Eşcinsel evlilik bir çok şeyin önünü açmış oldu ankara travestileri

Emrullah Tüzün ve Ekin Keser İstanbul’da düzenledikleri bir düğün töreni ile Türkiye’nin ilk evli eşcinsel çifti oldu. Resmi olmasa da alternatif bir düğün töreni düzenleyen çift kendilerine ve aile üyelerine tehditler geldiğini belirterek “Aktivizmi her zaman destekledik ve bir nebze içinde yer almak istedik. Yaptığımız şeyle gurur duyuyoruz. Başımıza bir şey gelirlerse bizi renkli bir şölenle uğurlasınlar” ifadelerini kullandı. travesti

Farklı cinsel yönelimlerden olan bireylere “Gerçekten korkmasınlar. Biz varız hep olacağız. Bizi yok edebilirler. Ama bu hareketi yok edemezler” mesajını verdi.

İşte Yurt gazetesinden Ceren Büyüktetik’in aktarımıyla Emrullah Tüzün ve Ekin Keser’in tanışma, evlenmeye karar verme ve düğün süreci…

'Ben böyleyim neden kendimi sıkayım?'

Emrullah 2 yaşından beri İstanbul'da yaşıyor. Aslen Kürt kökenli, 13 çocuklu ailesinin 8 oğlundan biri. Okulla pek arası olmadığını söylüyor. Küçük yaşlarda garsonluk yapmaya başlamış. Sonra ailesi giyim sektörüne girince o da dahil olmuş. 7 yıl sonra iflas ettiklerinde kendisini sorumlu hissetmiş, zor zamanlar geçirmiş. Eşcinsel kimliğini aile ve çevre korkusundan kontrol altında tutsa da cinsel yöneliminin her zaman farkındaymış. Ancak 25 yaşından sonra kendi deyimiyle gizli saklı merdivenini aşmaya başlamış. “Ben böyleysem, bunu da gerçekten yaşamak istiyorsam neden kendimi bu kadar sıkayım, kapalı tutayım.” diye düşünmüş. Tam bu zamanlarda da karşısına hayatının aşkı Ekin çıkmış. travesti

'Hiç ben yanlışım demedim'

Ekin ise aslen Hatay'lı ve Arap kökenli. Güzel sanatlarda üçüncü sınıf öğrencisi. Kendisinden gayet emin bir şekilde “Ben kendimi bildim bileli erkeklere ilgi duyuyordum” diyor. Erkek muhabbetlerini hiç sevmezmiş. 12 yaşında da ailesine açılmış. Bunun üzerine ailesi hormon testleri filan yaptırmış ama görmüşler ki hormonla ilgisi yok. Babası kabullenmemiş durumu. Anne yüreği ise yalnız bırakamamış oğlunu. Okulu seven, başarılı bir öğrenciymiş. Cinsel yönelimi ona eğitim hayatında zor zamanlar yaşatmış elbette. Öğretmenlerinden ve sınıf arkadaşlarından hakarete varan ifadeleri ve imaları sıklıkla işitmiş. Ama hiçbir zaman “Ben yanlış mıyım” dememiş. Liseye dair bir anısını anlatıyor gülerek, “Bir gün kız arkadaşlarımla merdivende oturuyorduk. Psikolojik danışmanlık hocam yanımıza geldi ve parmağını sallayarak 'Seni kızlarla çok görüyorum' dedi. Düşünebiliyor musunuz, kendisi psikolojik danışmanlık hocasıydı.”

Tanışma hikâyeleri de tamamen tesadüfe dayalı. O tesadüfi günü şöyle anlatıyor Ekin:

“Taksim’de hiç istemeye istemeye bir açılış partisine gitmiştim. Sadece 5-6 erkek vardı ve arkadaşımla dans ederken Emrullah’ı gördüm. Ne kadar tatlı çocuk dedim. Arkadaşım sonra kapmış Emrullah'ı 'Haydi tanışın' diye yanıma getirdi.” travesti

'Karşılaştıktan sonra hiç ayrılmadık'

Peki ya sonra tekrar nasıl bir araya geldiniz diye soruyorum, “Bir daha hiç ayrılmadık ki” diyor Emrullah ve anlatıyor:
“Ertesi sabah Ekin’de kahvaltı yaptık. Uyandığımda karşımda kocaman bir Hatay sofrası buldum. Sonra da 3 yıl boyunca hiç ayrılmadık zaten. Hep aynı evde oturduk. Bunu hiç konuşmadık, hiç kararlaştırmadık. İçimden birşey doğru yaptığımı söylüyordu ve ben de hiç sorgulamadan devam ediyordum. Çok hızlı bir şekilde yaşadık herşeyi ve daha sonra rayına bıraktık. Güven aramızdaki en önemli şey.”

'Evliliği üçüncü ayda konuşmaya başladık'

Henüz ilişkilerinin üçüncü ayında bir arkadaşları sohbet arasında “Sahi siz niye evlenmiyorsunuz?” diye sorunca evlilik fikri de bir anda düşüvermiş akıllarına.

“İlişkimize bir zaman biçmiyorduk 5 sene ya da 50 sene gibi. Zaten beraberdik ve hep beraber olacağız. Bu yüzden 'Evlenelim' dedik. Zaten her şeyimiz beraber. İlla bir kağıt olması gerekmiyor. Bir arkadaşımız muhabbet arasında konuyu açmıştı. Laf arasında 'Şöyle yapsak güzel olur mu' filan diye konuşurken Ekin'le beraber ciddi ciddi konuşmaya başladık. Biz bunu yapalım ve eşcinsel ilişkiler de sadece sevgililik olarak kalmasın düşüncesindeydik” diyor Emrullah.

Ekin ve Emrullah çifti bu kararlarında en büyük gücü de Silo felsefesinden almış. Arjantinli düşünür Mario Luis Rodriguez Cobos'un temeli “evrensel hümanizm”e dayanan düşünce akımı Silo onların hayatlarında önemli bir etkiye sahip. Silo'nun hümanist hareketi sayesinde dünyanın pek çok ülkesinden dostlar edinmişler. O dostları da onlara bu düğünü yapabilmeleri için ellerinden gelen her türlü desteği vermiş. İlk başta düğünü bir villanın bahçesinde yapmak istemişler. Ancak masrafın büyük olacağına karar verip bir yıl beklemişler. Silo felsefesinde gökyüzüyle temas kurmanın önemli olmasından dolayı daha sonra teknede karar kılmışlar. Evlilik hep akıllarının kenarındaymış, hatta yüzükleri de beraber seçmişler ama romantik bir evlilik teklifi de ilişkilerinde eksik kalmamış. O özel günü önce Emrullah, sonra Ekin anlatıyor:

Emrullah:

- Yüzükleri birlikte beğenmiştik ama organizasyonu benim yapacağım fikrinde anlaşmıştık. Zaten birlikte yaşıyoruz ama bunu bir coşkuya çevirmek istedim. Bazen sürprizler güzeldir ilişkiye de tat katar. Sürprizi yapacağım gün Ekin çalışıyordu ben izinliydim. Birkaç arkadaşımı eve yönlendirdim. Cepte para kısıtlı. Kendi içimde baya stresliyim. Oturdum hemen şiirsel bir metin yazdım. Müziği ayarladım. Müzik çalarken şiiri okumaya başladım. Şiiri kaydettik bilgisayara. Sonra dışarı çıkıp son paramla bir yalancı orkide buketi yaptırttım. Üstüne not yazarak kapının girişindeki tavana astım. Kapıdan salona kadar koridor boyunca mumlar dizdim. Salondaki masanın tam ortasına da bilgisayarı koydum. İçerisi baya hoştu. İki arkadaşımı da Ekin’i işten çıkınca oyalaması için ayarlamıştım. Arkadaşlarımız da yanımızdaydı. Hatta çoğunluğu heteroseksüeldi. Herkes evde bir yerlere saklandı. Sonra Ekin şaşırarak içeri girdi laptopu gördü. Play tuşuna bastı. Şiir sonlandığı anda arkasında belirip yüzüğü uzattım. O bana sarılınca bütün arkadaşlar çıkmaya başladı.

Ekin:

- Tamamen sürprizdi. Çok heyecanlıydım. Böyle bir şey beklemiyordum. Çok tatlı bir gündü. Emekle vaad edilen, inşa edilen her şey çok güzel.

Ekin Emrullah'ın ona yazdığı şiiri de Kürtçe'ye çevirip göğsüne dövme yaptırtmış daha sonra.

istanbul travestileri
‘Onları evlendiren biz değiliz’

Çiftin düğünü de emek dolu. Davetiyeleri kendi elleriyle hazırlamışlar. Davetiyedeki karikatürü bir arkadaşları çizmiş. Gömleklerini çok yakın bir arkadaşları dikmiş. Damatlıklarını da çocukluk arkadaşları seçmiş. Düğün günü de maceraları eksik olmamış. Trafik kilitlenince kendi düğünlerine geç kalıyorlar. Kadıköy'den Eminönü'ne vapurla geçmeye karar verip üzerlerinde damatlıklarla yola çıkıyorlar. Yanlarında Ekin'in nedimeleri ve Emrullah'ın sağdıcı onlara destek oluyor. Yol uzayınca haliyle karınları acıkıyor yetişip bir çikolata getiriyorlar. Eminönü iskelesinde çikolata yiyen iki damat görenler de reklam filmi çekildiğini sanıyor. Sonunda düğünün yapılacağı tekneye ulaşıyorlar. 120 kişi davetli. 90'ı orada. İçlerinde Emrullah ve Ekin'in ailesinden gelenler birkaç kişi de var. Alkışlar eşliğinde tekneye adım atıyorlar. Kokteylin ardından törene geçiliyor. Silo felsefesine göre ilk önce Ekin ve Emrullah “iyi hissediş seromonisi” gerçekleştiriyor. Ardından da düğün seromonisi. Seromoni sırasında şu cümle dikkat çekiyor: “Onları evlendiren biz değilizdir, kendileri topluluğumuz önünde evlenirler.” Eşlere tek tek “Senin için bu evlilik nedir?” diye soruluyor. Emrullah ve Ekin kendileri için evliliğin anlamını açıklayan metinlerini ayrı ayrı okuduktan sonra tören sonlanıyor. Sonrası alışkın olduğumuz düğünlerden pek de farklı değil. Ekin ve Emrullah Edith Piaf'ın “Padam” şarkısıyla düğün danslarını yapmışlar. Heyecandan elleri ayakları birbirine dolanmış. “Hiç güzel yapamadık” diye yakınıyorlar hala. Daha sonra para ve takı merasimi yapılmış. Halay çekmeyi de ihmal etmemişler. travesti ankara travestileri

Düğün oldukça eğlenceli geçmiş, ancak onlar için her şey toz pembe değil elbette. Birçok tehdit aldıklarını belirtiyorlar. Aile fertlerinden de, sosyal medyadan da ölüm tehditleri geliyormuş. Ancak bu cesaretlerini kırmamış. “Aktivizmi her zaman destekledik ve bir nebze içinde yer almak istedik. Yaptığımız şeyle gurur duyuyoruz. Başımıza bir şey gelirlerse bizi renkli bir şölenle uğurlasınlar” diyorlar.

'Biz varız, hep olacağız'

Günün birinde çocuk sahibi olmayı da isteyen Ekin ve Emrullah çifti sohbetimizin sonunda tüm cinsel yönelimi farklı bireylere şu mesajı veriyor:

“Gerçekten korkmasınlar. Biz varız hep olacağız. Bizi yok edebilirler. Ama bu hareketi yok edemezler. Çevre ve toplum sizi her halükarda sizi rencide etmeye ve aşağılamaya hazırdır. Sadece siz buna aldırış etmediğiniz zaman sorun yok demektir. Herkes kendine ve çevresindeki renklere saygı duysun. O zaman istenilen bir yerde yaşar herkes. Bütün herkese de bizi destekleyen arkamızda olan herkese sevgilerimizi yolluyoruz.”  istanbul travestileri ankara travestileri 

Ankara Travestileri kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Adana’ da boyacılık yapan travesti haberi

İstanbul'da uzun yıllar zorla fuhuş yaptırılan ve daha sonra satıcılardan kaçarak fuhuşa tövbe eden travesti Adana'da ayakkabı boyacılığı yaparak geçimini sağlıyor.

İstanbul'da 30 yıldır zorla fuhuş yaptırıldığını iddia eden 40 yaşındaki Ü.A. isimli travesti , satıcılarından kurtulduktan sonra fuhuş yapmaya tövbe edip geçimini Adana'da ayakkabı boyacılığı yaparak sağlamaya başladı.
Çevresindekilerin saldırıları yüzünden hala hayata tutunamadığını ifade eden Ü.A., onuruyla para kazanmak için mücadele ettiğini belirterek, "Ya benim ekmeğimi burada verin ya da mezarımı burada kazın. Başka herhangi bir şey istemiyorum" dedi.

BABASI VE AĞABEYİ, ANNESİNİ ÖLDÜRDÜ
Çok küçük yaşlarda gözlerinin önünde babası ve ağabeyinin annesini öldürmesiyle ilk travmasını yaşayan Ü.A. (40) ilerleyen yıllarda üvey annesinin, beraberindeki kardeşiyle beraber evden kovmasıyla hayatının dönüm noktasına girdi. Ü.A., 10 yaşından bu yana erkeklere zorla pazarlandığını vurgulayarak daha sonra farklı operasyonlarla travesti kimliğine büründüğünü anlattı. Ü.A., bu süreci "Kardeşimle beraber aç kaldık. Bir insandan ekmek istediysek mutlaka karşılığını istedi. Ne geldiyse tanıdıktan geldi. Bir kere girmiş olduk, battıkça battık" cümleleriyle beyan etti.
"Ama şükürler olsun artık helal para kazanıyorum" diyen Ü.A., gördüğü rüyayla hayatında yeniden bir dönüm noktasına girdiğini ve İstanbul'da kendisine zorla fuhuş yaptıranları 30 yıl sonra nasıl atlattığını şöyle anlattı:
"Geriye baktığımda pişmanım. Fuhuşa tövbe ettim ve bir senedir bıraktım. Rüyamda bir birahanedeyiz, önümde de bir ayakkabı boyası sandığı var. Polisin birisi geldi, 'Sen arkama geç' dedi, 'Ne olursa olsun, helal ekmek kazandığın sürece ben seni korurum' dedi. Ondan sonra tövbe ettim. İstanbul'da çalışmayı bıraktıktan sonra beni 3 kişi öldürmeye kalktı. 'Allah'ım sen beni koru' dedim. 3 kişinin elinden bıçak düştü, Allah korudu beni. İstanbul'da ölmesem katil olacaktım, Adana'ya geldim. Neler neler yaşadım, İstanbul'u terk ettim."

"YÜZÜME TÜKÜRÜP HAKARET EDİYORLAR"
İstanbul'dan Adana'ya 5 gün önce geldiğini belirten Ü.A., Adana'ya gelme sebebinin sıcak iklimi ve Adanalıların cana yakınlığı olduğunu dile getirdi. Yalnız başına hayatını sürdürdüğünü dile getiren Ü.A., şehirte herhangi bir LGBTİ topluluğu tanımadığını da sözlerine ekledi. Karşılaştığı insanların sandığı gibi cana yakın olmadığından yakınan Ü.A., cadde ve sokaklarda ayakkabı boyacılığı yaptığı zamanlarda aşağılanmalarını, yaşadığı taciz ve zorlukları şöyle anlattı:
"Bir şey yapıyorlarsa mutlaka karşılığını istiyorlar. 'Sandığı bırak akşam kebap yiyelim, rakı içelim' diyorlar. Söyledikleri işi yapmadığımı anlatıyorum. Helal ile haramı karıştırmam. Yapmadıklarını bırakmıyorlar. Sandığıma tekme atıyorlar, yüzüme tükürüp hakaret ediyorlar. Geldiğim günden bu yana bu işi takdir eden ya vardı ya yoktur. Güzel insanlar zaten güzel ama karşılaştığım kişiler 4-5'i geçmez."

"HELAL PARA KAZANMAK EN GÜZELİ"
"Helal bir ekmek yapayım, bu memleketten gideyim" niyetiyle geldiği Adana'dan İstanbul'a tekrar geri dönmek istemediğinin altını çizen Ü.A., şöyle devam etti:
"Para buldukça otelde kalıyorum, bazen kalamıyorum; sabaha kadar dolaşıyorum. Ne ev bulabildim ne bir şey. Ayakkabısını boyayacağım insanlar fiyatını beğenmiyor, 'Başka yerde 1 lira' diyor. 'Yok' desem bu sefer aç kalacağım, ne yapayım? Kurda kuşa yem etmesinler bu saatten sonra. Helal para kazanmak en güzeli. Herkese nasip olur inşallah. Tövbe edip bıraktıktan sonra bu şekilde en güzeli. Huzurla uyuyorum. Huzurla yatıp huzurla uyanıyorum. Adanalılar'dan rica ediyorum. Ya benim ekmeğimi burada verin ya da benim mezarımı burada kazın."

Ankara Travestileri, İstanbul travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Ankara travestileri , homofobi ödülü almam gücüme gitti !

Çok satan kitapların yazarı Ayşe Kulin, "Gizli Anların Yolcusu" romanının devamı niteliğindeki yeni romanı ankara travestileri "Bora'nın Kitabı"nı ilk kez Söz Sende programında Balçiçek İlter'e anlattı. Romanında eşcinsel iki gencin aşkını anlatan Kulin, eşcinsellerden aldığı tepkilere de değindi. Ünlü yazar, "Bana Melih Gökçek'le birlikte homofobi ödülü verdiler, çok gücüme gitti." diye konuştu. Türkiye gündemindeki gelişmeleri de değerlendiren Ayşe Kulin, içkili mekan bulmanın zorlaştığını anlatarak, "Gitgide muhafazakarlaşıyoruz, bu beni korkutuyor." dedi. Kulin, Balyoz davası kararlarına da "Bir zamanlar ordumuzu teslim ettiğimiz insanları içeri soktuk" diyerek tepki gösterdi.

İşte Yazar Ayşe Kulin'in o açıklamalarından satır başları…

EŞCİNSELLİĞİN EL KİTABINI YAZMADIM
Romanımda eşcinselliği konu aldığım için bir akrabam bana, "Senin her kitabını okudum ama o kitabını okumadım." dedi. Başka bir kız arkadaşım da aynı şeyi söyledi. Eşcinseller hakkında ilk roman yazan ben değilim. Ama eşcinsel olmayıp da yazan pek yok. Çok satan bir yazar olarak, eşcinsel olmayan biri olarak ilk defa ben yazdım. İki erkek arasındaki aşkı anlattım… Bazı okurlarımın tepkisinden çok korkmuştum ama korktuğum gibi olmadı, kitaba bayıldılar. Pek çok eşcinsel bana onların dünyasını edebiyata taşıdığım için teşekkür etti. İyi yansıtamadığım yönünde eleştiriler de aldım tabii. Ama ben bir roman yazdım, romanda iki adamın aşkını anlattım. Ben eşcinsellerin el kitabını yazmadım.travesti

HOMOFOBİ ÖDÜLÜ ÇOK GÜCÜME GİTTİ
Bana Homofobi ödülü verdiler. Davet etseler giderdim ve onlara niye yanlış yaptıklarını söylemek isterdim. Melih Gökçek ile bana o ödülü vermeleri çok gücüme gitti. O belki haketmiş olabilir bilmiyorum, ama ben haketmediğime inanıyorum. Homofobi bir insanlık suçudur. Kitabı beğenmemiş olabilirler, eleştirirler o ayrı bir şey. Ama homofobi suçu işlemek çok ağırdır, nefret suçudur. Eşcinsellerin bu ülkede çok hırpalandığını düşünüyorum.

KİMİ DUA EDEREK, KİMİ İÇEREK SAKİNLEŞİR
Her zaman muhafazakardık, ama giderek daha da muhafazakarlaşıyoruz. Bu beni korkutuyor. Şeriat gelmesinden falan korkmuyorum. Şeriatın gelemyeceğine eminim. Ama muhafazakarlaşmak, değişime direnmek iyi bir şey değildir. Toplumların önünü kapatır. Ve erkek her zaman baskın çıkar. Mesela içki içmek iyi bir şey değil, ama hayatın bir parçasıdır. Kimileri dua ederek, kimileri de içki içerek sakinleşir. Sakarya'ya imza gününe gitmiştik. Çıktık, canım soğuk bira çekti. Kilometrelerce yürüdük içki içilebilecek tek bir meyhane bulamadık. Bu bir mahalle baskısıdır, korkutuyor. Biz başını kapayan kadınlara uzun yıllar saygı göstermedik, belki de bunları hakettik. Şimdi onlar rövanşlarını alıyorlar.travesti

ORDUMUZU TESLİM ETTİKLERİMİZİ İÇERİ SOKTUK
Ben her zaman bir hukuk devletinde yaşamanın özlemini çektim. Bana nasip olmadı, görüyorum ki ben öyle bir ülkede yaşayamadan göçüp gideceğim. Bu beni rencide ediyor. Bu ülkede yaşamaktan korkmuyorum, daha kötü zamanları da gördük. Ama bir türlü normalleşemiyoruz ve bu beni çok üzüyor. Hata üzerine hata yapıyoruz. Mesela 27 Mayıs bir hataydı. Son çıkan Balyoz kararları da bir hata. Yapılmamış bir darbenin suçluları olarak bir zamanlar ordumuzu teslim ettiğimiz insanları içeri soktuk. Bu çok yaralayıcı bir şey. Aynı padişahlara "hain padişahlar" demek gibi…

Ankara Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

ankara travestileri , bıkkınlık verici boyutlarda karşılaşıyoruz !

Ben, “siz kimsiniz” diye sorduğunuz, “o kadar küçük bir azınlıksınız ki” diye küçümsediğiniz ankara travestileri  “musibet”lerden biriyim. Kartlarımızı en baştan açalım; birbirimizden haz edecek kişiler değiliz. Zaten kendi adıma böyle bir çabam da yok. Aksine, sizi birazcık rahatsız edebilirsem, bu akşam başınızı yastığa, “her akşamki kadar” rahat koymanızı iki saniye olsun geciktirebilirsem ne mutlu bana!.. Gerçi artık bunun için benim bir çaba harcamama gerek yok çünkü sponsor firma programınızdan desteğini çekmekle kalmadı, gelen güzel bir habere göre CHP Milletvekili Sayın Aylin Nazlıaka’dan sonra Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı da harekete geçerek sizi RTÜK’e şikayet etti (Farkındaysanız artık iddia ettiğiniz kadar küçük bir azınlık değiliz). Bu arada bilginiz olsun, hayatımda hiç botoks yaptırmadım, o nedenle yüksek nazarınızda sizi eleştirebilme hakkına haiz kişilerden biri olduğuma inanıyorum (Sırası gelmişken, söylesenize, orta yaşlı bir kadın olarak botoks yaptırmayarak iyi mi ediyorum kötü mü? Hayır, yani siz estetik operasyonlar konusunda deneyimlisiniz ya, çok iyi bilirsiniz, onun için soruyorum). Ayrıca stüdyonuza doldurduğunuz; stüdyo şefinizin komutuyla alkışlayıp, stüdyo şefinizin komutuyla baş sallayarak onay veren, ara sıra kameralara “dalgın dalgın” bakarken yakalanan konuklarınızdan azade, dilediğim tepkiyi gösterebiliyorum hamdolsun.travesti

Özellikle gelen eleştirilere cevap verdiğiniz bölümü tekrar tekrar izledim, hem de yer yer durdurup başa alarak. Her ne kadar “Kadırgalı Aysel” havalarında, “Bunlar bana vız gelir tırıs gider anam” tavırlarıyla konuşsanız da, sinirden kemiklerinize kadar titrediğiniz o kadar net hissediliyordu ki. Bir ara elinizdeki kâğıdı kenardaki görevlilere vermeye kalktınız, sonra “Ay bunu niye size veriyorum, bilmiyorum” dediniz. “Şunu da söyleyip konuyu kapatıyorum” dedikten sonra yaklaşık üç dakika konuştunuz. Zaten benim nazarımda hiçbir zaman başarılı bir oyuncu değildiniz ama kabul edin, o “umurumda değilsiniz” performansınız gerçekten dökülüyordu. Bir ara öfkemi unutup halinize acırken yakaladım kendimi.

Baktım da ilk gün “Siz hiç bu kadar güler yüzlü bir katil gördünüz mü” diyerek sevimli bir panda yavrusuymuş gibi takdim ettiğiniz, iki kadının katili olan şahıs, gelen tepkiler üzerine ertesi gün “o adam” oluvermiş hemen. Şunu aklınıza sokun ki “Babam olsan affetmezdim, seni Allah affetsin” şeklindeki sözleriniz, “o adam”a “Bir erkek karısını niçin öldürür” diye sormanızı asla affettirmez. Sahi, o soruyu sorarken neydi amacınız? Kadınlara “Bakın bacılarım, bunları bunları yaparsanız öldürülürsünüz, aman ha” diyerek aba altından sopa göstermek mi? Aydınlatırsanız çok sevinirim çünkü benim aklıma başka bir ihtimal gelmiyor. Saydığı sebeplerden hangileri kabul edilebilir türdendi sizce? Her şeyi bir kenara bırakın, siz “o adam”ın evleneceği üçüncü kadın olmaya cesaret edebilir misiniz? Geçmişinizi, şimdinizi ve geleceğinizi şöyle bir gözünüzün önüne getirin; kendinizi “o adam”ın öldürmeyeceği kadınlardan biri olarak görebiliyor musunuz? Kaldı ki, son zamanlarda patlak veren her türlü rezaletin, skandalın, sahtekârlığın, alçaklığın faili çıkıp “Ben sadece Allah’a hesap veririm, yukarıda o var, o benim içimi biliyor” laflarını o kadar sık söyledi ki, sizin o “Seni Allah affetsin” sözünüz vicdan sahibi, adalete susamış insanların yüreğini bir kez daha dağlamaktan başka bir işe yaramadı.travesti

“O adam”ı programınıza çıkarmanızın zaten başlı başına bir hata olmasını geçtim, haydi çıkardınız, sonrasında, iddia ettiğiniz kadar dürüst, içten, duyarlı, dobra, vs… bir insansanız yapacağınız bir tek şey vardı, “Hata ettim, eleştirmekte haklısınız” deyip özür dilemek. İnanın şu an çok daha huzurlu olur, kameraların karşısında sinirden zangır zangır titremez, bu kadar tepki çekmez, sponsorunuzu kaybetmez, botokssuz üyelerden oluşan Aile Bakanlığı’nı karşınıza almaz, RTÜK’le MTÜK’le uğraşmak zorunda kalmazdınız. Ama siz ne yaptınız? Yaranmak için her gün bin bir takla attığınız düzeni arkanızda hissederek sizi eleştirenlere söylemediğinizi bırakmadınız. “Çok çile çekmiş bir kadın” olduğunuzu iddia etmenize rağmen hedef aldığınız ilk kişi yine bir kadın oldu (Bu arada bu yazıyı yazarken gözüm sürekli Internet’te. Son gelişme olarak, Sayın Nazlıaka’dan sonra bir başka kadın milletvekilinin, Sabahat Akkiraz’ın da hakkınızda suç duyurusunda bulunacağı haberi geldi. Ona ne tepki göstereceğinizi merakla bekliyorum. Sonuçta onun da maaşını siz(!) ödüyorsunuz ya). Nazlıaka gibi meclisin yüz aklarından biri olan bir milletvekiline, bir KADIN milletvekiline hiç sıkılmadan “Sen kimsin ki? Kadınlar için ne yaptın ki” diye sorabildiniz. Ne hikmetse bu “Sen kimsin ki” sorusuyla da, “Biz biliriz bizzz! Biz yaparız bizzz!” tavrıyla da bir süredir bıkkınlık verici boyutlarda karşılaşıyoruz. Eleştirilere cevap verirken vergi rekortmeni oluşunuzu anmanız, seyircilerinizin arkanızda olduğunu hatırlatma gereği duymanız da yabancı gelmiyor. Yakın geçmişte iki yoğun seçim dönemini geride bırakmış bir toplum olarak meydanlarda “duble yol yaptırmak”la övünenlere, toplumu yüzdelik dilimlere bölüp bazı kesimlerin “halkım” “kardeşim” diyerek sırtını sıvazlayanlara aşinayız artık. “Benim anneciğim de çok çekti” şeklindeki sözleriniz de, yine yakın geçmişte gına getirecek ölçüde tanık olduğumuz “mağduriyet” kartının oyuna sokulmasını getirdi akıllara.

Anlıyorum, çaresiz kalınan bu tür durumlarda en iyi savunma yöntemi saldırıdır ama bu yöntemi uygularken aynı hedeflerin seçilmesi ne kadar manidar ve bu zihniyetin ülkeyi bir hastalık gibi baştan aşağı sarmış olması ne kadar büyük bir talihsizlik.

Ankara Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Ankara travestileri nabzınızı tutuyor , dermanınızı söylüyor

Travesti nabzınızı tutuyor, dermanınızı söylüyor. Valla zor iş. Kameratör arkadaşı Buse ile birlikte elinde mikrofon, haber peşinde koştururken, tesadüfen karşılaştığı bir kısım vatandaşa sorulmak ankara travestileri  üzere özene bezene hazırladığı sorular şu şekilde:

1- Trans nedir?
2- Travesti nedir?
3- Çocuğunuz travesti olsa ne yapardınız?

Aktivistlikten mesleğine vakit ayıramadığı için iki yakasını bir araya getiremediğini anlatan seks esnafı Saime hanım (45), henüz portakalda vitamin formunda sırasını bekleyen müstakbel çocuğunu, travesti olması halinde evlatlıktan reddetmekle tehdit etti. Zalim kadın, ondan uzak durması koşuluyla çocuğundan gelecek para yardımını memnuniyetle kabul edebileceğini, hiç lafı dolandırmadan söyleyebildi. Çocuk, başta dişlerinin tedavisi olmak üzere sağlık giderlerini de üstlenirse eğer, elbette onu da geri çevirmeyecekmiş.

Muhabirimizin "Bu kadar canavar olmayın" şeklindeki ısrarlı ikazlarına aldırmadan "Ben kendime dönmenin anası dedirtmem" diye çığlıklar atan Saime, yine ısrarlar üzerine çocuğunun mahalle sınırları dışında arkadaşlarıyla vakit geçirmesine ise "Olur belki ama bizim oralara gelmesinler" diyerek açık kapı bıraktı.

"Çocuğunuz travesti olsaydı ne yapardınız?" tahmin edebileceğiniz gibi Saime tarafından cevaplandırılan soruydu.

Aktivizmle uğraştığı için başını kaşımaya vakit bulamadığını belirten Başak, çalışmadığı yerlerden çıkan ters bir soruyla şoke oldu. Başak "Travesti nedir?" sorusuyla uğradığı kamyon kazasına, "Hadi yavrum kemiiiik!" şeklinde nağralanarak tepki verdi. Fırlattığı zarların pencüse gelmesi üzerine uzun uzun düşündükten sonra Başak, muhabirimize "E şıkkı olsun" dedi.

Bir uykudan mı uyandırılmıştı, yoksa hala uyuyor muydu net olarak anlaşılamayan Yusuf ise, artık ne alakaysa, sektörel daralmanın istihdam üzerindeki olumsuz etkilerinden dem vurdu. Oysa, muhabirimizin de tane tane sözcüklerle ifade ettiği gibi, soru gayet kısa ve öz: "Sizce trans nedir?" Arada kutuplarda olmayı istediğine dair parça tesirsiz bir lakırdı ettiyse de, bu sözleriyle, soruyu mu sorduğu yoksa, kaldığı yerden devam ettiği rüyasına dahil bir repliği mi sayıkladığı açıklığa kavuşturulamadı.

Yayında ve yapımda emeği geçen bütün arkadaşlarımıza teşekkür ediyoruz. Bir başka nabız yoklamasında buluşuncaya kadar hoşçakalın. ALINTIDIR …

Ankara Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Ankara travestileri , kaç teze konu oldular !

Bizim sık sık tez yazmak isteyen ziyaretçilerimiz olur. Aslında hepsinin tezinin konusu travesti kendileridir. Şöyle bir konuşma hayal edebilirsiniz:

- İyi günler efendim. Ben filanca üniversitede okuyorum. ankara travestileri  ne yer? Ne içer? Nereye sıçar? Boku ne renktir? Saçlarının kök hücreleri ne cinstir? Kıçlarında ne kadar kıl biter? Bunları öğrenmek istiyorum. Bu dersim için çok önemli.

- Done biz miyiz? Aslında düşünürsek, hepimiz biraz doneyiz. Hiç kendimizden dışarıya çıkmasak, biraz daha kolay yazarız yazacaklarımızı.

- Yok efendim. Ben heteroseksüelim. Sizlere saygım var. Ama tezimin konusu bu olduğu için bu görüşmeyi yapmam gerekiyor. Bu benim için çok önemli.

- Anladık, anladık. İnşallah tezin on santimle başlar, yirmi santime kadar bulursun. Gel lan, sor ne soracaksan. travesti

- Siz de herkes gibi yedi yaşında mı hissettiniz?

- Evet. Nerden bildiniz? Hani ilk görüşmeci bendim? Sorduğu sorunun cevabını da biliyor ayol. Neyse sor yavrum.

- Göğüsleriniz silikon mu?

- Niye söyleyeyim bunu? Yani bu soru nereden geldi?

- Çok merak ediyorum. Tezim için önemli.

- Silikon. Doktora yaptırdım.

- Hangi doktora. Telefonunu verebilir misin?

- Ya tez için telefona ne gerek var? Öyle şey mi olur?

- Hangi hormonları kullandınız? Bana isimlerini verebilir misiniz? Hangi eczanede satılıyor?

- Bunu söylemek zorunda mıyım? Evet, karanlık dünyadan alıyoruz bu hormonları. Bunu neden soruyorsun?

- Tez için soruyorum efendim. İlk kıyafetlerinizi ne zaman giyindiniz? Orospuluktan başka çare yok mu? Üniversiteli translar var mı? Onlar da mı orospuluk yapıyor? Translar için hiç iş alanı yok mu? Hangi ilaçları kullanıyorsunuz? Gerçekten kendinizi kadın gibi hissediyor musunuz? Çok güzelsiniz. Kadın gibi olmuşsunuz. Tezim için çok önemli bütün bunlar. Sikiniz de kalkıyor mu acaba? Sormam gerekiyor. İlaçları kullandıktan sonra sikiniz kalkıyor mu?

- Evet bütün bu soruların tezin için çok önemli olduğunu biliyorum. Aslında belki imparatorluğun ilk temellerini atıyorsun bu sorularla. Sor bakalım. Sor söyleyeyim hepsini. Anlatayım. Şurada, köşedeki eczaneye gidiyorsun. Hayriye Abla derler, üç lira fazla veriyorsun, hormonunu alıyorsun. Kör Mehmet var aşağıda, iğneci, o vuruyor iğnemizi. İğne parası biraz fazla tutabilir. Bunlar tezin için lazım. Not etmezsen unutursun. Kılsavar Necmiye’ye de epilasyona gideriz. O da sizdendir, pardon, o da vaktiyle tez hazırlamış sizin gibi. Ama tezden sonra kıl alma işinde şansı yaver gitti. Sizin gibi gayet beyefendi biridir.

Tezveren imparatorluğu

Gelirler, her şeyi sorarlar. Bakış normal, algı normal, dışkı normal gibi her şeyi işaretleyip giderler. Lan geri zekalı. Bu soruları bana nasıl sorarsın? Ben kobay mıyım? Sanki fareyim. Yıllardır ne yiyip ne içtiğime kadar sordunuz. Saçımdan kıl kökü örnekleri aldınız. Meni örneklerimi aldınız, DNA’mı aldınız. Farketti mi? Fark, esnekliği. Daha çok kullanırsan, daha çok esnetirsin. Başka bir fark yok.

Bunlarla görüşmek de zordur anam. Bir sonra, bir kıza da müşteri olarak gidecek. Orospu çocuğu. Ne yaptığını öğrenecek. Sonra da ne olacağı belli.

Bazıları böyle kabul ediyor. Okuya yaza… Bunları da anlamam. Ben yedi yaşında oturuverdim tüm gerçekliğe. Bazıları da okuyarak yazarak kabul ediyor. Okur yazarını da ilk defa görüyorum. Yeni çıktı bunlar. İnternetten öğreniyorlarmış. Biz parktan öğrenirdik imparatorluk kuracağımızı. Hamamlara giderdik, sinemalara giderdik, buluverirdik birbirimizi. Akın akın dolardık. Bir grup oluştururduk, fırtına gibi bir grup.

Bu imparatorluğu kurmak için birlikte yola çıktığım yoldaşlarımın hepsi öldürüldü. Bir ben kaldım. Benim yaşımda kraliçe yaşamaz biliyor musun? Aslında öldürüleceğini bilirsin, kraliçe olduğunda. Kraliçe olursun ama öldürülürsün. Her kraliçe öldürülür aslında. Evet her kraliçe öldürülür. Yatağında ölmez. Kraliçe olmak için aslında öldürüleceğini kabul etmen gerekir. Bazıları bu gerçekliği kabul etmekte zorlanır. Tez yazdıklarını söylerler. O anketlerin her sorusunun cevabını bilirler aslında. Kraliçe olduklarında, öldürülecekler. Benim yaşıma kadar yaşayabilmiş çok az kraliçe vardır. Çoğu 20’li yaşlarında ya TEM’de ölür ya da iş kazasında savaşırken ölür. En fazla savaş zayiatı, travestiler içindeki savaşçılardan çıkar.

ALINTIDIR …

Ankara Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Ankara travestileri , 7 Eylül ‘ de uyuşturucuya hayır diyecek !

"AK Parti LGB ankara travestileri  Bireyleri" adlı grup,  AKP'nin birçok mitinginin yanısıra, İstanbul ile Ankara arası mesafeyi 3,5 saate düşüren Yüksek Hızlı Trenin açılışına katılmış ve fotoğrafları twitter hesaplarından paylaşmıştı.

7 Eylül Pazar günü "uyuşturucuya hayır" yürüyüşü yapmaya hazırlanan AK LGBT'lere KAOS-GL yazarı Deniz Deniz'den eleştiri geldi.

KAOS-GL sitesinde "Destur! Ak ibn.ler geliyor!" başlıklı bir yazı kaleme alan Deniz, "Cambaza bak. Akıllarınca Ak Parti’ye bu tür eylemlerle şirin gözükmeye çalışacaklar." yorumunda bulundu.

"Tam da 62. Hükümet’e gey ve lezbiyenlere karşı katı fikirleriyle bilinen Numan Kurtulmuş’un Başbakan Yardımcısı olarak atandığı bir dönemde yapacaklar bu eylemi." diyen Deniz, Tayyip Erdoğan'ın eşcinsellere karşı tutumuna da değineren AK LGB travesti üyelerinin bu politikalara sessiz kalmasını eleştirdi.

Deniz Deniz şunları yazdı:

"Efendim sosyal medyada iftar sofralarıyla kendilerini duyuran bu arkadaşlar nihayet ilk eylemlerine de imza atacaklarmış. Ak LGBT Bireyleri toplumumuzun kanayan yarası uyuşturucuya karşı Beyoğlu’nda yürüyüş tertiplemişler. Vay be, şu toplumsal hassasiyete bakar mısınız? Dikkat edin, mesela homofobiye karşı veya trans bireylere yönelik ayırımcılığa karşı ve dahası mesela son kurbanı Figen olan LGBT bireyler arasında giderek artan intihar vakalarına falan dikkat çekmek için değil uyuşturucu sorunu için yürüyorlar. Cambaza bak. Akıllarınca Ak Parti’ye bu tür eylemlerle şirin gözükmeye çalışacaklar. Tam da 62. Hükümet’e gey ve lezbiyenlere karşı katı fikirleriyle bilinen Numan Kurtulmuş’un Başbakan Yardımcısı olarak atandığı bir dönemde yapacaklar bu eylemi. Eylemlerine diğer LGBT örgütlerini de çağırmışlar. Umarım yüksek düzeyde katılım olur ama diğer örgütlere mensup ve sosyal medyada sarılı sigarayla yaptıkları "kafam bi dünya" modundaki paylaşımlarıyla ünlü bazı aktivist arkadaşların da bu eyleme iştirak etme ihtimalini düşündükçe, ahanda buyrun yine gülme krizine giriyorum."
Facebook’ta kurduklarını söylüyor. 30 Mart yerel seçimlerde AK Parti başarısını kutlayan üç kişi olarak böyle bir grup kurmaya karar verdiklerini dile getiren Güneş, sayılarının kısa sürede bine yaklaştığını dile getiriyor. Aralarında doktor, avukat olduğu gibi imamlar da var. AK LGB travesti üyeleri Başbakan’ı çok seviyor. Hakkındaki “hırsız” suçlamalarına kesinlikle inanmıyorlar. Güneş, “Onu sadece kalbimizi çalmakla suçlayabiliriz” diyor.

Ak Parti’nin LGBT politikalarını ise şiddetle eleştiriyorlar. Amaçları Ak Parti’yi dönüştürmek. Başörtüsü sorununun 10 yılda çözüldüğü bu toplumda çok da aceleleri yok. Üstelik sevgilileriyle elele gezebilme imkanına da AK Parti döneminde kavuştuklarını söylüyorlar. Güneş; “Elbette mücadele eden eşcinsellerin katkısı büyük ama ülke yönetimi istese bu konuda daha sert tedbirler alabilirdi, almadı.”

GÜNAH OLABİLİR AMA …

Kendilerine en çok eşcinsel yaşamla dindar yaşamın birarada yürümeyeceği yönünde eleştiriler geldiğini söyleyen Güneş, “Eşcinsel yaşam günah olabilir. Ancak pek çok insan içkinin günah olduğunu bilerek içki içmeye devam ediyor. Önemli olan imandır. Lut kavminin lanetlenmesi de eşcinsel ilişkiden çok çocuklara, havyalara tecavüz gibi sapıklıklardır” diyor.

GEZİCİ SANINCA KÖTÜ DAVRANDILAR

Melih Güneş mitingde nasıl tepkiler aldıklarını şöyle anlattı; “Polis bizi “Gezici” sandı ve kötü davrandı. Kimi vatandaşlar da bayrağın PKK bayrağı olduğunu düşündü. Kendimizi tanıttık. O vakitten sonra sadece gülüşmeler oldu. Ama bir taraftan da orada olduğumuzu gören LGBT arkadaşlarla tanıştık. Bayrağı adeta Başbakan’ın gözüne sokarcasına salladık. Gördü ama bir şey söylemedi. Bir şey söylememesini olumlu karşılıyoruz. Bu şekilde mücadeleye devam edeceğiz. En önemli sosyal projelerimizden biri muhafazakar eşcinselleri kötü niyetli LGBT’lilerin bulunduğu ortamlardan çekip kurtarmak.

Ankara Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Ankara Travestileri , Barış Günü ‘ nde alanlarda !

Kendini Kürdistani LGB travesti İ örgütleri diye tanımlayan Amed (Diyarbakır) Keskesor LGBTİ Oluşumu, Dêrsim (Tunceli) Roştîya Asmê LGBTİ Oluşumu, Qers (Kars) Homofobi ve Transfobi Karşıtı Platform, Dîlok (Antep) ZeugMadi, Meletî (Malatya) Homofobi ve Transfobi Karşıtı Gençlik İnsiyatifi, İstanbul Hevî LGBTİ İnsiyatifi oluşturdukları Kürdistan LGBTİ Platform adına 1 Eylül Dünya Barış Günü’ne dair ortak çağrı metin yayımladı.
 
Kürdistan LGBTİ Platformu, heteroseksist, ataerkil, erkek egemen anlayışın LGBTİ ve ankara travestileri kadın katliamlarını durdurmak için, heteroseksizme, emperyalizme, savaşa, faşizme, militarizme karşı 1 Eylül’de alanlara çağırdı.
 
Yüz binlerin bu yıl da 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde alanlarda barış, özgürlük ve kardeşlik taleplerini dile getireceğini belirten Platform, “Onurlu bir barış onurlu bir direniş çizgisi temelinde olur. Yaşasın halkların onurlu direnişi ve barış mücadelesi “dedi.
 
Hükümet’in, Kürt sorununda askeri ve siyasi saldırılarla sürdürdüğü savaş çizgisinin yeni ve daha derinleşmiş bir çatışmayı ortaya çıkardığını ancak tüm bunlara karşı barış umudunu ayaklar altında ezdirmeyeceklerini vurgulayan Platform, savaşın yarattığı şiddet ve yıkıma dikkat çekti:
 
“Savaş LGBTİ’lere ve seks işçilerine ağır bedeller ödetiyor”
“Başta bölgemiz olmak üzere tüm dünyada silahlar konuştukça kadınlar, LGB travesti İ bireyler, çocuklar, yoksullar başta olmak üzere bütün insanlar ağır bedeller ödüyor. Şengal’de, Rojava’da, Filistin’de, Suriye’de, Irak’ta tüm Ortadoğu’da insanlık kitlesel biçimlerde katlediliyor. Amerika’da siyah halka yönelik saldırılar, Çin’de Uygur Türklerine yönelik zulüm ve soykırım devam ediyor. Başta Dîlok (Antep), İstanbul, Mêrdîn (Mardin), Gumgum (Maraş) olmak üzere Suriyeli mültecilere karşı nefret saldırıları güm geçtikçe artıyor. Seks işçileri Kürdistan ve Türkiye’de baskılara maruz kalıyor, intihara sürükleniyor, katlediliyor. Mersin, Antalya, Amed (Diyarbakır) başta olmak üzere dört bir yanda translar eril zihniyet tarafından tecrit edilmeye çalışılıyor. Barıştan kastımız sadece ülkelerin savaşmaması değil, LGBTİ’lere, seks işçilerine, mültecilere toplumsal psikolojik sistematik savaşa dur diyoruz.”
 
Kadınların egemenler tarafından “savaş ganimeti” olarak görüldüğünü, şiddetin en ağır biçimine maruz kaldığını, pazarlarda satılan kölelere dönüştürüldüğünü hatırlatan Platform açıklamanın devamında şunları vurguladı:
 
Heteroseksizme ve savaşa karşı alanlara
“Heteroseksizme, emperyalizme, savaşa, faşizme, militarizme karşı sömürgeci zihniyetten hesap sormak için,
 
“Direnen Kürt, Arap, Ezidi, Alevi, Ermeni haklarıyla dayanışmak, halkların barış içinde özgürce yaşama hakkını savunmak için,
 
“Heteroseksist, ataerkil, erkek egemen gericiliğin LGB travesti İ ve kadın katliamlarını durdurmak için,
 
“LGBTİ intiharları politiktir, #FailiDevlet demek için,
 
“Halkların arasındaki mezhep çatışmalarını kışkırtanlara karşı,  halkların kardeşlik ve barış taleplerini haykırmak için,
 
“Şengal, Rojava, Kobane, Filistin başta olmak üzere Ortadoğu haklarına yönelik geliştirilen katliamlara, Kürt halkının devrimini boğmak isteyen emperyalist ve işbirlikçilerine, kimi emperyalist güçlerin ve AKP’nin destekleyip mazlum halkların üzerine sürdüğü çetelerin uyguladığı vahşete dur demek için 1 Eylül’de ülkenin dört bir yanında düzenlenen yürüyüşlerde, eylemlerde, mitinglerde buluşalım.”

Ankara Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Ankara travestileri , herkes kendini sorgulamalı !

Seks işçisi dönük ahlakçı ve transfobik saldırılara bir yenisi daha eklendi. Diyarbakır’da  ankara travestileri linç edilmek istendi. 20-30 kişilik bir grup zorla trans kadınların evlerine girmek istedi. Translar linç edilmekten kıl payı kurtuldu.
“Saldırganlar transların evlerine girmeye çalıştı”
“Ofis’te trans kadınların kaldığı bir evin kapısı gece 2 buçuk sularında çalınıyor. Kızlar kapıyı açtıklarında tanımadıkları bir adam, bir isim soruyor. Kızlar da o ismin orada olmadığını söyleyip adamı yolluyorlar. Meğer bu adam kızların o gece evde olup olmadığını öğrenmek için gelmiş. 15 dakika geçmeden 20-30 kişilik bir grup evin önünde toplanarak kapıyı zorluyor. Bir kısmı da apartmana girerek; iç kapıyı yumruklamaya başlıyor. İçeri girmeye çalışıyorlar.”

Esnaf da organize saldırılara ortak
Öykü, saldırganların çoğunu daha önceden tanımadıklarını ancak aralarında civardaki esnaftan kişilerin de olduğunu söylüyor. travesti  saldırı esnasında polise haber veriyor. Diyarbakır Emniyet’i çok az polis göndermekle yetiniyor. Polisin saldırganlara müdahale edememesi üzerine; translar takviye ekip istiyor. Gecenin sonunda saldırgan grup bir şekilde dağılıyor. Ancak grubun bir kısmı hızını alamayıp trans kadınların yaşadığı diğer evlerin de kapılarını çalıyor, tehdit ediyor.

Öykü, bu saldırıların planlı ve organize bir şekilde yapıldığını söylüyor: “Travesti yaşadıkları evler önceden tespit edilmiş. Bu saldırılar çok organize. Biz şu anda çok tedirginiz.”

“Geylerle sorunumuz yok, işi ticarete dökmesinler!”
Saldırının ertesi günü civardaki esnafla görüşen Hebun LGBT aktivistleri, saldırının seks işçiliğine dönük ahlakçı bir saldırı olduğunu düşünüyor. Öykü’nün aktardığına göre civardaki esnaf, “Herkesin yaşamı kendine. Bizim geylerle, travestilerle sorunumuz yok. İstedikleri gibi yaşasınlar. Ama işi ticarete döktüler mi istemiyoruz. Buralarda öyle şeyler istemiyoruz” diyor.

“Saldırılardaki artışın sebebi muhafazakarlaşma”
Seks işçisi trans kadınlara dönük saldırılar özellikle son dönemde artmış durumda. Pembe Hayat LGBTİ’den trans aktivist Buse Kılıçkaya bu artışın sebebinin muhafazakarlaşma olduğunu söylüyor.

Tarlabaşı, Harbiye, Mersin ve Diyarbakır’daki saldırıları değerlendiren Kılıçkaya, “Sağ ya da sol fark etmeksizin siyasete hakim olmuş bir muhafazakarlaşma ve ahlakçılık söz konusu. Bu ahlakçı ve muhafazakar yapıların politikaları nefret saldırılarını besliyor. Özellikle trans seks işçilerinin metropoller dışındaki yerlerde de kendilerini göstermeleri, görünür olmalarıyla birlikte bu saldırılar da iyice görünür oldu” diyor.

“Nefrete karşı herkes kendini sorgulamalı”
Sistemin kendinden olmayanı öldürmek, yaşam hakkı tanımamak üzerine kurulu olduğunu hatırlatan Kılıçkaya ekliyor:

“Bütün bu nefret sisteminde, bu toplumsal yapıda saldırıların olmasının önüne geçmek ancak ve ancak ahlakçı politikaları bırakmakla olur. Seks işçisi trans kadınlar hem bu seks işçiliğine karşı ahlakçı saldırılardan hem de transfobiden nasibini alıyor. İkili bir yok etme yöntemi uygulanıyor. Her iki saldırıya karşı da; nefret ve linç kültürünü yok edecek politikalar lazım. Bu noktada da sağ veya sol demeksizin bütün siyasi partiler kendilerini, ahlakçılıklarını ve transfobilerini bir kez daha sorgulamalı.”

Ankara Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Ankara travestileri , polisin gözü önünde gasp edildim !

 Ankara’nın gözlerden uzak bölgelerinde, her gün insanı hayretlere düşürecek bir olay ankara travestileri meydana geliyor. Bunlardan biri, geçtiğimiz günlerde travesti Sedef’in başına geldi. Sedef’in cüzdanının içindeki para, polisin gözü önünde el değiştirdi. Polis, gaspçının olay yerinden uzaklaşmasına seyirci kaldı.
Pembe Hayat’tan Yusuf Al ve Geni Met seks işçisi trans kadın Sedef ile gasp edilmesi ve polisin seyirci kalmasını konuştu.
 
Olay, seks işçiliği yapan trans kadınların Etlik’teki çark alanında geçtiğimiz hafta Çarşamba akşamı (13 Ağustos), geç saatlerde meydana geldi. Çark alanında beklemekte olan Sedef, müşteri gibi yaklaşan bir gaspçının saldırısına uğradı. Sedef’in başına sert bir cisimle vurduktan sonra çantayı kaparak uzaklaşan gaspçı, içindeki cüzdanda  bulunan yaklaşık 700 lira tutarındaki parayı aldıktan sonra geri geldi ve çantayla birlikte cüzdanı fırlatarak kaçmaya çalıştı.
 
Sedef, uğradığı saldırının şokunu atlattıktan sonra bağırarak devriye görevinde bulunan polislerden yardım istedi. Bağırışlar üzerine olay yerine gelen polis, o sırada arabasıyla kaçmaya çalışan gaspçıyı yakalamak yerine, prosedürü hatırlatarak Sedef’ten dilekçeyle karakola başvurmasını istedi. Polis, ayrıntılı bir eşkal tarifi olmadan harekete geçemeyeceğini söyleyerek yardım talebini reddetti ve gaspçının kaçmasına göz yumdu.
 
Sedef, başından geçenleri Pembe Hayat muhabirlerine şöyle anlattı:
 
“Param, polisin yanı başında gasp edildi. Çantam çalındıktan sonra çığlık çığlığa polisten yardım istedim. Adam o sırada henüz uzaklaşmamıştı. Arabasını çalıştırmakla uğraşıyordu. Polise, paramı çalanları gösterdim ve yakalamalarını istedim. Polis benim yardım talebime karşılık, bir dilekçeyle karakola başvurmam gerektiğini, detaylı bir eşkal tarifi olmaksızın harekete geçemeyeceğini söyledi. Usül böyleymiş. Kendisini uyardım: ‘İşte arabası. Kaçmaya çalışıyor. Eşkal tarif etmek yerine kendisini gösteriyorum’ dedim. O, bana arabanın markasını, rengini, modelini ve plakasını sorarak karşılık travesti veriyor. Biz bunları konuşurken, gaspçı da önümüzden geçip gitti ve kayıplara karıştı.”
 
Peki,travesti Sedef, polisin tavsiyesine uyup, prosedür ayrıntılarını yerine getirerek şikayetçi olmayı düşünmüş mü? Hayır düşünmemiş. Kolundaki, başındaki ve vücudunun çeşitli yerlerindeki yeni yeni iyileşmeye yüz tutmuş darp izlerini gösteren Sedef soruya, bir başka soruyla karşılık veriyor: “Kime, kiminle, nereye, ne olarak şikayet edeceğim?” ALINTIDIR …

Ankara Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Ankara travestileri , bir travesti daha yaşamını yitirdi

Mersin 7Renk LGBT üyesi trans aktivist Figen ankara travestileri dün gece denize atlayarak intihar etti. Bir dönem Pembe Hayat yönetim kurulu üyeliği de yapan Figen, bugün (24 Ağustos) akşam saatlerinde yaşamını yitirdi. İntiharının ardından herhangi bir mektup bırakmayan Figen'in, yaşamını niçin sonlandırdığı bilinmiyor.
 
Mersin’de polisin ve çetelerin transfobik saldırılarına maruz kalan trans kadınlar; var olma mücadelelerini zor koşullar altında sürdürmeye çalışıyor. Son zamanlarda iyice artan transfobik saldırılar yaşam alanlarını yok ediyor.
 
Sokak ortasında işkence!
Geçtiğimiz günlerde Figen’in de aralarında olduğu trans kadınlar polisin sokak ortasında işkencesine maruz kalmıştı. Bir durakta oturan trans kadınlara polis, “İnsanları rahatsız ediyorsunuz. Defolun gidin lan” diyerek biber gazı ve coplarla saldırmış, ardından zorla karakola götürmüştü.
 
Karakolda polis herhangi bir işlem yapmazken; trans kadınların tutanak tutulması talebini de reddetmişti. Karakolu arayan Mersin 7 Renk ve Pembe Hayat yetkililerine ise polis “Öyle bir vaka yok burada. Nereden çıkarıyorsunuz?” ifadeleriyle yalan söylemiş ve işkencenin üstünü örtmeye  travesti çalışmıştı.
 
Bir yandan polisin saldırıları ile mücadele ederken; abisini Soma katliamında kaybeden Figen, aile baskısından ötürü abisinin cenazesine gidememişti.
 
LGBTİ örgütleri cenazeye sahip çıkacak
Mersin 7Renk, Pembe Hayat ve Kaos GL yetkilileri bütün bu transfobik baskılara dayanamayıp yaşamına son veren Figen’in cenazesini sahiplenmesi için ailesine ulaşmaya çalışıyor. Kaos GL’den Evren Çakmak ve Pembe Hayat’tan Buse Kılıçkaya ile Gani Met, ailenin sahiplenmemesi durumunda cenazeyi sahiplenmek üzere Mersin’e yola çıktı.
 
“Katil devlet demek sadece içimizi rahatlatır!”
Kaos GL Derneği’nden Umut Güner LGBTİ intiharlarını KaosGL.org’a şöyle değerlendirdi:
 
“Sadece şiddet değil; heteroseksist kültür ve toplumsal yapının ta kendisi yaşamı dayanılmaz kılıyor. ‘Ben homofobik, transfobik değilim’ laflarının hiçbir anlamı yok! LGBTİ’ler de homofobik ve transfobik. Farkındalık çalışmaları gibi çalışmalar artık yeterli değil. Alternatif dayanışma ağlarını örgütlememiz lazım. ‘Katil devlet’ sloganıyla sadece ve sadece kendi içimizi rahatlatırız. Figen’e rahat uyu diyemiyorum. Çünkü son iki senedir yaşadıklarına şahidim. Rahat yaşamadı ki rahat uyusun. Başımız sağolsun.

Ankara Travestileri kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Travesti , insanın canı daha bir ayrı acıtıyor

Taraf gazetesi yazarı Esmeray, Türkiye’nin ilk travesti güzellik kraliçesi Yankı Bayramoğlu’nun, Taksim’deki bir gay bara, travesti olduğu gerekçesiyle alınmadığını yazdı. Bar sahibinin Bayramoğlu’na “bir sürü travesti bar var. Onlardan birine git” dediğini aktaran Esmeray, Bayramoğlu’nun “Gay bar olduğu için kadın mı almıyorsunuz” sorusuna ise “Hayır, normal kadın alıyoruz. Sen travestisin, seni almıyoruz” cevabını aldığını belirtti.

Esmeray’ın Taraf gazetesinin bugünkü (20 Ağustos 2014) tarihli nüshasında yayımlanan, “Fobik yön!” başlıklı yazısı şöyle:
Fobik yön!

Anam bacım; ben yaklaşık bir hafta önce, Sekizinci İzmir Tiyatro Buluşması’na Yırtık Bohça adlı oyunumla, davetli olarak katılmıştım. Etkinlikler Seferihisar Sanatbahçesi ve Sığacık Kaleiçi’nde çeşitli atölye, söyleşi, oyun ve performans gösterileriyle çok iyi bir katılımla gerçekleşti.

Etkinliğin ikinci günü Can Yücel anması vardı. Sığacık Kaleiçi’ndeki etkinliğe ben de izleyici olarak katıldım. Yanıma on sekiz yaşlarında bir çocuk geldi. Gülüyordu ama gözleri dolu doluydu. “Ablacığım” dedi, “seninle biraz konuşabilir miyiz?” “Elbette” dedim. “Abla biliyor musun, ben on yaşında ağabeyim tarafından tecavüze uğradım” dedi. Gözlerimin içine bakıyordu. Anlatmaya devam etti. Çok şaşırdım ve bir an ne diyeceğimi bilemedim. Hoş, yabancı değildim böyle hikâyelere ama birinci ağızdan dinlemek epey terletti beni. “Peki” dedim, “şu an durum ne?” “Abla halen devam ediyor” dedi. Biraz durdu, “Annem bizi bastı bir keresinde” dedi. “Tepkisi ne oldu” diye sorduğumda cevabı “‘Şu an pazara gidiyorum, sonra sizinle konuşurum’ dedi” oldu.‘Nasıl yani’ diyecektim ki; “Abla ben tecavüze uğramışım, hem de ağabeyim tarafından, annem hiçbir şey söylemeden pazara gidiyor”. “Peki ya sonra” dedim. “Akşam ağabeyimle konuşmuşlar, sanki hiçbir şey olmamış gibi olayın üzerini örtmeye çalıştılar.” İnsan böyle bir durumda ne diyeceğini bilemiyor. “Kaç yaşındasın” diye sordum. “On sekiz” dedi. “Ağabeyim beni sürekli tehdit ediