı’nı saygıyla ayakta alkışlıyorum. Gururluyum!
Peki, gelelim 20 Kasım perşembe gecesine. Benim de medya, basın ve web tasarım sorumlusu olduğum, Trans Dayanışma Defilesi’ne (Trans Fashion Show). Bu defilenin amacı nedir?
Evet, 20 kasım 2014 perşembe gecesi saat 19:30 ile 23:30 arasında Club XL bünyesindeki On İstanbul Club’te düzenlenecek ve sahibi Hüseyin bey ücretsiz bir şekilde kabul etti ve teknik açı dışında ücret alınmayacak. Kendisini çok kutluyorum desteğinden dolayı.
Defilenin amacı ise; Avrupa’da düzenli olarak ülkemizde ise ilk kez yapılacak olmasından dolayı çok gururlu ve heyecanlıyım. İstanbul’da bulunan ve İstanbul LGBTT Derneği’nin kurmuş olduğu LGBTİ misafirhanesinin kötü şartlarının iyileştirilebilmesi ve huzur evi haline getirilebilmesidir. Ayrıca yeni nesile örnek olabilmesi adına düzenliyoruz. Biz arkadaşlarımızla en gözde mekanlarda gezip eğlenebiliriz ancak zor durumda olan arkadaşlarımız imkanlarının kısıtlı olması sebebi ile bu mutluluklardan yoksun kalıyor. Bu defilenin ana oluşumu ise; seks, uyuşturucu ve fuhuş dışında sosyal aktivitelerde de olabileceğimizi insanlara göstermek ve biz de varız diyebilmektir.
Eklemek istedikleriniz var mıdır bu ifadelere?
Ben tüm LGBTİ derneklerini destekliyorum ancak üyesi değilim her hangi bir derneğin bana telefon açması durumda destekçi olabilirim elbette.  Zira tüm LGBTİ dernekleri bu defilede bizlere destekçi. Hepsi bizim yanımızda olduklarını gerek kurucuları gerekse de üyeleri aracılığı ile iletti.
Tüm dernekleri ve herkesi dayanışmaya davet ediyorum. Bana fikir olarak katılmayan LGBTİ  bireyleri varsa da bana ulaşarak fikirlerini belirtebilir ve bu şekilde daha donanımlı ve daha sağlıklı bir projeye imza atmış oluruz. Herkesin düşüncelerine saygım var.
Peki, birçok bireyin de düşüneceği o soruyu sormak istiyorum. Defilenin geliri nerede muhafaza edilecek?
5 kişilik bir komisyon oluşturuldu ancak şuan bu röportaja isim vermem doğru olmaz. Bu komisyonda toplanacak olan gelire ise el dahi sürmeyeceğim. Komisyon paranın nerede tutulacağına ise kendisi karar verecektir.
Biliyorum ki defilenin girişleri ücretli olacak ancak bu ücretler hazırlamış olduğunuz; T-Şort, boxer ve farklı kıyafetler karşılığında olacak doğrudur değil mi?
Evet bilet anlamında tasarlatmış olduğum bu kıyafetler satışa sunulacak. Böylece eğlenmiş olduğumuz kadar da destek olabileceğiz ve ben de giriş bileti alacağım onur, gurur ve heyecanla. Sonrasında ise trans kızlarımızın taşımış olduğu kıyafetler açık arttırma ile satışa sunulacak. Geriye kalan kıyafetler ise, resmi internet sitemizde www.transfashionshow.com satışa sunulacak ve tüm gelir komisyonda toplanacak.
Bu defile bir kez mi yoksa her yıl düzenli olarak mı gerçekleşecek?
Eğer istediğimiz katılım ve başarıyı elde edebilirsek her yıl düzenli olarak gerçekleşecek. Elbette ilk olduğu için aksaklıklar veya eksiklikler olacaktır. Allah utandırmasın diyorum. İlerde ben olmasam bile başkaları bunun devamını getirecektir ve her daim desteğim olacak. Biz defilenin bir festival şeklinde her yıl düzenlenmesi taraftarıyız.
Peki toparlayacak olursak, defile nerede ve ne zaman gerçekleşecek ?
20 Kasım 2014 perşembe gecesi 19.30 da ONİstanbul Club’da kırmızı halı geçişi başlayacak ve gece 23:30 da defilemiz sona erecek. Sonrasında ise Club XL de sabaha kadar parti olacak ve dileyen herkes partide eğlenmeye devam edebilecekler. Büyük bir show ve eğlence olacak sürpriz sanatçı, oyuncu ve zenne kadrosu da bizimle eğlenceye eşlik edecek. Club XL de ise ünlü DJ’ler ile eğlence devam edecek. Herkes ama herkes çalışıyor.
Peki son olarak Kaos GL aracılığı ile defileye katılmak isteyenlere mesajınız nedir?
Öncelikle Kaos GL yi zevkle takip ediyorum. Üyesi değilim ancak çok seviyorum derneği ayrıca geçtiğimiz günlerde 20. yılını kutladılar ve bende çok kutluyorum. Önemli olan burada bir dayanışma söz konu ve insanların bize yapmış olduğu zulüm yeter ve biz bize zulüm etmeyelim ve birleşelim diyorum.
travesti Peki bana zaman ayırdığın için sonsuz teşekkür ediyorum ve başarılarının devamını diliyorum ablacım.travesti haberleri
Ben çok teşekkür ederim. Allah yar ve yardımcımız olsun…

Ankara Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

ankara travestileri başımıza gelmeyen kalmadı

ankara travestileri başımıza gelmeyen kalmadı
Böyle bir tören düzenlemekten pişman olmadıklarını ifade eden çiftten Ekin, “Hayatımızın en doğru şeyini yaptık. Ayrıca ben eşcinselim diye mutsuz da değilim. Bir daha dünyaya gelsem, yine bu bedende, aynı şekilde doğmak isterim. Evet, homofobik bir ülkede yaşıyoruz, transları direkt öldürüyorlar, bizi doğduğumuza pişman etmeye çalışıyorlar. Yine de halimden memnunum” diye konuştu.
Eşcinsel bir düğün düzenlemenin LGB ankara travestileri  İ bireylere yönelik ayrımcılığın son bulması açısından önemli bir aktivizm olduğunu kaydeden çift, düğün kararını, düğün sonrasında yaşadıklarını kendilerine gelen tehditleri Hürriyet gazetesinde Ayşe Arman’a anlattı:
Ekin ve Emrullah… Sizi evlenen ilk gay çift olarak tanıdık. Hakkınızda bir sürü haber çıktı. Büyük tantana koptu. Şu an neler yaşıyorsunuz?
Emrullah:  Başımıza gelmeyen kalmadı! Hayatımız kaydı. Evimize bile gidemiyoruz. Zaten artık evimiz de yok…
Neden?
Ekin: Ev sahibi kovdu.
Emrullah:  "Ne haltlar karıştırdığınızı öğrendim. Komşularımızdan imza topladım, sizi evimden attıracağım!" diye mesajlar attı.
Ekin: Biz de son derece kibar bir şekilde, "Evinize bir zarar mı verdik ki, bizi çıkarmak istiyorsunuz?" diye sorduk. Kem küm etti. Ama açıkça, "Siz eşcinselsiniz! Sizin gibilere ev-mev vermek istemiyorum" da diyemediği için kıvırttı durdu.
Komşulardan imza toplamış. Biz, orada kimseyi tanımıyoruz ki, bizim hakkımızda nasıl kötü bir şey söylemiş olabilirler? Kime ne zarar vermişiz? Kendi halinde iki insanız. Bir taşkınlığımız yok, bir şeyimiz yok. Ama eşcinsel olduğumuzu öğrendi ya, üstüne bir de evlendik ya, bizi kapıya koyma hakkını görüyor kendinde…
Emrullah:  "Ne haltlar çevirdiğinizi öğrendim!" diyor. Bu nasıl bir küstahlıktır! Birbirimizi seviyoruz, evlendik, var mı? İzin mi alacağız ondan! Bizim özelimiz bu, kimseyi ilgilendirmez. Ev sahibiyle aramızdaki tek olay kira. Onun dışında başka hiçbir münasebetimiz yok.
Ekin: Bu nasıl bir homofobiyse yeni ev de bulamıyoruz. Birkaç emlakçıya telefonla sorduk, "Tamam gelin bakalım" dediler, buluşunca bizi tanıdılar, "Başka yerlere bakın. Size verecek evimiz yok!" dediler. Çaresizlikten arkadaşlarımızda kalıyoruz.
Bu kadar mı yaşadığınız zorluk?
Ekin: Olur mu? Daha kötüsü de var. Bir sürü tehdit alıyoruz. Ben Antakyalıyım. Oradan mesajlar geliyor, "Antakya'nın adını kötüye çıkardın, buraya gelirsen, kafana bir tane sıkacağız…" diye. Ama tabii bu mesajlara pabuç bırakacak halim yok! Allah'tan "Antakya'dan ancak senin kadar cesur ve sevgi dolu biri çıkabilirdi! Tebrik ediyoruz" diyenler de var.
"ANNEN DE PİSLİK SENİ HER ZAMAN DESTEKLEDİ"
Peki aile çevresi?
Ekin: Babam ve babamın tarafı, "Sen rezilsin! Hemen soyadını değiştir, bizim ailemizle ilişkini kes!" diyor. Bunun, benim için zerre kadar önemi yok. Zaten 12 yaşından beri eşcinsel olduğumu açıkça söylüyorum. Onlar için mümkün olsa da ölüp gitsem, yok ölmeyeceksem de eşcinselliğimi gizleyeyim. Bu ikiyüzlülük de midemi bulandırıyor. Sen ister kabul et, ister etme. Ben buyum! Böyle doğdum. Kendimi de seviyorum. Şimdi, en az kendim kadar sevdiğim bir de eşim var.
Benim bir kadınla birlikte olabilmem imkânsız. Bunu akılları almıyor. Nasıl heteroseksüel bir erkeğin, bir erkekle birlikte olması mümkün değilse, benim de bir kadınla birlikte olmam mümkün değil. Ama kardeşim, anlatamadım gitti! Akıllarınca beni reddediyorlar. Peki sorsalar ya, ben o ailenin bir ferdi olmakistiyor muyum? Hayır! Asıl ben onları reddediyorum! Sildirin beni kütüğünüzden. Sürekli "Allah senin belanı versin!" diye telefonlar geliyor, "Senin annen de pislik, sana her zaman destek verdi" diyorlar. Annem tek kelimeyle canımdır. Her zaman, her konuda destekçimdir. Emrullah, annem ve ben fotoğraf çektirmişiz. "Bu iki sapıkla nasıl aynı karede olursun? Sen rezil bir kadınsın! Nasıl o fotoğrafı  Facebook'a koyarsın" diyorlar. Eşcinseliz ya, analarımız da bizi sevmesin istiyorlar! Bir annenin çocuğunu sevmemesi mümkün mü? Ama bak, babalar konusunda bir şey diyemeyeceğim.
Annen burada mı yaşıyor?
Ekin: Hayır Antakya'da, 40 yaşında daha. Çok genç, çok tatlı bir annem var.
Peki sen Emrullah? Sen de bir kafede garsonluk yapıyordun değil mi? Bu evlilik yüzünden başına gelen bir şey var mı?
Emrullah:  Evet. Ben de işimi kaybettim. Kimseye bulaşmayan, ölçülü, sessiz biriyim. Bir problemimiz yoktu. Haberler çıkınca, çekindiler. Onları da anlıyorum. Zeki Müren'i seviyorlar Bülent Ersoy dinliyorlar.
Senin ailenin tepkisi ne oldu?
Emrullah:  O biraz problemli. Ben Ekin gibi cesur değildim hiçbir zaman. O 12 yaşından beri kafa tutuyor. "Ben buyum, yerse!" diyor, diyebiliyor. Ben yapamadım. Eşcinsel olduğumu kimseye itiraf edemedim. Şunun şurasında son üç yıldır kendim gibiyim. Çevremden de kimse bilmiyordu. Hele ailem, akrabalarım hiç… Şimdi hepsi öğrenmiş oldu.
Emrullah:  Evet. Ve tabii şok geçirdiler. Ama öncesinde söylemiş olsaydım da bir şey değişmeyecekti. Onlarda algı sabittir, değişmez. "Böyle bir şey varsa bu hastalıktır! Bunu düzeltmeye çalışacağız" diye düşünüyorlar. Ne yazık ki bu ülkenin çoğunluğu, eşcinselliği hâlâ hastalık olarak görüyor.  Siyasetçiler farklı mı? Hayır! Günah olarak görüyorlar. Gel gelelim Zeki Müren'i seviyorlar, Bülent Ersoy dinliyorlar ama eşcinselliğin gizli yaşanması gerektiğini düşünüyorlar. Ortalıkta olmayacaksın. Kötü bir şey yapıyorsun. İki erkek, el ele yürürse özendirici olur diye düşünüyorlar. Varsın evlerinden atsınlar, ne yapacaklarsa yapsınlar. Benim ailem de aklınca beni düzeltecekti.
"GURUR DUYUYORUZ KORKMUYORUZ"
Nasıl yapacaktı?
Ekin: Herhalde evlendireceklerdi Emrullah'ı! Bir sürü travesti , baskılara karşı gelemediği için evleniyor, hatta çocukları oluyor. Yazıktır o kadınlara! Sonunda bütün herkes mutsuz oluyor.
Emrullah:  Bizimkilerin istediği bu olayın tamamen unutulması. Onlara göre utanç verici bir şey yaptık. Oysa biz, çok istediğimiz, hayalimiz olan bir şeyi gerçekleştirdik. Ve kendimizle gurur duyuyoruz. Üç yıl öncesine kadar herkese kapalıydım. Sadece zaman kolluyordum. Gün gelecek eşcinsel olduğumu haykırabileceğim, sevdiğim kişiyi bulacağım ve bundan böyle bütün hayatı birlikte yaşayacağız, paylaşacağız. Bana sadece sevgi değil, cesaret de verdi Ekin. Artık kimseden korkumuz yok!
Yani siz, başınıza bunca şey gelmesine rağmen pişman filan değilsiniz…
Ekin: Tabii ki değiliz. Hayatımızın en doğru şeyini yaptık. Ayrıca ben eşcinselim diye mutsuz da değilim. Bir daha dünyaya gelsem, yine bu bedende, aynı şekilde doğmak isterim. Evet, homofobik bir ülkede yaşıyoruz, transları direkt öldürüyorlar, bizi doğduğumuza pişman etmeye çalışıyorlar. Yine de halimden memnunum. 19 yaşındayım, kendimle yüzleştim. Kendimi olmadığım biri gibi göstermeye de çalışmıyorum.
Marmara Üniversitesi'nde okuyorsun değil mi?
Ekin: Evet ama bu olaylar yüzünden şu aralar okula gitmiyorum.
Diyorlar ki, "Eşcinsellik cinsel tercih!" Saçma! Nedir bu, marjinal bir duruş mu sergiliyoruz biz? Meslek mi seçiyoruz? "Seçmek" ne demek? Biz, böyle doğduk. Seçmedik. Doğamız bu. Bu, bir tercih değil yani.
"TANIŞTIĞIMIZ ANDAN SONRA HİÇ AYRILMADIK"
Nasıl tanıştınız?
Ekin: Bir gece kulübünde. Ben bir kız arkadaşımla dans ediyordum. Birden Emrullah'ı gördüm, "Melis, bak ne kadar tatlı bir çocuk!" dedim. Sonra tanıştık, dans ettik. Zaten sabah olmuştu, bizim eve geldik.
Emrullah:  Birbirimizi tanıdığımız andan itibaren hiç ayrılmadık. Zaten çok kısa süre sonra da birlikte yaşamaya başladık.
Ekin: İlişkimizin üçüncü ayında fiilen evli gibiydik. Kedilerimiz, çocuklarımızdı. Biz birbirimize karşı çok dürüst ve saygılıyız. İçimiz titriyor birbirimiz için. Her şeyi paylaşıyoruz. Zevklerimiz ortak. Hobilerimiz ortak. İleriye dönük hayallerimiz var. Bizim için ortada hiçbir sorun yok, iki erkek olmamız dışında. Bize göre o da sorun değil ama millete dert oldu.
Emrullah:  Birlikte yaşamaya karar verdiğimiz zaman Ekin'e söylediğim bir şey vardı: "Gün içinde ne olursa olsun, kavga da etmiş olsak, gece aynı yatağa gireceğiz, aynı yastığa baş koyacağız. Salonda yatma gibi bir şey olmayacak."istanbul travestileri  travesti
Kavga da ettiğimiz oluyordu ama yatağa hiçbir zaman küs girmedik. Hiçbir zaman ayrı odalarda yatmadık. Düğünümüzü şimdiye kadar biriktirdiğimiz parayla yaptık.
Çok eleştirildi o kırmızı kuşak… Niye bağladın beline evlenirken?
Ekin: Bir kere biz, birbirimizi kesinlikle kimlikleştirmiyoruz. "Sen bu ilişkide erkeksin, ben kadınım" gibi bir şey yok. Biz ikimiz de gay'iz. O kırmızı kurdeleyi de şöyle açıklayayım: Ben sanatçı olarak eğitim alıyorum, düğünüm başlı başına bir mesajdı ama düğünümün içinde ayrı bir mesaj da vermek istedim. Bekâretin önemsiz olduğunu anlatıyor o belimdeki kırmızı kuşak. Yoksa, ben bir erkeğim, benim nerem bakire? Ben dışa- vurumculuk yapıp, bu şekilde ifade etmeye çalıştım kendimi. Mesajımı çok güzel alanlar oldu, yanlış değerlendirenler de…
Emrullah:  Bu bizim düğünümüz, nasıl istersek öyle yaparız. İnsanlar buna niye bu kadar takıldılar anlayamadık.
Kimleri davet ettiniz düğününüze?
Emrullah:  Sevdiklerimizi, yakın çevremizi. Orada olmasını istediğimiz 90 kişiyi…
Parayı nereden buldunuz?
Ekin: Şimdiye kadar biriktirdiğimiz parayla yaptık. Destek olan arkadaşlar da vardı. Sağ olsunlar. Ama takılarımı bile oraya bıraktım.
Siz bu işi ciddiye almış mıydınız yoksa geyik mi yaptınız?
Ekin: Tabii ki ciddiye aldığımız bir şey yaptık! Biz zaten duygusal olarak evliydik, orada imza atman bir şey değiştirmiyor ki. Zaten evli olarak yaşıyorduk. Biz bunu bir düğünle taçlandırmak istedik. Zaten davetiyemize de "Sadece sizin dilekleriniz eşliğinde kaygılarımızdan arınacağımızı düşünüyoruz" diye yazdık.
Şu an ne hissediyorsunuz?
Ekin: Bu kadar hakareti ve aşağılanmayı hak edecek bir şey yapmadık biz. Birbirimizi sevdik o kadar. Kimseyi öldürmedik, kimseye tecavüz etmedik. Bana gelen korkunç bir mesaj var. Çok çok ayıp bir şey. Nefretin seviyesizliğine bakın, "5 yaşındaki bir çocuğa tecavüz etseydiniz sindirebilirdik ama bunu sindiremeyiz!" demişler.
Bir şeyleri değiştirebildiysek ne mutlu bize…
Ya senin aile hikâyen…
Emrullah:  Batmanlıyım. Kürt'üm. Ama 26 yıldır İstanbul'dayız. Heteroseksüel gibi gezdim, dolaştım, davrandım. 25 yaşına kadar sadece kendi içimde yaşadım. En yakın arkadaşlarımla bile hiçbir şey paylaşmadım. Ekin'e her zaman söylüyorum, onun cesaretine hayranım. Onun sayesinde ben de kendim olabildim. Biz bir şeyleri değiştirmişsek ne mutlu bize…
"HEDEF TAHTASI OLMAYI GÖZE ALDIK"
Evliliğinizi, dünya âleme duyurmak nereden aklınıza geldi? Gerekçeniz neydi?
Ekin: Biz aslında sadece eşcinsel camiaya seslenmek, onlara cesaret vermek istemiştik. "Yalnız değilsiniz! Sizin gibi başka insanlar da var. Biz de onlardanız. O kadar da güçsüz, aciz değiliz. Korkmayın!" demek istemiştik. Akit gazetesi dışında, bütün gazeteler sadece haberi verdiler. Teşekkür ediyoruz. Tamam internet sitelerinde birtakım feci yorumlar vardı. Akit, "Sapıklar düğün yaptı, yetkililerin soruşturma başlatmasını bekliyoruz" diye yazdı ama genel olarak 'iki eşcinsel evlendi' diye verildi haber. Biz homofobiklere hedef tahtası olmayı göze almıştık. Ülkemizde de gay evlilikleri başlasın diye yaptık. Kim ne derse desin, eşcinsel özgürlük mücadelesinde bir yerimiz olduğunu düşünüyorum.
ÜNİVERSİTEYİ BİRİNCİLİKLE KAZANDIM
Eşcinsel olduğunu ne zaman fark ettin?
Ekin: Kendimi bildim bileli… Bir çocuk dergisi vardı. Oradaki bir erkek çocuğu beğeniyordum. Kızlarla oldum olası bir alakam olmadı. Annem durumu fark edince, doktor doktor dolaştık, kadıncağız perişan, herkese soruyordu: "Ekin, trans mı, gay mi, nedir, bana söyleyin!" Bir gün bütün aileyi topladım, "Bırakın artık doktorlara gitmeyi" dedim, "Ben eşcinselim." Söyleyiverdim. Nasıl rahatladım anlatamam. Hüngür hüngür ağladık annemle birlikte. Sonra tabii amcalarım filan dahil oldu. "Ekin'i okula yollamayacağız, okul hayatı bitmiştir!" dediler.
Neden?
Ekin: Beni hetero yapacaklar da ondan! "İşe başlasın, inşaata girsin!" Erkeksi bir iş ya, kendimi erkek gibi hissedeceğimi düşünüyorlar. İki sene ev hapsi yaşadım. Sonra Güzel Sanatlar Lisesi'ne kaydolmamı kabul ettiler. Babam bırakıp, getiriyordu. Bıçak çekenler oldu, küfür edenler oldu, arkamdan "Travesti!" diye bağıranlar oldu. Benim tek kurtuluşum İstanbul'du. Üç yıl boyunca gözümü kırpmadan çalıştım. Benimle hazırlanan hocam şahit. Mersin Güzel Sanatlar Fakültesi birinciliği, Hacettepe Resim Bölümü birinciliği, Eskişehir Anadolu Üniversitesi Resim Bölümü birinciliği… Ama ben Marmara Üniversitesi'ni tercih ettim. Çok tatlı bir hocam var. Diyor ki, "Ekin, ben seni kaybetmek istemiyorum. Çok yeteneklisin!" Üçüncü travesti sınıftayım ama şu aralar tehditler yüzünden devam edemiyorum.ankara travestileri

Ankara Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

ankara travestileri medya bizi canavarlaştırıyor

ankara travestileri medya bizi canavarlaştırıyor

Yıllardır medyanın sırtında bir kambur gibi yük misali sakıncalı konudur LGB travesti İ haberleri. Zaten haber merkezlerinde toplumsal cinsiyet diline hâkim çok az gazeteci vardır. LGBTİ haberleri yapmak çok hassasiyet gerektirir. Kullanılan cümleler özenle seçilmelidir. Bugüne kadar medyada çıkan LGBTİ haberlerinde genellikle trans kadınlar üzerinden bir nefret söylemi almış başını yürümüş. Kullanılan ifadelerde trans kadınlar "travesti terörü" "travestiler dehşet saçtı" "travestiler polisle çatışmaya girdi" gibi başlıklarla kötü ve ahlaksız gösterilmiştir. Son yıllarda LGBTİ, kadın ve toplumsal cinsiyet haberlerine duyarlı kadın gazetecilerin pozitif yönde haberleri biraz da olsa bu negatif algıyı yıkmakta etkili oldu.
Medya ne zaman trans kadınları haber yapsa hemen ertesi zamanlarda bir trans cinayeti yaşandı. Belki yapılan haberlerle hedef gösterildi trans kadınlar, belki de kullanılan nefret söylemi zemin hazırladı nefret suçlarına.ankara travestileri
İkiyüzlü ahlak anlayışı
Toplumun benim hiçbir zaman anlayamayacağım "geleneksel aile yapısı ve ahlak" safsatası nedeniyle trans kadınlar yıllardır gecelere hapsedilip ve zorunlu seks işçiliğine itildi. Yani bir trans kadın için, bu toplumun yazılı olmayan kuralları nedeniyle toplumla birarada yaşamak imkansızdı.
Toplumun iki yüzlü ahlak anlayışına aldırmayan trans kadınlar yaşamlarını idame ettirebilmek için kimi zaman sokaklarda, kimi zaman gece klüblerinde, kimi zaman da genelevlerde seks işçiliği yaparak yaşamlarını sürdürdü. Kendilerini dışlayan bu toplumun ahlaklı ve namuslu bireyleri geceleri trans kadınlara gidip yüksek ücretler ödeyerek cinsel açlıklarını onlarla gidermekte tereddüt bile etmediler. Yani trans kadınlar gecelerde kalmalı, gündüzleri gizlenmeliydi. Oyunun kuralı buydu.
Zamanla LGBTİ bireyler örgütlü mücadele etmeye başladı. Ardından dernekler kuruldu, anayasal ve en temel yaşam haklarını aramaya başladı. O güne kadar özellikle trans kadınları yaptıkları haberlerde tehlikeli birer unsur olarak gösteren medya artık yavaş yavaş madalyonun diğer tarafından da bakmayı öğrenmişti. Caddede transların geceyarısı polisle yada vatandaşlarla çatışmaya neden girdiğinin sebepleri araştırılmaya başlandı.
Nefret söyleminden nefret suçuna
Medyada bugüne kadar yapılan haberlerde nefret söylemi maalesef nefret suçlarına zemin hazırladı. Bu sadece LGBTİ ve trans haberlerinde ortaya çıkmadı. Kadın cinayetleri haberlerinde de karşımıza çıktı. Medyanın dili erkek olduğu için kullanılan ifadeler otomatik olarak erkeği koruma altına alıyordu. "Cinnet geçiren koca eşini dövdü", "eve geç gelen kadını kocası yaraladı", "kaynanasıyla tartışan kadını kocası öldürdü" gibi absürt şekilde kullanılan ifadelerle fiilen gerçekleştirilen suç ve suçlular koruma altına alınır hale geldi. Yani ataerkil toplumun, erkek devletin ve erk sistemin medyası da eril dille haberlerini yazar hale geldi.
Bu toplum için erkek olmak çok önemli, hatta gurur duyulacak bir durumdur. Babalar her zaman küçük erkek çocukların pipilerini göstertmiştir amcalara abilere. Sünnet törenleri bir şölene dönüşmüştür. Kız çocukları için aynı şey geçerli değildir. Kız çocuk sahibi olmak bile kimi zaman utanç verici olmuştur. Atasözlerine bile yansımıştır bu durum. "Erkek adamın erkek çocuğu olur."
İşte bu anlamsız ego savaşlarının ortasında en büyük devrimi trans kadınlar yapmış "erkek" kimliğini reddetmiştir. Cinsiyet kimliklerini bir tarafa koymuş cinsel yönelimlerini özgürce yaşamak için büyük bir savaşın içine girmiştir.
Bugün hâlâ medyada yer alan transfobi ve toplumun anlamsız nefreti nedeniyle sokakta 13-14 yaşındaki çocukların bile şiddetine maruz kalıyor trans kadınlar.
Cinayeti azmettiren bir kanal
Şimdi şimdi değişen ve gelişen medyanın erk dili nedeniyle çok sayıda trans cinayetleri işlenmiştir.Medya ne zaman bir trans haberi yapsa trans kadınlar bir eksildi. Örneğin ilk aklıma gelen Avcılar'da faşizan, ırkçı, dinci ve cinsiyetçi bir kısım halk "fuhuşa karşıyız travestileri istemiyoruz" eylemleri ile o bölgede yaşayan trans kadınları yaşadıkları evlerinden etmiştir.
Bu eylemleri Kanal Türk Televizyonu, yanlı ve cinsiyetçi bir dille servis etmiş ve trans kadınları hedef göstermiştir.Dönemin Avcılar Kaymakamı da bu eylemleri ciddiye almış ve hukuken bir dayanağı olmaksızın trans kadınların evlerinin 3 ay mühürletilmesi emrini vermiştir. Kanal Türk televizyonu günlerce bu konuda yayınlar yapmış nefret söylemleri ile nefret suçlarına zemin hazırlamıştır.
Evsiz kalan trans kadınlar ya başka şehirlere göç etmiş ya da başka trans kadınların yanına sığınmıştır. Ama içlerinden Seda adlı 25  yaşındaki trans kadın o kadar da şanslı değildi. Bu olaylar sonucunda maddi durumu çok da iyi olmayan Seda, mecburiyetten sokaklarda yaşamaya başlamıştı. Olayların hemen ardından Avcılar'da bir camii avlusunda cansız bedeni bulundu. Öldürülmesinden önce tecavüz edilmişti Seda'ya, çeşitli işkenceler edilmiş ve üzerine işenmiş, sonra da camii avlusuna atılmıştı. Bu cinayeti işleyen kişiler polisin yoğun çalışmasına rağmen bulunamamıştı. Polisin yaptığı kriminal inceleme sonucunda tecavüz edenlerin beş kişi olduğu resmî olarak açıklanmıştı. Bu cinayetin azmettiricileri arasında Kanal Türk de vardı.
Bu ve benzeri olaylarda medyanın dili ve yaptığı haberlerde suça teşviği çok net görebilirsiniz. Çünkü nefret cinayetleri davalarında zanlıların yaptıkları savunmalarda kimi zaman medyada çıkan haberlerden etkilendiklerini beyan etmişlerdir.
Yazılarıyla hedef gösterdiler
Eşcinsel erkekler, zorunlu askerlik görevlerini yerine getirmek istememeleri nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetleri'ne eşcinsel olduklarını hem yazılı yani doktor raporuyla hem de görsel olarak cinsel ilişki anından çekilmiş bir fotoğraf ya da video görüntü ile ispat etmek zorundalar. Bu konuyu ele alan ve bütün detaylarıyla anlatan ve eleştiren bir de film yapılmıştı. "Zenne" filminde askere gitmemek için verilen mücadele, bir erkek eşcinsel bireyin yaşamından kesitlerle aktarılmaya çalışıldı.
Medya hemen devreye girdi bu noktada. Çünkü asker konusu bir tabuydu ve asla eleştirilemezdi. Askere ve devlete yakın kuruluşlar film üzerinden eşcinselliği ve transseksüeliteyi  ağır dille eleştirdi ve LGBTİ bireyleri hedef gösterdi. Hatta gazeteci yazar Şebnem Bursalı bu konuda bir makale yazdıve filmde anlatılanların külliyen yalan olduğu ifadesini kullandı. Bursalı, makalesinde TSK’de görev yapan bir doktor arkadaşı olduğunu ve bu durumun asla gerçek olmadığını, asker üzerinden sistemin karalanmaya çalışıldığını savundu.
Hemen akabinde geçtiğimiz yıllarda yaşamını yitiren eski ve deneyimli bir gazeteci olan Hilmi Çınar da İzmir'de her yıl düzenlenen Uluslararası İzmir Fuarı'nın açılışı öncesinde bir makale yazarak sokaklarda zorunlu seks işçiliği yapan kadınları hedef göstermiş ve nefret suçu işlenmesine zemin hazırlamıştır. Çınar, makalesinde seks işçisi kadınların şehrin kültürel yapısına zarar verdiğine ve onların varlığının çevre kirliliğinden başka bir şey olmadığına işaret etmiştir.
Bu yazıları emir telakki eden kıymetli devlet yetkilileri hemen harekete geçerek İzmir'de yaşayan trans kadınların evlerine baskınlar düzenlemiş ve kadınların çalışmasına engel olmuştur. Çünkü İzmir ekonomisine katkılar sağlayan Fuar vardı ve “dünyaya rezil olunuyordu” trans kadınlar nedeniyle.
Bu makalelerin ardından İzmir ve Kuşadası'nda trans kadınlar hunharca katledildi. Ne köşelerinde trans kadınları hedef gösterenler ne de görevlerini layıkıyla yerine getirdiklerini zanneden devlet yetkilileri ortaya çıkıp söz söylemediler. Cinayetlerin azmettiricileri sanki yaramazlık yapmış küçük çocuklar gibi saklanmışlardır. Ama bizler unutmadık ve dün gibi hatırlıyoruz. O gazeteciler trans kadınları hedef gösterdi ve cinayetlere zemin hazırladı.
LGBTİ dernekleri bu konuda çalışmalarını hızlandırdı ve ardından sorumlular hakkında suç duyurularında bulundu. Özellikle Ankara Pembe Hayat LGBTİ Derneği'nin bu yöndeki çalışmaları dikkat çekiciydi.
Trans kadınlar medyanın erkek dili olsun ya da  toplumun ahlakı nedeniyle olsun sürekli öldürüldü ve öldürülmeye devam ediyor. Kanal Türk yayınlarında özellikle trans kadınları hedef göstermekten kaçınmadı. Her yıl düzenlenen onur haftası etkinliklerinden görüntüleri kullanarak dış mihrakların Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni ve İslam dinini yıkmak ve parçalamak için oynanan oyunun bir parçası olduğunu, eşcinsellerin ve transseksüellerin bu devleti yıkmak isteyen birer terörist olduğunu vurguladı.
“Travesti” söylemi ve suçun meşrulaştırılması
Bugüne kadar nefrete kaç trans kadın kurban edildi saymak neredeyse imkansız. İşlenen cinayet haberlerinde kullanılan dil ise içler acısı. Doğan Haber Ajansı Kuşadası muhabiri 35 yerinden gündüz vakti bıçaklanarak öldürülen Dora Özer'in cinayet haberini servis ederken "Dora takma adıyla travesti Muhammet Özer öldürüldü" gibi abuk sabuk ifadeler kullandı. Haber ajansı olduğu için bu haber bütün medyada yer aldı. Toplumsal cinsiyet dilini bilmeyen gazeteciler de bu yanlışın yayılmasına aracı oldu. Dora Özer, bir gazetecinin hatası nedeniyle bir kez daha öldürülmüştü. Yapılan haberi yorumlarsak, topluma gizliden mesaj da veriliyordu. "Bakın erkek kimliğini reddederseniz ve travesti olursanız işte böyle cezalandırılırsınız ona göre" şeklinde hesap soran bir uslupla had bildiren bir dil ortaya çıkmıştır.
Trans cinayetleri işlenmeye, medya erkek dilini değiştirmemeye devam ededursun trans kadınlar erkek iş dünyasında artık başarılı çalışmalarıyla yer almaya başladı. Tekstilden sanata, medyadan sağlığa hayatın pek çok alanında eğitimli ve donanımlı trans kadınlar transfobik algının ve ahlakın üzerine korkusuzca gitmeye başladı. Gişe rekorları kıran filmlerde ve en çok izlenen dizilerde rol alan oyuncu trans kadınlar, hastanelerde doktorluk ve hemşirelik yapan trans kadınlar, İstanbul'un en lüks mekanlarında sahneye çıkan performans ve sunuculuk yapan trans kadınlar görmek artık mümkün. Ha bu arada bendeniz de erkek medyada gazetecilik yaparak naçizane katkı sunmaya gayret ediyorum bu mücadeleye.
İş dünyasında trans olmak
İş dünyasında bir travesti olarak ayakta durmaya çalışmak çok zor. İki yüzlü toplum orada da peşimizi bırakmıyor.travesti haberleri. Ne mümkün anlamak ki, güya ahlaksız oldukları için sokakta zorunlu seks işçiliği yapan trans kadınları ötekileştiren bu toplum, kurallarını kendilerinin belirledikleri iş dünyasında tam da onların istedikleri gibi "ahlaklı" ve "normal" işlerde çalışan trans kadınları da ötekileştiriyor. Yani ne sokakta ne de iş dünyasında trans kadınların yeri yok. Pabucumun kenarı iki yüzlü ahlaksız topluma bak sen ayol!
Bunların hiçbiri yıkmıyor ama bizleri; "bu daha başlangıç mücadeleye devam", yıkamaz bizi bu anlamsız oyunlar. Anayasaya cinsel yönelim, cinsiyet kimliği ve eşit yaşam haklarımızı dahil edinceye kadar durmak yok yola devam. Gezi olaylarında en önde sisteme ve polis terörüne karşı direnen LGBTİ bireyler de bu ülkenin ve bu toplumun birer öznesidir. Sağ ve sol siyasi partilerin homofobik ve transfobik olma noktasında birleştiği bir ortamda LGBTİ’ler kendi politikalarını üretmeye başladı. Aktif siyaset hayatının içinde yer alan eşcinsel ve trans bireyler en temel yaşam hakları için mücadele ediyor. En basitinden barınma ve çalışma hakları ne yazık ki sistem tarafından kendilerine verilmiyor.
'Translara ev vermiyoruz'
Kendimden örnek verecek olursam ben yaklaşık üç yıldır kiralık ev bulamıyorum. Çünkü translara ev vermiyoruz diyor emlakçılar ve ev sahipleri. Çalışma imkanı da daha ziyade seks işçiliği ile sınırlı. İki yıl emek verdiğim gazetecilik yaptığım medya kuruluşunda düşük ücret ve sigortasız çalıştırılmama rağmen dört dakika içinde özlük haklarım verilmeden "iş ahlakına" uymadığım gerekçesiyle işten kovuldum. Bu süreçte çok zor günler yaşadım. Dünya medyasında başarılarım haber yapılırken ahlaklıydım da, ne olmuştu da iş ahlakına uygun olmadığıma karar verilmişti. Bu durumu sanırım hiçbir zaman anlayamayacağım.
Bu yazıyı yazdığım sırada aldığım cinayet haberiyle sarsıldım. Zorunlu seks işçiliği yapan bir trans kadın evinde ölü bulunmuştu. İstanbul'un Şişli ilçesinde bıçaklanarak öldürülen trans kadın "Çingene Gül" nefrete verilen son kurban olarak kayıtlara geçti. Polis, cinayeti aydınlatmak için çalışmalara başladı çünkü artık Avrupa Birliği'ne girmek için ilerleme raporunda belirtilen kriterlerden birisi de LGBTİ konusu. Devlet bu konuda artık eskisine göre daha hassas.
Damla Araz neden kayboldu?
Geçtiğimiz günlerde T24'te yaptığım bir haberde de yansıttığım gibi, seks işçisi bir trans kadın yaklaşık bir aydır kayıp. Üç trans kadın ve üç erkek tarafından darp edilen ve işkenceye maruz kalan Damla Araz, bu olayın ardından üç hafta sonra her gün gittiği kuaförden çıkıyor ve bir daha kendisinden haber alınamıyor. Bu önemli haberi medya ya gözden kaçırıyor ya da önemsemiyor. Söz konusu olan bir trans kadın çünkü. Peki Damla Araz neden kayboldu? İddialara göre, kendisini darp edenlerden şikayetçi olmaması için uyarılmak mı istendi yoksa İslami cemaatler tarafından mı kaçırıldı? Bu sorular yanıtsız kalıyor şimdilik, çünkü henüz Damla Araz’ın kaybolmasına ilişkin olarak resmî bir soruşturma açılamadı. Çünkü Araz'ın birinci dereceden bir yakınının bunu talep etmesi bekleniyor. Anayasada böyle bir yasa olmamasına rağmen polis ve savcının keyfi uygulaması burada yine karşımıza çıkıyor.
Takvim’im “Trans-İt” manşeti
Her şeye rağmen güzel işler de oluyor. Trans kadınlar “pembe” haberlerle de medyada yer alıyor. İlk defa düzenlenen trans güzellik yarışması ve trans defilesi ile trans kadınların boy boy haberleri süslüyor gazetelerin renkli sayfalarını. Ancak erkek medya burada da devreye giriyor. Takvim gazetesi T24’ün haberini emek hırsızlığı yaparak çalıyor ve değiştirerek transfobik ifadelerle trans kadınları hedef gösteriyor. "Trans-İt" manşetiyle nefret suçlarına layıkıyla zemin hazırlıyor. Şişli Belediyesi'nde Başkan Danışmanı olarak görev yapan Boysan Yakarı da hiç utanmadan açık olarak hedef gösteriyor. Hatta Cumhuriyet Halk Partisi'nin de bu durumdan hoşnut olmadığını iddia ediyor. CHP kanadından henüz bu konuya dair resmî bir açıklama yapılmazken iddialar can sıkıyor.
Erkek sistem ve medya işbirliğiyle bugüne kadar ötekileştirilen eşcinseller ve trans bireyler yaşam hakları için her gün mücadele etmeye devam ediyor her şeye rağmen. Sokakta, okulda, işte, metroda, otobüste, çarşılarda, gecelerde, klüplerde yaşadıkları ötekileştirmelere maruz kaldıkları şiddete rağmen yılmadan yorulmadan yola devam ediyor.Alıntıdır …

Ankara Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

ankara travestileri yurdumuzu işgal edeceklermiş

ankara travestileri yurdumuzu işgal edeceklermiş

LGB ankara travestileri İ aktivistlerinden ve aynı zamanda vicdani retçi Rosida, geçtiğimiz kurban bayramını Suruç'ta nöbet eylemlerine katılarak geçirdi. İstanbul'a dönüşünde, Suruç'ta yaşanılanları ve oradaki gözlemlerini anlattı:
“ROJAVA'DA KÜRTLER KURBAN EDİLİYOR”
HDK gençlik ile birlikte 3 Ekim Cuma günü İstanbul'dan yola çıktık. Yani bayramdan 1 gün önce…
Aslında o tarih bilinçli bir şekilde planlandı. Çünkü tam kurban bayramı arifesinde, Rojava'da Kürtler kurban ediliyordu.
Suruç'a varmadan önce 2 defa araçlarımız polisler tarafından durduruldu. Bir tanesinde kimlik kontrolü yapıldı. Suruç'a girişte ise panzer ve tomalarla yolu kesen polisler, bize içişleri bakanlığı ve valiliğin Suruç'a giriş izni vermediklerini söyledi. Ardından araçlarımız geri gönderildi. Biz de bu defa farklı yollardan ve köylerden sınıra ulaşmayı başardık. Kısacası yasal olarak Suruç'a izin yoktu, biz girdik.istanbul travestileri travesti
İçişleri bakanlığının ve valiliğin Suruç'a giriş ambargosu, devletin ve hükümetin Rojava'ya karşı politik tavrını ortaya koydu aslında. Sınırın ötesinde kardeşleri katledilen insanların bu acısını anlamak yerine böyle yapmasını IŞİD'i yani o çeteleri desteklediğinin bir belirtisi olarak görüyorum ben.
“İNSANLARIN ÖFKEYLE DOLU OLDUKLARINI GÖZLERİNDEN FARK EDİYORDUM”
Suruç'un sınır köylerinden 'Behte'ye vardığımızda orada yaşam nöbeti tutan Kobanê'liler ve Kobanê'den göç edenlerin, gelen insanları çok sıcak karşıladığını gördüm. Oradaki insanlar savaşı anlatırken, savaşın ne kadar içinde olduklarını yüzlerinde görebiliyordum. Yaşanan çatışmaların, oradaki insanların ruhunu ne kadar yorduğunu görmemek mümkün değildi. Orada yaşayan insanların Türk devletine ve IŞİD'e karşı yoğun bir öfkeyle dolu olduklarını anlatırken gözlerinden fark ediyordum. Bir köylü ise bana: 'Gel, ben sana çetelerin kurşunlarının değdiği evleri göstereyim' dedi. İki ev çeteler tarafından kurşunlanmış. Bir eve ise uçak savar mermisi değmişti. Köy okulunun penceresinden de bir kurşun içeriye girmişti.
Köylüler, giren kurşunların üzerinde 'MKE' (Makine Kimya Endüstrisi) yazdığını ve bu kurşunları gazetecilere verdiğini belirtti. Köylüler Türkiye sınırını aşarak, devlet okuluna gelen bu travesti. kurşunlara rağmen devletin sessiz kaldığını söylüyordu. travesti haberleri
YURDUMUZU İŞGAL ETMEYE GELMİŞLER”
Kobanê'li bir genç duvarın üzerine çıkarak şöyle konuştu: ''Hoş geldiniz! Sizler, o kadar uzun yollardan hoş geldiniz! Bu sınırın hemen ötesinde bir savaş var. Hem de amansız bir savaş! Gencecik yiğit evlatlarımız toprağa düşene kadar savaşıyor. Ben şehid kardeşiyim! Bu savaş kentimizi viran etti, canlarımızı yaktı! Kentimizi işgal etmek isteyen çeteler; Afganistan'dan, Çeçenistan'dan yurdumuzu işgal etmeye gelmişler.”
Savaşın insanları ne kadar etkilediğini gördüm. travesti Ben de çok etkilendim…
Bulunduğumuz yerde, çıplak gözle Kobanê'yi görebiliyorduk. Havan toplarının seslerini çok rahat duyabiliyorduk. Özellikle akşamları çatışma seslerini rahatlıkla duyabiliyorduk. Dürbünle Kobanê'yi gözlemleyebiliyorduk.
“GÜNDE İKİ SAAT ZİNCİR OLUŞTURULUYORDU”
Benim için sınırdaki nöbet, yaşam nöbetidir. Çünkü bir kentin gençleri, orada yaşamın devam edebilmesi için direniyorlar. Onların yaşaması için büyük bir nöbet tutuluyordu. Sınırda, 5 köyde, araçla 10 dakika mesafe olan köylerde halk konumlanmış. 24 saat boyunca dönüşümlü nöbetler tutuluyordu. Nöbetlerin amacı çetelerin sınırdan geçmesini, hastanelere götürülmelerini engellemek. Ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti devletinin onlara mühimmat, cephane vermesini engellemekti. Buna rağmen kameralara takılan görüntüler var. Günde iki saat zincir oluşturuluyor, sloganlar atılıyordu.
“VURULAN KİM?!”
Hepsinin gözleri Kobanê'deydi. Aileler, Kobanê'deki gençleri arayarak her gün soruyorlardı. Kobanê'li 18 yaşındaki Muhammed havan topu sesini duyduğunda az Türkçesiyle: ''Vurulan Kim?!'' diyerek, bize bakıyordu. O genç beş gün yanımızdaydı. Zorla yemek yediriliyor ve uyumuyordu. Çünkü iki akrabası çetelerin elinde, altı akrabası öldürülmüş, diğer akrabaları da Kobanê'de savaşıyordu.Türkiye sınırını aşarak, devlet okuluna gelen bu travesti. kurşunlara rağmen devletin sessiz kaldığını söylüyordu. ankara travestileri
“SEN BENİM EVİMİ YAKARSAN, BEN DE SENİN EVİNİ YAKARIM!”
Türkiye'de serhildanlar (başkaldırılar), Kobanê'nin kenar mahallerine çatışmaların sıçramasıyla başladı. Tam o gün çeteler sınırı geçerek, Türk askerlerinin bulunduğu 'Etmanek' köyünden Kobanê'ye saldırıyorlardı. Türkiye'nin bu pervasızlığına karşı başlayan serhildanlar, direnenlere büyük moral verirken devlete ise büyük mesaj verdi: 'Sen benim evimi yakarsan, ben de senin evini yakarım'.
'Kobanê'nin Türkiye'deki olaylarla ne alakası var?' diyenler, Kobanê ve Amed'in (Diyarbakır) sosyolojik bütünlüğünü bilmeyenlerdir. Kobanê'ye birilerini saldırtanlar, kendi yaşam alanlarına dinamit koyduklarının farkına vardılar.
“GENÇLER MÜRŞİTPINAR TEPESİNDE TOPRAĞA DÜŞTÜ”
Paramaz Kızılbaş ile beraber Arin Mirkan ve Devrim Alişer gibi gençler Mürşitpınar tepesinde toprağa düştüler.
Suphi Nejat Ağırnaslı, Alevi değildi Kızılbaş oldu, Ermeni değildi Paramaz oldu, Kürt değildi Kobani'de toprağa düştü.
Arin Mirkan, iki çocuk annesiydi. Kobanê'deki kadın devriminin ruhunu yansıtıyordu.
Devrim Alişer de özgürlük için bedel veren bir ailenin ruhunu yansıtıyordu
Kobanê'de savaşında, elbette hakikatin savaşçıları kazanacak. Direnişin olduğu yerde düşmek yoktur.

Ankara Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

ankara travestileri , bir annenin hayat hikayesi

ankara travestileri , bir annenin hayat hikayesi

Ben bir anneyim.
Sünni, Türk, orta sınıf, Türkiye’de milyonlarcası bulunan çoğunluk gibi, resmi olarak evli bir ankara  travestileri anne-babadan ve  ikiden fazla çocuktan oluşan bir ailede, sevgi dolu büyüdüm. Annemin uçan terliğinden kaçamadığım ve bakkal amcadan çikolata alırken ellendiğim zamanları saymazsak şiddet ve taciz yaşamadım. Para sıkıntısı çekmedim, babamdan nefret etmedim. Sözde “normal” bir aileden sözde “marjinal” bir genç kız olarak çıktım.
Neden, nasıl olduğunu hiç anlamadım. Bir süre sonra anlamaya çalışmadan kendimi olduğum gibi kabul ettiğimde, en büyük endişem nasıl anne olacağımdı. Görünmez olmayı başarabilirdim, gizli yaşadığım aşklarım olabilirdi, görünmezliğimi sürdürdüğüm sürece okuyabilirdim, çalışabilirdim. Türkiye’deki tüm “normal” görünen insanlar gibi bir hayat sürebilirdim.  Tek yapmam gereken yalan söylemek ve rol yapmaktı.
Ama nasıl anne olacaktım? Yıllarca düşündüm. Hem çocuğuma, hem bana, hem de “normal” aileme uyan iyi çözümü buldum: Evlat edindim. Kalbimde büyüttüğüm şahane bir evladım oldu.
Bir dünya acemilikle, annemin, ablalarımın, arkadaşlarımın tavsiyeleri, bloglar, kitaplar, forumlar arasında boğuşarak çocuğumu en iyi şekilde yetiştirmeye çalışıyorum.
Çocuğumu katı gıdaya alıştırırken, ilk adım denemelerini yaptırırken, geceleri uykusuz kalırken, tuvalet eğitimi verirken, kreşe başlarken, zararlı gıdalardan uzak kalması için herkesle mücadele ederken, yüzmeye götürürken, satranç öğrensin diye uğraşırken, ateşi  41’i geçip kucağımda zangır zangır titrerken, telaştan ev terlikleriyle hastaneye koştururken ve hepinizin yaşadığı daha nice şeyi birlikte yaşarken çocuğumla biz bir “aile”yiz.  Eşcinselliğim ne benim anneliğime engel, ne de anneliğimi eksiltiyor. Hepinizin çocuğunuza duyduğu sevgiden farklı değil sevgim, şefkatim, ilgim, bağlılığım, endişelerim, ilkokulu nasıl seçeceğimden akran zorbalığıyla nasıl baş edeceğine kadar uzanan korkularım. Sizinkilerden hiç farklı değil.
Buraya kadar çocuğumla birlikte yaşadıklarımızda sizden farkım olmadığını göstermeye çalışıyorum. Neden mi? Farklılıklarımızı artık yüzümüze vurmayın, bizi ötekileştirmeyin, çocuğumu rencide etmeyin, heteroseksüel anne-baba ve 3 çocuklu bir aile yaratıp bizi “marjinal”, “tuhaf” “değişik” diye tanımlamayın, manşetlere taşımayın, üzerimizden politika yapmayın diye.istanbul travestileri travesti
Lütfen babası yok diye üzülmeyin, acımayın. Sonra gelip kreş idarelerine ”Vah vah vah o çocuğun babası yokmuş” diye ağlamayın. Çocuklarınıza ”Evet, bazı ailelerde baba olmayabilir. Onlar da bizim gibi bir aile, sadece değişik nedenlerle evde baba yok” deyin. Çocuklarınıza karşı bizi anormalleştirmeyin. Hadi ben “marjinal”im ya, boşanan, eşleri vefat eden, terk edilen, bekâr anneliği tercih eden binlerce milyonlarca “normal” kadın ve onların babaları-yanlarında-olmayan çocukları var. Bize ve çocuklarımıza lütfen bunu yapmayın.
”Sadece doğumla anne olunur”u unutun gözünüzü seveyim. Evlat edinen, koruyucu aile olan birçok insan sizin yüzünüzden, sizin yapacaklarınızdan korktuğu için çocuklarına bile gerçeği söyleyemiyor. Baba konusunda karşılaştığımız olumsuzluklar nedeniyle çocuğuma “kalbimde büyüdüğünü” aile sırrı olarak anlattım ve bu şekilde hiç kimseyle paylaşmamasını sağladım. Böylece bir dünya saçmalıkla baş etmek zorunda kalmayacak. Şimdiden sırlarla tanıştı çocuğum.Aslında daha söyleyecek ankara travestileri çok sözüm var ama susmalıyım. Ben hem varım. Hem her yerdeyim hem de hiçbir yerde yokum travesti haberleri
Eşcinselleri öcü olarak görmeyin yalvarırım. Biz her yerdeyiz, belki evinizde, kesinlikle işyerinizde, sokakta, parkta, muayenehanelerde, hukuk bürolarında, inşaatlarda, köyde, şehirde, dağda her yerdeyiz. Yaşayabilmek için görünmez oluyoruz. Yalan söylüyoruz. Sahte evlilikler, sahte ilişkilerle gerçek kişiliğimizi gizliyoruz. Görmeseniz de, anneyiz, babayız, evliyiz, bekârız, evde kalmışız, kardeşiz, patronuz, işçiyiz, köylüyüz. Görünmezliğimiz varlığımızı yok etmiyor. Sadece bu ikiyüzlü topluma ayak uyduruyoruz.
Hani bize “aile” olarak dayatılan tanım var ya… İzlediklerimizde, okuduklarımızda, ekranlarda, politikacıların söylemlerinde, devlet politikası olarak dayatılan tanım… İşte bu sadece benim gibi “o biçim” anneleri ve onların çocuklarını değil, milyonlarca kadının ve çocuklarının mutsuz olmasına, aşağılanmasına, ötekileştirilmesine yol açıyor.
Çocuğumun etnik kökeni, evlat edinilmesi, babası olmaması, eşcinsel bir annesi olması nedeniyle Türkiye’de karşılaşacağı ayrımcılığı düşündükçe delirecek gibi oluyorum. Ne kadar yazsak ne kadar paylaşsak da anlayışların değişeceğine dair inancım yok. Sırf bu yüzden yurt dışında yaşamaya başladık ve böyle devam edeceğiz. Başka çaremiz kalmadı.
Aslında daha söyleyecek travesti çok sözüm var ama susmalıyım. Ben hem varım, hem yokum çünkü. Hem her yerdeyim, hem de hiçbir yerde yokum travesti haberleri. Sadece bunu bilin istedim.Alıntıdır…

Ankara Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

ankara travestileri , Çağla bir aydır kayıp

ankara travestileri , Çağla bir aydır kayıp

İstanbul, Şişli’de seks işçiliği yapan travesti Damla Araz’ın İslami cemaatler tarafından kaçırıldığı öne sürüldü
İstanbul Şişli’de zorunlu seks işçiliği yapan 26 yaşındaki travesti Damla Araz yaklaşık bir aydır kayıp. Araz’ın arkadaşları trans kadının İslami cemaat üyeleri tarafından kaçırılmış olma ihtimali üzerinde duruyor.
Trans kadın öldürüldü mü?
İki trans kadın arkadaşı ile birlikte Halaskargazi Caddesi’nde yaşayan Damla Araz, geceleri yine aynı caddede seks işçiliği yaparak yaşamını idame ettiriyordu. Ev arkadaşlarından Roza Yılmaz, uzun süre Damla Araz’dan haber alamadıklarını ve Şişli Polis Merkezi’ne gidip yardım istediklerini söyledi. Ancak, Şişli Polis Merkezi’ndeki görevli polis memurlarının kayıp olan kişinin sadece birinci dereceden yakın akrabasının gelip başvuruda bulunacağını belirtmesi üzerine Roza Yılmaz ve arkadaşları kendi imkânları ile arama başlattı. Roza Yılmaz, “Damla’nın öldürülmüş olmasından endişe duyuyoruz. Polisten yardım istedik ancak onlar da pek bir şey yapmadılar. Damla çevresinde sevilen bir insandı” dedi.
İstanbul Barosu avukatlarından Rozerin Seda Kip, Damla Araz’ın arkadaşlarının talebini ciddiye almayan Şişli Polis Merkezi’ne tepki gösterdi.  Avukat Kip, “Kayıp başvurularının önce aileden birilerinin yapılması bekleniyor. Polis, Damla Araz’ın kimlik bilgileri ile birlikte kendisi hakkında kayıp ihbarında bulunan arkadaşlarının ihbarını değerlendirmek zorundaydı. Çünkü burada söz konusu olan bir trans kadın ve nefret suçu olasılığı yüksek bir konu. Kanunlar da böyle bir hüküm yok bu tamamıyla polisin keyfi bir yaklaşımıdır” dedi.
Damla Araz’ı en son gören kişi ise kuaförü Güneş Nişantaşı oldu. Nişantaşı, Damla Araz’ın kaybolması ile alakalı şunları söyledi:
“En son geldiği gün her zaman olduğu gibi neşeli ve güler yüzlüydü. Hatta erkek arkadaşı ile mutlu bir ilişkisi olduğundan bahsetti. Ayna karşısına geçip “ben çok güzel bir kadınım” dedi ve rujunu sürdü gitti. Korkuyorum umarım nefret cinayetine kurban gitmemiştir.”
Damla Araz, 3 trans kadın tarafından darp edildi
Damla Araz, 23 Ağustos 2014 gecesi Halaskargazi Caddesi’nde 3’ü trans kadın toplam 6 kişi tarafından darp edilmişti. Caddede Damla Araz’ın çalışmasını istemeyen üç trans kadın yanına aldıkları üç erkekle beraber Damla Araz’ı tehdit ve darp etti. Kendisini darp edenler arasında But Trans Güzellik Yarışması’nda üçüncü olan Melisa Duru da vardı. Olayın ardından Araz, Şişli Polis Merkezi’ne giderek kendisini darp edenler hakkında suç duyurusunda bulunmuştu.
İslami cemaatler, seks işçisi travesti ’fuhuştan kurtarmaya’ çalışıyor
Damla Araz’ın eski ev arkadaşı LGBTİ aktivisti Cansel Karagöz, Araz’ın kaybolmasının ardında İslami cemaatlerin olduğunu iddia etti.
Cansel Karagöz, geçtiğimiz günlerde gece geç saatlerde Şişli Osmanbey’de "40’lı yaşlarda muhafazakar görünümlü bir adamın yolunu kestiğini" söyledi. Karagöz, kendisini töbe etmesi yönünde ikna etme çalışan adamın “Damla Araz kurtuldu gel sen de töbe et kurtul” dediği iddia etti. Karagöz sözlerine şöyle devam etti:
“Adam bana Allah’a çok şükür Damla’yı dergahımıza götürdük eski haline getirdik. Kendi isteğiyle geldi bize ve bizden yardım istedi. Bizde Allah’ın yolunu bulması için kendisine yardımcı olduk" dedi.istanbul travestileri
Cansel Karagöz, İslami cemaate mensup kişinin Damla Araz’ın estetiklerini çıkarttıklarını ve erkek görünümüne geri döndürdüklerini belirtti. Dergahtakilerin, Araz’a "Sigortalı bir iş bulduklarını ve Fatih dolaylarında da bir ev tuttuklarını"da sözlerine ekledi.
Göksu Başaran: Cemaatler tarafından ikna edilmeye çalışıldım
Bu iddiaların ardından trans kadın oyuncu Göksu Başaran, 1 yıl önce kendisinin de İslami cemaatler tarafından rahatsız edildiğini öne sürdü.
Başaran, "Kadıköy Bağdat Caddesi’nde arabasıyla trafikte dolaşırken siyah şalvarlı, sarıklı ve sakallı 30’lu yaşlarda oldukça yakışıklı bir erkeğin önünü keserek biraz konuşmak istediğini" söyledi. Söz konusu kişiyle Fenerbahçe sahildeki bir kafe de oturduklarını söyleyen Başaran, "Töbe etmesi için ikna edilmeye çalışıldığını" belirtti.
“Benim kadın görünümümden erkek görünümüme geçiş yapmam için kendisinin bana yardım edebileceğini hatta Sultanbeyli’de bir dergahlarının olduğunu oraya beni götürerek bana sigortalı bir iş bulabileceklerini Allah’ın yolunda ibadet etmem gerektiğini söyledi" ifadelerini kullanan Başaran, "Adam fazlasıyla kibar ve entelektüel görünümdeydi. Bana sıcak ve yakın davranıyordu ancak beni farklı yönlere itmeye çalıştığı için hemen oradan kaçarak uzaklaşmıştım” dedi.  İstanbul, Şişli’de seks işçiliği yapan travesti Damla Araz’ın İslami cemaatler tarafından kaçırıldığı öne sürüldü travesti haberleri
Sosyal medyada ’Damla Araz bulunsun’ kampanyası
Göksu Başaran, Damla Araz’ın ortadan kaybolması ve İslami cemaatler tarafından kaçırıldığı iddialarının ardından kendi Facebook hesabında paylaştığı bir video ile Damla Araz’ın bir an önce bulunması için yetkililere çağrı yaptı. Kaynak;Pembe Hayat

Ankara Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Ankara travestileri , nefretin ne hoş ne güzel şiddetin

Ankara travestileri , nefretin ne hoş ne güzel şiddetin

Bir başkasının bırakınız ifade özgürlüğünü; yaşam hakkını ihlal eden bir yayıncılıkta ifade ankara travestileri  edilen nedir? Nefretin ve cinayetlerin övülerek ifade edilmesiyle neyin önü açılmaktadır? Nefret söylemi içeren yayınlarda konuşan kimdir? Bir toplumsal grubu yok ederek kendine ifade alanı açmak nasıl bir özgürlük anlayışının ürünüdür?
Nefret suçlarını ve "nefret suçu" kavramını tartışırken muhakkak değinilmesi gereken nefret söylemi ve ifade özgürlüğü meselesi özellikle son yıllarda Türkiye’de çokça tartışılan konular olageldi. Nefret suçları yasa tasarıları hazırlandı; LGB travesti İ’ler (lezbiyen, gey, biseksüel, trans ve interseks) nefret suçları yasasının yanı sıra; Anayasa’nın ayrımcılığı ve eşitliği düzenleyen maddelerine cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığının eklenmesi için mücadele etti. Sonuçta cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine dönük ayrımcılık herhangi bir şekilde yasal düzenlemelerde yer almadığı gibi; nefret suçları inanç kavramıyla sınırlı bir biçimde ele alındı.
Nefret suçları, toplumsal nefret ideolojilerinin kendini dışa vurduğu bir alansa bir diğer alan ise nefret söylemi olarak tanımlanabilir. Nefret söylemi ile nefret suçları arasındaki ilişki meşhur “yumurta-tavuk” ikiliğini hatırlatır cinsten. Her ne kadar klasik yaklaşımlar nefret suçlarının arka planını ve gerçekleşebilir olma koşullarını nefret söyleminin hazırladığını söylese de; işlenen bir nefret suçunun da nefret söylemini yarattığı durumlar mevcut. Yumurtanın mı tavuktan; tavuğun mu yumurtadan çıktığı tartışmasını bir kenara bırakırsak; nefret söylemi gerek şiddeti çağırması gerekse de ötekileştirilen kimliklerin var oluş koşullarını yok etmesi bakımından temel insan haklarını yok eden; deyim yerindeyse kadük duruma düşüren söz ve eylemler bütünü olarak da tanımlanabilir.
Nefret söylemi gündelik hayatımızın her alanında yer alsa da son zamanlarda yaşanan bir davayı incelemek birçok konuda ön açıcı olabilir. Kaos GL, Yeni Akit gazetesinde 23 Ekim 2012’de yayınlanan “Sapkınlar Okullara Sızıyor” başlıklı habere karşı TCK 216 “Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik ve Aşağılama” gerekçesiyle suç duyurusunda bulunmuştu. Eşcinselleri “sapkın” olarak niteleyen gazete haberini "basın özgürlüğü" kapsamında gören Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı 12 Mart 2013’te soruşturmaya ilişkin takipsizlik kararı verdi.
Karara yapılan itirazın ardından “basın yoluyla hakaret” suçundan açılan dava, LGBTİ’lere yönelik basında yer alan nefrete ilişkin Türkiye’de açılan ilk kamu davası olma özelliğini taşıyordu. Dava 26 Mart 2014 tarihinde sonuçlandı. Mahkeme, Yeni Akit’in nefret söylemi içeren yayınlarının “ifade özgürlüğü” olduğunu öne sürdü. Yeni Akit davada beraat etti.
2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen dava duruşmasına Kaos GL Avukatı Hayriye Kara ve Avukat Fırat Söyle katıldı. Yeni Akit adına ise davayı Avukat Ali Pacci’nin yanı sıra hakkında zorla getirilme kararı çıkan Yeni Akit sorumlu yazı işleri müdürü Zekeriya Say katıldı.
Say savunmasında dilekçesini tekrar ederek davanın düşürülmesini talep etti. Savcı,  tüzel kişilere hakaret suçundan dava açılamayacağını söyleyerek sanığın beraatini istedi. Kaos GL avukatı Kara ise, beraat istemine karşı çıkarak davayı “hakaret” suçundan değil “aşağılama” suçundan açtıklarını hatırlattı ve ekledi:
“AİHM kararları uyarınca cinsiyet mefhumu geniş yorumlanarak cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğini de kapsayacak şekilde yorumlanmalıdır. Bu nedenle  üye ve gönüllülerine karşı aşağılama suçu işlenmiştir. TCK’nın 216. maddesindeki aşağılama suçu uyarınca hüküm kurulmasını talep ediyoruz.”
Yeni Akit Avukatı Ali Pacci ise homofobik nefret içeren yayıncılık anlayışlarını savundu: “Müvekkilimin endişesi eşcinsellik ve türevlerine karşı değil bu durumun normalleşmesine karşıdır. Sapkınlık ibaresi toplumca kabul görmeyen görüşlerin tümü için kullanılan bir ibaredir. Sözlükte toplum değerlerine ters düşmeyi ifade eder.”istanbul travestileri travesti
“Aile değerleri” kavramı üzerinden nefret söylemine devam eden Pacci, “Eşcinsellik ve türevlerinin normalleştirilmesine dair çalışmalar kabul edilemez. Bunun sağlıklı bir durum gibi gösterilmesi anayasada toplumun temeli olarak tanımlanan aileyi dinamitlemektedir” dedi.Bir başkasının bırakınız ifade özgürlüğünü; yaşam hakkını ihlal eden bir yayıncılıkta ifade ankara travestileri  edilen nedir?travesti haberleri
Hakim; Pacci’nin nefret içerikli konuşmasındaki yanlışları belirtmek isteyen Av. Hayriye Kara’ya söz vermezken; nefret cinayetlerinin hatırlatılması üzerine, “Kadın cinayetleri oluyor diye kadınlara bir şey diyemeyecek miyiz” dedi.
Türkiye’de medyanın sık sık taraflı, önyargılı ve ayrımcı bir dil kullandığına tanık oluyoruz. Haberlerde, özellikle de manşetler ve haber başlıklarında kullanılan provokatif, ırkçı, homofobik, transfobik, cinsiyetçi ve ayrımcı dil, toplumda düşmanlık ve ayrımcı duyguları tetikleyen, kalıp yargıları güçlendiren birer araca dönüşüyor.
Her ne kadar evrensel ve ulusal gazetecilik ilkeleri, hatta bazı medya kuruluşlarının kendi gruplarının yayınladığı basın etik ilkeleri bulunsa da birçok haber ürünü bu ilkeleri ihlal edebiliyor. Böylesi bir dilin kullanılması ise toplumda huzursuzluk ve savunmasız gruplara yönelik yaygın bir önyargının yerleşmesine yol açıyor. Bir başkasının bırakınız ifade özgürlüğünü; yaşam hakkını ihlal eden bir yayıncılıkta ifade travesti  edilen nedir travesti haberleri Hedef alınan kişi ve gruplar ise tedirginleşiyor, sessizleşiyor ve demokrasinin olmazsa olmazı olan sosyal ve siyasal yaşama katılım şanslarından zorunlu feragat ediyorlar. Bu kışkırtıcı ve hedef gösterici dil kullanımı zaman zaman düşmanlaştırılan ve marjinalleştirilen grupların üyeleri ya da mekânlarına yönelik saldırılarla sonuçlanabiliyor.Alıntıdır …

Ankara Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Ankara travestileri , güller kelebeklerden önce ölür

Ankara travestileri , güller kelebeklerden önce ölür

Çingene Gül adlı ankara  travestileri, kendisinden iki gündür haber alamayan arkadaşları tarafından Kurtuluş Son Durak’taki evinde ölü bulundu.
İstanbul’da Çingene Gül adlı trans kadın, Kurtuluş Son Durak’taki evinde öldürüldü. Gül’den haber alamayınca dün evine giden arkadaşı tarafından cesedin bulunmasının ardından polis olay yeri incelemesini gerçekleştirirken sokak kalabalık. Mahalleli kadınlar Gül’ü tanıyor. “Güleryüzlüydü, yoldan geçerken hep selam verirdi. Kimseye zararı yoktu” diyor.
Gül’ün trans arkadaşları, Gül’ü son kez görmek için polisle tartışıyorlar. Polis sarılıp ağlamamak, dokunmamak, olay yerini bozmamak şartıyla ikişerli bir-iki grup halinde içeri girebileceklerini söylüyor.
Arkadaşları, trans seks işçilerinin genellikle müşterileri tarafından öldürüldüğünü, Gül’ün de başına böyle bir şey geldiğini düşünüyor. Ama Gül’ün eve müşteri getirmediğini, otele veya başka bir yere gitmeyi tercih ettiğini anlatıyorlar. Bir de gasp iddialarından bahsediyorlar. Ancak polis gasp olup olmadığını henüz bilemeyeceklerini söylüyor.
Gül’ü taksiciler de tanıyor. Bizim durağın müşterisiydi, diyorlar. Bir taksici anlatıyor: “Gül iyi bir insandı. İyi de müşteriydi. Normalde Tarlabaşı 7 lira yazar, 10 lira verirdi. Çok makara yapardık. Kurtuluş’ta bu işi yapan çok var. Gece 12’den sonra bizi arayanlar genelde bu işi yapıyor. Ama ben Gül’ün eve birini getirdiğini hiç görmedim, yalnız dönerdi. Erkek arkadaşı falan yok muymuş? Belki kıskançlıktır?” travesti haberleri
Polis ise “Bize sadece birinin ex olduğu [öldüğü] bilgisi geldi. Kesici aletle öldürülmüş. Suratında ve vücudunda kesikler var” diyor.
Gül’ün öldürüldüğü apartmanın hemen yanındaki tek katlı binanın girişinde, apartmana dönük iki kamera var ama komşular çalışmadığını anlatıyor. Kadınlar mahalledeki hırsızlıktan şikâyetçi, o yüzden kameraların çalışmasını istiyor, “Çalışsaydı, kimin öldürdüğünü bilirdik” diyorlar.
Komşusu Melek Emir: “İki gece önce apartmandan sesler geldi. Gül hiç gürültü yapmaz. Önce kapı zorlanıyormuş gibi geldi ama kısa bir süre sonra kapının açılıp kapanma sesini duyunca, Gül’ün anahtarını bulamadığını düşündüm. Böyle bir şey olduğunu hiç tahmin etmedim”.
Gül’ün cesedini bulan arkadaşı Utku: “Haber alamayınca evine geldim. Cama vurdum, zili çaldım cevap vermedi. Sonra üst komşusu apartmanın kapısını açtı. Gül’ün evine bahçeden kapıyı kırarak girdim. Yatak odasında yoktu. Oturma odasına girdiğimde yerde yattığını görünce çığlık atarak çıktım.”
"Suçlu devlet çünkü yakalansa bile 3-5 yıl yatıp çıkacak" travesti resimleri
İstanbul LGBTT’den Ebru Kırancı ise kamera olsa da olmasa da ortaya çıkan cezasızlığa dikkat çekiyor:
“Trans cinayetleri politiktir, suçlusu da devlettir. Çünkü biliyoruz ki katil yakalansa bile 3-5 yıl yatıp çıkacak. Her cinayette olduğu gibi ‘Ben onun erkek olduğunu bilmiyordum” deyip ceza indirimlerinden faydalanacak. Katil, LGBTİ’lerin yaşam hakkını koruyan yasalar yapmayan devlettir”.istanbul travestileri
Çağla Joker (25) 22 Nisan 2014’te Beyoğlu’nda, Sevda Başar Antep’te 19 Şubat’ta sevgilisi tarafından öldürülmüştü.
Transgender Europe raporuna göre 1 Ocak 2008 – 31 Ekim 2013 arasında dünyada 60 ülkede toplam 1374 travesti birey nefret cinayetleri nedeniyle hayatını kaybetti. Türkiye de listeye en çok trans cinayetinin yaşandığı Avrupa ülkesi olarak girdi. 2008-2013 arasında Türkiye’de 34 trans birey öldürüldü.
Hikâyelerimiz gittikçe kısalıyor mu? Kapının kapanıp açılması kadar ufacık bir anda mı olup bitiyor yitişler? Dalında daha güzel deyip bırakmak yerine koparılıp anı defterinin arasında bile saklanmıyor mu bazı güller?
Birkaç adım öteden katilin ayak izleri gözükür; uykudayken kolay öldürülürsün, ayaktayken zor… Bazı katiller seksten sonra katletmeyi marifet sayar, bazıları ise daha yolun başında öpüşürken… Yani, güller kelebeklerden önce ölür.
Çingene Gül, son yıllarda Türkiye’de öldürülen onlarca trans kadından yalnızca biriydi ve ben her yok edilenin ardından belki de birçok kez bu cümleyi tekrar ettim. Oysa bıçak darbesiyle çalınmış bir ömrü hiçbir kelam eski yerine koyamazdı. Kendi halinde yaşayan bir seks işçisinin zararsız yüreğini susturan haydut veyahut cani de olsa kan deyince akan sular durur diyebilecek kapasitede susup konuşmayan büyüklerimiz varken sırtımız da yere gelmezdi(!) Bu durum karşısında aile kurumunun iktidar mertebesini saymıyorum bile. Derme çatma inançların gölgesinde kendi telaffuzlarına yer arayanlar yüzünden geldiğimiz nokta işte burası!
Buraya kadar baylar bayanlar! Taşıdığımız ya da sonradan sahip olduğumuz her şeyi cinsiyet algınızın içine sokuyoruz. Çünkü güller kokuları olmadan yaşayamaz. Hayat uzunca bir sohbet gibi damağımızda kalır; çizgimize ölçü biçenler cesedimizi paçavra gibi halının tam göbeğinde bırakır. Derin bir ızdırap kalır içimize mühürlenmiş. Sen neleri mırıldandın da sesin çıkmadı, Gül?
Kızılını rüzgâra bırakan kadın, sessizce girer yuvasına patırtıdan korkar. Mahallenin diğer kadınları sessizliğine ve selamına alışkındır fakat iki günlük ölüm sessizliğini kimse duymaz. Veryansın eden saldırgan elini kolunu sallaya sallaya girer ara sokaklara. Polis, ben bilmem o bilir edalarında güya eski kent devletlerinden kalma bir tarihi eser gibi(!) ayakta dikilir: "Gül’ün nasıl kurutulduğunu kısa cümlelerle anlatır." Kelimeleri art arda dizip konuşmak ona göre değildir.
Çingene, eteğini önüne doğru toplar ve geriye son kez bakar, kulağının arkasına sıkıştırdığı gül sanki orada hayat bulurcasına açmaktadır.Çingene Gül adlı ankara  travestileri, kendisinden iki gündür haber alamayan arkadaşları tarafından Kurtuluş Son Durak ölü bulundu.travesti haberleri

Ankara Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Ankara travestileri ,Pınar Selek’in ibretlik lekesi haberi

Ankara travestileri ,Pınar Selek'in ibretlik lekesi haberi

Çağlayan Adalet Sarayı’nın önündeki meydan, rüzgârıyla ankara travestileri ünlü. Her mevsim iliklerinize kadar donarsınız. Saç baş bırakmaz, aptal eder. Tek sığınak, karşı köşedeki Adalet Çay Bahçesi ve Saklı Bahçe’dir. Yorgun ve gergin yığınlar bir parça ısınmak için oraya sığınır.
Adalet Sarayı’nın C kapısı da basın açıklamalarıyla tanınır. Ya o meydanda, ya bu kapının önünde, günün anlam ve önemine, yaşatılan adaletsizliğine uygun olarak çeşitli pankartlar ve lolipoplar eşliğinde toplanılır ve meram anlatılır.
Aslında bugüne kadar orada yapılan basın açıklamalarına ait lolipoplar ve pankartlardan, Adalet Sarayı’nın içinde özel bir müze oda kurulabileceğini düşünüyorum. Esirgenen adaletin gayriresmi yakın tarihi akıp geçsin gözümüzün önünden.
Ben bu hülyalı düşüncelere dalmışken, bir başka basın açıklaması günü daha gelmiş çatmış. Dile kolay, tam on altı yıldır sürdürülen, süründürülen bir dava var. Geçen cuma da, sosyolog Pınar Selek’in başına örülmeye çalışılan Mısır Çarşısı davasında, yeni mahkeme önündeki ilk gündü. Özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasıyla birlikte davayı ilk defa gören İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bayram ve resmi tatil olmasına rağmen epey kalabalık bir grup duruşmayı izlemeye gelmiş. Aradan geçen yıllarla, bu hukuk cinayeti giderek daha aleni bir hal almaya başladıkça, davayı izleyen yurtiçi ve yurtdışı kamuoyu da giderek genişledi. Bu kez de Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu, Uluslararası Yazarlar Birliği Genel Merkezi ve ABD temsilcileri, Strazburg Belediyesi Başkan Yardımcısı, Pınar’ın doktorasını verdiği Strazburg Üniversitesi’nin rektör yardımcısı, milletvekilleri, sanatçılar, yazarlar, gazeteciler, LGB travesti ve feminist aktivistler ile insan hakları örgütlerinin temsilcileri yerlerini almış.
Davayı izlemek demek, ‘Mısır Çarşısı’ başlıklı devlet komplosuyla, bir barış aktivistinden katliam sanığı yaratmaya çalışan, dudak uçuklatan hukuksuzluklar karşısında metanetini koruyup mücadeleye devam etmek demek. Son olarak, Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 30 Nisan’da yapılan temyiz duruşmasında müebbet hapis cezasını bozma kararı vermişti. On altı yıldır, kendisiyle uzaktan yakından ilgisi olmadığı kerelerce kanıtlanan, dahası bir gaz kaçağına dayanan patlama üzerinden yürütülen davada kişilik katline uğratılmaya çalışılan Pınar Selek, tam üç kez beraat etti. Derken mahkeme heyeti değiştirildi, dahası kendini bir nevi temyiz mercii ilan ederek, Pınar Selek’i yeni hiçbir delil olmaksızın ağırlaştırılmış müebbete mahkûm ediverdi.
Mahkeme salonunda olmak, hayatın her alanında hukuk mücadelesi vermek, adalete ulaşmak anlamına gelmiyor. Hoş, zaten on altı yıl sonra gelen, adalet değil, olsa olsa hayat hakkı ihlalinin son bulması olur. O gün mahkeme Yargıtay’ın bozma kararına uydu ve Pınar Selek hakkındaki yakalama kararını kaldırarak duruşmayı 5 Aralık’a erteledi. Mahkeme salonunda gayriihtiyari atılan çığlıklar, aslında hepimize toplu olarak yapılanların bir özetiydi. Göz göre göre kötücül haksızlıkla kuşatıldığında, sıradan ve zaten hakkın olan bir şeyin ilanına sevinir hale geliyorsun. Temkinli bir sevinç bu. Ne de olsa, hukuk kisvesi altında pek çok siyasi gaile güdüldü bugüne değin.
Dolayısıyla, şöyle demek mümkün: Mahkeme yeni ama bu dava çok eski. O kadar ki, biz ona ‘Yeni Türkiye’nin Eski Lekesi’ adını veriyoruz. İbretlik bir leke bu. 90’ların o tekinsiz iç savaş dönemi herkesin hatırında. Çünkü yaşadığımız günlerde denenen oyun da çok farklı değil. O yıllarda neden bir türlü barışılamadığı sorusuyla çıktığı yolda gözaltına alınan bu genç sosyolog kadının Kürt hareketine ilişkin bilimsel araştırması yok edilmiş, kendisi de ağır işkencelere maruz bırakılmıştı. İnsanların kaybedildiği, köylerin yakılıp boşaltıldığı ve 28 Şubat’ta devletin tabu addettiği ‘tehlikeli’ saflarda duranların andıçlandığı, karanlık bir dönemdi. Bir dönemle topyekûn ödeşiliyorsa, Pınar Selek’in ta o zamandan alacaklı olduğu adalet en önemli nirengi taşlarından biri olacaktı. istanbul travestileri  travesti
Ama olmadı. Çünkü derin yapılar, değişen iktidar ve onlara muhalif hale gelen hareketler karşısında da pazarlık yapabilecek gücü korudu. Bugün Kobanê üzerinden tutuşan ateş, her an yine aynı karanlığa itilebilecek olmaya duyulan öfke ve isyan, Kürtlerin yanı sıra, memleketin dışlanmış hisseden yüklüce bir kesimini de kapsıyor. Ve Pınar’ın o naif “Neden bir türlü barışamadık?” sorusu halen geçerliliğini koruyor. ankara travestileri haberleri ankara travestileri
Küçük hayatlarımız üzerine oynanan büyük oyunların cinnetinden kurtulmanın yolu, benim için hayalde ısrardan geçiyor. Hayalde ısrar, zaten umudun diğer adı. Pınar’la şehrin sokaklarını birlikte arşınladığımızı, aşktan konuştuğumuzu, elde simit ve çayla vapurdan uzaklara baktığımızı hayal ediyorum. Adalet Sarayı’nın rüzgârına inat, içim ısınıyor.

Ankara Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Ankara travestileri , baro avukat atamadı

Çorum’da silahlı saldırıya uğrayan ankara travestileri seks işçisi Serap, adliyedeki baro çalışanlarının “biz  avukat atamıyoruz” yanıtıyla karşılaştı.
Saldırı, Çarşamba akşamı şehir dışındaki ormanlık arazide yaşandı. Pembe Hayat Derneği’nin haberine göre, Serap adlı trans seks işçisi tanıdığı kişilerin silahlı ve bıçaklı saldırısına uğradı.
Gözaltına alınan 3 kişi serbest bırakıldı
Serap, saldırganları tanıdığını, saldırganlardan birinin telefonlarına cevap vermediği için önce sözlü şiddete maruz kaldığını, aynı kişi tarafından buluşma için davet edildiğini ve saldırganlar tarafından araca bindirilerek Melikgazi Tepesi’ne götürüldüğünü anlattı. Saldırganların önce bıçak ve tekmelerle özellikle kafasını hedef alarak saldırdığını, ardından bacağına ateş edildiğini söyledi.
Bir anlık kargaşadan yararlanarak kaçmayı başaran Serap, aynı ifadeleri polise de verdi. Serap’ın kan örneğinin ve bacağına isabet eden kurşunun kovanının saldırganların aracında bulunması üzerine, üç kişi polis tarafından gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar bugün serbest bırakıldı.
Çorum Barosu: “Biz travestilere avukat atamyoruz”
Saldırıya ilişkin yasal süreç başlatmak için Çorum Adliyesi’ne giden Serap, Çorum Barosu’ndan kendisine bir avukat atanmasını talep etti.istanbul travestileri
Adliyedeki baro çalışanları tarafından "Biz travestilere avukat atamıyoruz" yanıtıyla karşılaşan Serap için Pembe Hayat Derneği Çorum’da çalışan bir avukatla iletişime geçti. Ancak avukat davaya bakamayacağını belirtti. Serap’ın avukat arayışı sürüyor.
“Ayağında kurşun yarası, kafasında bıçak izi var”
Çorum Devlet Hastanesi’ndeki tedavisinin ardından taburcu edilen Serap’ın arkadaşı Atakan, arkadaşının sağlık durumunu kaosGL.org’a anlattı: “Serap’ın durumu şimdi iyi. Pansuman yapıldı. Ayağında kurşun yarası, kafasında bıçak izi var. Yüzüne gelen tekmelerden sonra gözleri mor. Ayrıca bir parmağını kaybetti.”  Alıntıdır…

Ankara Travestileri kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Ankara travestileri , hayatım izinsiz çalınıyordu

Dizideki küçük başarıları ankara travestileri saymazsak, hızla düşüşüm devam ediyordu. Hayatım, benim iznim olmaksızın baştan yazılıyormuş gibi hissediyordum. Hayatta istediğim her şeyi gerçekleştirmiştim! Mutlu bir evliliğim vardı ve işimi seviyordum. Eşcinsel olduğumu 2012 yılının sonbaharında, setteki ilk günlerimden birinde fark ettim. Bu, başlı başına tek bir şey olmaktan ziyade, kendimi lezbiyen grupların yakınında ne kadar rahatsız hissettiğim ya da kendimi (omuz silkerek) cinsellikle pek de ilgisi olmayan biri olarak tanımlamam gibi bir sürü küçük ayrıntının birleşimi gibiydi. Tek tek düşününce, bunlar beni ben yapan küçük tuhaflıklar gibi görünüyordu. Seks yerine kitap okumayı seçmek son derece mantıklı bir seçim, öyle değil mi? Ama sette, bütün bu küçük anlar çok daha açık ve önemli bir hale geliyordu ve kendimi, oyuncuların yeni öğretmenlerini merak eden bir grup anaokul öğrencisiymişçesine sordukları bitmek bilmez ve bütün bunların üzerine tuz biber eken sorularını cevaplarken buluyordum. “Kimseyle görüşüyor musun?” “Evli misin?” “Bir erkekle mi?” “Ama kızları öpüyormuşsun?” “Peki, bunu özlüyor musun?” En sonunda, daha önce hiç aklıma gelmeyen bir soruyu düşünmek zorunda kaldım: “Yok artık, ben eşcinsel miyim?”

31 yaşında olmama, hayatımın 13 yılını son derece açık fikirli şehirlerde geçirmeme ve kendimi eğitimli bir birey olarak görmeme rağmen son bir yıldır: 1.Google’da “Lezbiyen olduğunuzu nasıl anlarsınız?” diye arattım. Bu konuda quiz gibi bir şeyler olmalıydı, değil mi? 2. Kullandığım doğum kontrol yöntemi yüzünden mi diye düşündüm. Daha yeni rahim içi araç kullanmaya başlamıştım, bu kimi çekici bulduğumu etkiliyor olabilir miydi? Bu gerçekten de düşündüğüm bir şeydi. Bunun, cinsel kimlik üzerine doktora yapmış terapistime bahsedecek kadar üzerinde durdum ve terapistim bana büyük bir sabırla doğum kontrolünün esasen cinsel yönelimimizi değiştiremeyeceğini açıkladı. 3. Ölmek istedim. Eğer eşcinsel olmak, bu dünyadaki en sevdiğim insanı kaybedeceğim, aileme açılacağım, benliğimin en savunmasız, en hassas noktalarını açacağım ve tanıdığım herkese göstereceğim anlamına geliyorsa, ölmeyi yeğlerdim. En son sekizinci sınıfta olduğum gibi kendimi intihara meyilli hissediyordum. O zamanlar bir kere, bir avuç Tylenol içip uyumuştum. Ertesi sabah uzun bir uykunun ardından dinlenmiş olarak uyanmıştım ve arkadaşlarıma kendimi ne kadar kötü hissettiğimi anlatabileceğim için heyecanlıydım. Böyle şeylerin aleni bir şekilde söylenmesinin, daha sonra kolayca ulaşabilecekleri bir şekilde kaydedilmesinin önemli olduğunu düşüyordum; çünkü eğer LGBT topluluğundan insanlarla çevrelenmiş, ne şekilde olursa olsun azınlık olmanın sevinçle kutlandığı, dünyanın en destekleyici ortamında çalışırken bunları düşünüp hissedebilirsem, ancak o zaman başka şartlarda yaşayacağım üzüntü, kafa karışıklığı ve korkuyu düşünmeye cesaret edebilirdim.travesti

Yakın zamanda katıldığım GLAAD (Gay& Lesbian Alliance Against Defamation, Karalamaya Karşı Eşcinsel ve Lezbiyen Birliği) Medya Ödülleri’nde, Ellen Page’in Laverne Cox’a Stephen F. Kolzak Ödülü’nü takdim ettiği anı izleme şansına sahip oldum. GLAAD’ın başkanı Sarah Kate Ellis de o gece konuştu ve oluşabilecek tüm muhalefetin farkında olmasına rağmen, salondakileri hayatlarını açık bir şekilde ve sevgiyle yaşamaları için cesaretlendirdi. Evliliğimin ve tüm hayatım boyunca sahip olduğum kimliğimin sonu için üzülürken, bir yandan da kendimi artık bu topluluğun bir parçası olduğumu düşünmekten alamadım. Eğer onu tamamen kabul edersem daha değersiz olacakmış ya da yargılanacakmışçasına kendi eşcinselliğimi değerlendiriyordum. Utanç ve suçlulukla dolu bu yükü taşımaya çalışmakla geçen bir yılın ardından, bu olumsuz bakış açısı yerine dürüstlüğü ve minnettar olmayı seçebileceğimi fark etmemle birlikte rahatladım. Şu anda aileme, arkadaşlarıma ve Orange is the New Black’teki çalışma arkadaşlarımın çoğuna (ve artık sana da, sevgili okuyucu) açılmış durumdayım. Artık sette ya da yazarlar odasındayken kendimi iki doğru arasında sıkışıp kalmış gibi hissetmiyorum. Benim hikâyem dizide anlattığımız kurmaca hikâyelere tam olarak uyduğu için doğru yerde olduğumu hissediyorum: kendilerini bulmaya çalışan insanlar, zorlu yollar ve sonunda hepsinin geçmesiyle ilgili hikâyeler. ankara travestileri

Şimdi anlatıp da diziyi berbat etmeyeceğim ama Orange is the New Black’in travesti  ikinci sezonu için yaptıklarımla gerçekten çok ama çok gurur duyuyorum. Beni koşulsuz sevgiyle sardıkları ve zaman zaman ihtiyacım olduğunda da kızdırdıkları (günler boyunca üst üste kapşonlu bir tişört ve beyzbol kasketi taktığım için birinin bana sivil polis mi olmaya çalıştığımı sorması gibi) yazarlar odasında kendim olabiliyorum. Sette her şeyi yaşadım: Bir kadına âşık oldum, hayatımı baştan sona ekranda izledim. İkinci sezonun yayını için çalışmayı hızlandırdığımız şu günlerde, hayatımı herkesin önünde yaşamak benim için artık sorun değil ve kendimi özgürleşmiş hissediyorum. Ben mükemmel değilim. Cesur olmaktansa rahat olmayı tercih ederim. Beni onaylayıp onaylamadığınızı umursamıyorum çünkü böylece kendimi her zaman iyi hissediyorum. Yani durum böyle. Bu benim hikâyem, karışık, biraz farklı ve sürekli yeni zorluklarla mücadele içinde, ama böyle olduğu için gerçekten minnettarım. Nasıl olursa olsun, kendi hikâyenizi kabullenmenizi ve sevmenizi şiddetle öneriyorum. Söz veriyorum, denediğinize değecek.

Ankara Travestileri kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Ankara travestileri , bir nefret cinayeti daha !

İzmir’de internetten tanıştığı travesti T.T.’yi bıçaklayarak öldüren U.R. “haksız tahrik indirimi”nin arkasına sığınmak için bildik bahaneyi yineledi: “Bana ilişki teklif etti.”
Geçtiğimiz hafta İzmir’in Bornova ilçesinde 30 yaşındaki T.T., evinde bıçaklanarak öldürüldü. Katil U.R., öldürdüğü kişinin otomobilinde yakalandı. ankara travestileri
 
Doğan Haber Ajansı’nın haberine göre, olaydan sonra geride iz bırakmak istemeyen cinayet şüphelisi, evi ateşe verip T.T’nin otomobilini alarak kaçtı. Araştırmalarını otomobil üzerine yoğunlaştıran ekipler, aracın kamera kayıtlarını en son Kahramanlar Bölgesi’nde gördü.
 
Gidiş yönündeki bölgelerde günlerce araştırma yapan ekipler, otomobili Çamdibi semtinde park halinde buldu. Otomobilin yakınında önlem alan polis, aracı kullanan kişinin de 25 yaşındaki U.R. olduğunu belirledi. Ancak U.R.’nin cinayet sırasında yanında başka bir kişinin olup olmadığını belirlemek için polis, bir süre takibe devam etti. Bu süre içerisinde kurbanının otomobilini de kullanmayı sürdüren, çalıştığı inşaat firmasından da izinli olan U.R., gerekli araştırmanın tamamlanmasıyla da gözaltına alındı.travesti  istanbul travestileri
 
Suçunu kabul eden U.R., T.T. ile bir süre önce internete üzerinden tanıştıklarını ve olay günü de Bornova’daki alışveriş merkezinde buluştuktan sonra evine gittiklerini anlattı.
 
U.R.’nin cinayete ilişkin bahanesi ise nefret cinayetlerinde sıklıkla karşılaşılan türden. U.R., ilişki teklif ettiğini iddia ettiği T.T.’yi bu sebeple öldürdüğünü söyledi. Katilin bu yolla “haksız tahrik indirimi”nden faydalanmayı planladığı düşünülüyor.travesti
 
T.T.’nin ayrıca, cep telefonu ile diz üstü bilgisayarını da aldığı tespit edilen U.R., adliyeye sevk edildi.
Ankara Travestileri kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Ankara travestileri podyumda !

Travesti güzellik yarışmasının ardından şimdi de Türkiye'de ilk defa trans defilesi 21 Kasım 2014 tarihinde Şişli Kent Kültür Merkezi'nde düzenlenecek.
Trans Kraliçesi podyumda
Trans misafirhanesine yardım toplamak amacıyla düzenlenecek olan defilede güzellik yarışmasında birinci olan Trans Kraliçesi Yankı Bayramoğlu da baş manken olarak podyuma çıkacak. Gecede toplam 45 trans kadın manken görev alacak.
Ünlü isimler destek veriyor
Barbaros Şansal, Sevda Demirel, Tarık Mengüç, Leyla Somer ve Eylül Metin gibi ünlü isimler de defileye destek veren isimler arasında yer alıyor.
LGBTİ dernekleri defileyi destekliyor
Ankara Pembe Hayat LGB travesti İ, İstanbul LGBTİ, İstanbul Hevi LGBTİ, Antalya Pembe Caretta LGBTİ, Mersin 7 Renk LGBTİ, İzmir Siyah Pembe Üçgen LGBTİ ve Radio Gabile defileyi destekleyen kurumlar arasında yer aldı.
Defileyi LGBTİ aktivisti Öykü Ay organize ediyor
41 yaşındaki tesettürlü trans kadın Öykü Ay, defilede mankenlerin kendi tasarladıkları kyafetleri taşıyacaklarını söyledi. Ay, “Bu kıyafetler defile sonrası açık arttırma ile satışa sunulacak ve elde edilen gelirin tamamı trans misafirhanesine bağışlanacak” dedi.
Pınar Selek ilham kaynağım
Öykü Ay, “Pınar Selek yıllar önce üniversitede trans kadınlar üzerine bir tez hazırlamıştı ve podyumda transların kıyafetleri çok daha iyi taşıyacaklarını yazmıştı. Kadife yürekli, vicdanlı bir kadındır Pınar Selek” diye konuştu. ankara travestileri travesti
Bizler halvet işçisiyiz
Öykü Ay bu defile ile toplumun negatif algısını yıkmayı hedeflediklerini belirtiyor. Malatya Akçadağ Anadolu Öğretmen Lisesi, Fen Edebiyat Bölümü mezunu olan Ay, bir seks işçisi olmasının kendi suçu olmadığına da vurgu yapıyor.
İnsanlar bizleri seks objesi olarak görüyor
Öykü Ay, “Aile içinde yaşanan ensest ilişkiler varken ve küçük yaştaki kız çocuklar yaşlı erkeklerle evlendirilirken, bizlere 'ahlaksız' denmesi biraz garip. Bizlere 'ahlaksız' diyenlere ve çalıp çırpan devlete tertemiz ve sevgi dolu dünyamızı göstermek istiyoruz”.
Medya bizi canavar olarak sunuyor
Öykü Ay, yazılı ve görsel medyada bugüne kadar trans kadınların hep canavar olarak gösterildiklerini belirterek, “Medya bizim haberlerimizi hep “travesti terörü” başlığıyla duyurdu ve bizleri tehlikeli kişiler olarak kamuoyuna yansıttı” dedi.
LGBTİ dostu Hayri İnönü
Siyasiler arasında kendilerine destek olan tek ismin Şişli Belediye Başkanı Hayri İnönü olduğu belirten Öykü Ay, Devlet bazında hiçbir destek almadıklarına vurgu yapıyor.
Eski günler aklıma gelince gözlerim doluyor
Geçmiş yıllarda trans kadınların yaşamlarının çok zor olduğunu söyleyen Ay, “Sokakta gündüz vakti polis tarafından gözaltına alınırdık. Karakollarda işkence görürdük. Ama şimdiki nesil çok şanslı en azından haklarını aramayı biliyor ve susmuyorlar” dedi.
En yakın arkadaşım beni bıçakladı
'Ben çok hassas bir insanım' diyen Öykü Ay, anılarını anlatırken gözyaşlarını tutamıyor. Ay, “Kimseyle kavga etmem çok hassas ve duygusal birisiyim. Bir tek kişiyle kavga ettim o da benim en yakın arkadaşımdı. Arabamın camlarını kırdı ve beni dokuz yerimden bıçakladı ama kırgın değilim geçmişte kalan acı bir hatıra benim için” dedi.
Aşk diye bir şey yoktur
Uzun yıllar seks işçiliği yapan trans aktivist Öykü Ay, “Erkekler için aşk sadece cinselliği bedavaya getirmektir. Kadınları seks objesi olarak görürler. Hayatım boyunca iki büyük aşk yaşadım ve şu an olduğum yer belli yalnızlık” dedi.

Ankara Travestileri kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Eşcinsel evlilik bir çok şeyin önünü açmış oldu ankara travestileri

Emrullah Tüzün ve Ekin Keser İstanbul’da düzenledikleri bir düğün töreni ile Türkiye’nin ilk evli eşcinsel çifti oldu. Resmi olmasa da alternatif bir düğün töreni düzenleyen çift kendilerine ve aile üyelerine tehditler geldiğini belirterek “Aktivizmi her zaman destekledik ve bir nebze içinde yer almak istedik. Yaptığımız şeyle gurur duyuyoruz. Başımıza bir şey gelirlerse bizi renkli bir şölenle uğurlasınlar” ifadelerini kullandı. travesti

Farklı cinsel yönelimlerden olan bireylere “Gerçekten korkmasınlar. Biz varız hep olacağız. Bizi yok edebilirler. Ama bu hareketi yok edemezler” mesajını verdi.

İşte Yurt gazetesinden Ceren Büyüktetik’in aktarımıyla Emrullah Tüzün ve Ekin Keser’in tanışma, evlenmeye karar verme ve düğün süreci…

'Ben böyleyim neden kendimi sıkayım?'

Emrullah 2 yaşından beri İstanbul'da yaşıyor. Aslen Kürt kökenli, 13 çocuklu ailesinin 8 oğlundan biri. Okulla pek arası olmadığını söylüyor. Küçük yaşlarda garsonluk yapmaya başlamış. Sonra ailesi giyim sektörüne girince o da dahil olmuş. 7 yıl sonra iflas ettiklerinde kendisini sorumlu hissetmiş, zor zamanlar geçirmiş. Eşcinsel kimliğini aile ve çevre korkusundan kontrol altında tutsa da cinsel yöneliminin her zaman farkındaymış. Ancak 25 yaşından sonra kendi deyimiyle gizli saklı merdivenini aşmaya başlamış. “Ben böyleysem, bunu da gerçekten yaşamak istiyorsam neden kendimi bu kadar sıkayım, kapalı tutayım.” diye düşünmüş. Tam bu zamanlarda da karşısına hayatının aşkı Ekin çıkmış. travesti

'Hiç ben yanlışım demedim'

Ekin ise aslen Hatay'lı ve Arap kökenli. Güzel sanatlarda üçüncü sınıf öğrencisi. Kendisinden gayet emin bir şekilde “Ben kendimi bildim bileli erkeklere ilgi duyuyordum” diyor. Erkek muhabbetlerini hiç sevmezmiş. 12 yaşında da ailesine açılmış. Bunun üzerine ailesi hormon testleri filan yaptırmış ama görmüşler ki hormonla ilgisi yok. Babası kabullenmemiş durumu. Anne yüreği ise yalnız bırakamamış oğlunu. Okulu seven, başarılı bir öğrenciymiş. Cinsel yönelimi ona eğitim hayatında zor zamanlar yaşatmış elbette. Öğretmenlerinden ve sınıf arkadaşlarından hakarete varan ifadeleri ve imaları sıklıkla işitmiş. Ama hiçbir zaman “Ben yanlış mıyım” dememiş. Liseye dair bir anısını anlatıyor gülerek, “Bir gün kız arkadaşlarımla merdivende oturuyorduk. Psikolojik danışmanlık hocam yanımıza geldi ve parmağını sallayarak 'Seni kızlarla çok görüyorum' dedi. Düşünebiliyor musunuz, kendisi psikolojik danışmanlık hocasıydı.”

Tanışma hikâyeleri de tamamen tesadüfe dayalı. O tesadüfi günü şöyle anlatıyor Ekin:

“Taksim’de hiç istemeye istemeye bir açılış partisine gitmiştim. Sadece 5-6 erkek vardı ve arkadaşımla dans ederken Emrullah’ı gördüm. Ne kadar tatlı çocuk dedim. Arkadaşım sonra kapmış Emrullah'ı 'Haydi tanışın' diye yanıma getirdi.” travesti

'Karşılaştıktan sonra hiç ayrılmadık'

Peki ya sonra tekrar nasıl bir araya geldiniz diye soruyorum, “Bir daha hiç ayrılmadık ki” diyor Emrullah ve anlatıyor:
“Ertesi sabah Ekin’de kahvaltı yaptık. Uyandığımda karşımda kocaman bir Hatay sofrası buldum. Sonra da 3 yıl boyunca hiç ayrılmadık zaten. Hep aynı evde oturduk. Bunu hiç konuşmadık, hiç kararlaştırmadık. İçimden birşey doğru yaptığımı söylüyordu ve ben de hiç sorgulamadan devam ediyordum. Çok hızlı bir şekilde yaşadık herşeyi ve daha sonra rayına bıraktık. Güven aramızdaki en önemli şey.”

'Evliliği üçüncü ayda konuşmaya başladık'

Henüz ilişkilerinin üçüncü ayında bir arkadaşları sohbet arasında “Sahi siz niye evlenmiyorsunuz?” diye sorunca evlilik fikri de bir anda düşüvermiş akıllarına.

“İlişkimize bir zaman biçmiyorduk 5 sene ya da 50 sene gibi. Zaten beraberdik ve hep beraber olacağız. Bu yüzden 'Evlenelim' dedik. Zaten her şeyimiz beraber. İlla bir kağıt olması gerekmiyor. Bir arkadaşımız muhabbet arasında konuyu açmıştı. Laf arasında 'Şöyle yapsak güzel olur mu' filan diye konuşurken Ekin'le beraber ciddi ciddi konuşmaya başladık. Biz bunu yapalım ve eşcinsel ilişkiler de sadece sevgililik olarak kalmasın düşüncesindeydik” diyor Emrullah.

Ekin ve Emrullah çifti bu kararlarında en büyük gücü de Silo felsefesinden almış. Arjantinli düşünür Mario Luis Rodriguez Cobos'un temeli “evrensel hümanizm”e dayanan düşünce akımı Silo onların hayatlarında önemli bir etkiye sahip. Silo'nun hümanist hareketi sayesinde dünyanın pek çok ülkesinden dostlar edinmişler. O dostları da onlara bu düğünü yapabilmeleri için ellerinden gelen her türlü desteği vermiş. İlk başta düğünü bir villanın bahçesinde yapmak istemişler. Ancak masrafın büyük olacağına karar verip bir yıl beklemişler. Silo felsefesinde gökyüzüyle temas kurmanın önemli olmasından dolayı daha sonra teknede karar kılmışlar. Evlilik hep akıllarının kenarındaymış, hatta yüzükleri de beraber seçmişler ama romantik bir evlilik teklifi de ilişkilerinde eksik kalmamış. O özel günü önce Emrullah, sonra Ekin anlatıyor:

Emrullah:

- Yüzükleri birlikte beğenmiştik ama organizasyonu benim yapacağım fikrinde anlaşmıştık. Zaten birlikte yaşıyoruz ama bunu bir coşkuya çevirmek istedim. Bazen sürprizler güzeldir ilişkiye de tat katar. Sürprizi yapacağım gün Ekin çalışıyordu ben izinliydim. Birkaç arkadaşımı eve yönlendirdim. Cepte para kısıtlı. Kendi içimde baya stresliyim. Oturdum hemen şiirsel bir metin yazdım. Müziği ayarladım. Müzik çalarken şiiri okumaya başladım. Şiiri kaydettik bilgisayara. Sonra dışarı çıkıp son paramla bir yalancı orkide buketi yaptırttım. Üstüne not yazarak kapının girişindeki tavana astım. Kapıdan salona kadar koridor boyunca mumlar dizdim. Salondaki masanın tam ortasına da bilgisayarı koydum. İçerisi baya hoştu. İki arkadaşımı da Ekin’i işten çıkınca oyalaması için ayarlamıştım. Arkadaşlarımız da yanımızdaydı. Hatta çoğunluğu heteroseksüeldi. Herkes evde bir yerlere saklandı. Sonra Ekin şaşırarak içeri girdi laptopu gördü. Play tuşuna bastı. Şiir sonlandığı anda arkasında belirip yüzüğü uzattım. O bana sarılınca bütün arkadaşlar çıkmaya başladı.

Ekin:

- Tamamen sürprizdi. Çok heyecanlıydım. Böyle bir şey beklemiyordum. Çok tatlı bir gündü. Emekle vaad edilen, inşa edilen her şey çok güzel.

Ekin Emrullah'ın ona yazdığı şiiri de Kürtçe'ye çevirip göğsüne dövme yaptırtmış daha sonra.

istanbul travestileri
‘Onları evlendiren biz değiliz’

Çiftin düğünü de emek dolu. Davetiyeleri kendi elleriyle hazırlamışlar. Davetiyedeki karikatürü bir arkadaşları çizmiş. Gömleklerini çok yakın bir arkadaşları dikmiş. Damatlıklarını da çocukluk arkadaşları seçmiş. Düğün günü de maceraları eksik olmamış. Trafik kilitlenince kendi düğünlerine geç kalıyorlar. Kadıköy'den Eminönü'ne vapurla geçmeye karar verip üzerlerinde damatlıklarla yola çıkıyorlar. Yanlarında Ekin'in nedimeleri ve Emrullah'ın sağdıcı onlara destek oluyor. Yol uzayınca haliyle karınları acıkıyor yetişip bir çikolata getiriyorlar. Eminönü iskelesinde çikolata yiyen iki damat görenler de reklam filmi çekildiğini sanıyor. Sonunda düğünün yapılacağı tekneye ulaşıyorlar. 120 kişi davetli. 90'ı orada. İçlerinde Emrullah ve Ekin'in ailesinden gelenler birkaç kişi de var. Alkışlar eşliğinde tekneye adım atıyorlar. Kokteylin ardından törene geçiliyor. Silo felsefesine göre ilk önce Ekin ve Emrullah “iyi hissediş seromonisi” gerçekleştiriyor. Ardından da düğün seromonisi. Seromoni sırasında şu cümle dikkat çekiyor: “Onları evlendiren biz değilizdir, kendileri topluluğumuz önünde evlenirler.” Eşlere tek tek “Senin için bu evlilik nedir?” diye soruluyor. Emrullah ve Ekin kendileri için evliliğin anlamını açıklayan metinlerini ayrı ayrı okuduktan sonra tören sonlanıyor. Sonrası alışkın olduğumuz düğünlerden pek de farklı değil. Ekin ve Emrullah Edith Piaf'ın “Padam” şarkısıyla düğün danslarını yapmışlar. Heyecandan elleri ayakları birbirine dolanmış. “Hiç güzel yapamadık” diye yakınıyorlar hala. Daha sonra para ve takı merasimi yapılmış. Halay çekmeyi de ihmal etmemişler. travesti ankara travestileri

Düğün oldukça eğlenceli geçmiş, ancak onlar için her şey toz pembe değil elbette. Birçok tehdit aldıklarını belirtiyorlar. Aile fertlerinden de, sosyal medyadan da ölüm tehditleri geliyormuş. Ancak bu cesaretlerini kırmamış. “Aktivizmi her zaman destekledik ve bir nebze içinde yer almak istedik. Yaptığımız şeyle gurur duyuyoruz. Başımıza bir şey gelirlerse bizi renkli bir şölenle uğurlasınlar” diyorlar.

'Biz varız, hep olacağız'

Günün birinde çocuk sahibi olmayı da isteyen Ekin ve Emrullah çifti sohbetimizin sonunda tüm cinsel yönelimi farklı bireylere şu mesajı veriyor:

“Gerçekten korkmasınlar. Biz varız hep olacağız. Bizi yok edebilirler. Ama bu hareketi yok edemezler. Çevre ve toplum sizi her halükarda sizi rencide etmeye ve aşağılamaya hazırdır. Sadece siz buna aldırış etmediğiniz zaman sorun yok demektir. Herkes kendine ve çevresindeki renklere saygı duysun. O zaman istenilen bir yerde yaşar herkes. Bütün herkese de bizi destekleyen arkamızda olan herkese sevgilerimizi yolluyoruz.”  istanbul travestileri ankara travestileri 

Ankara Travestileri kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın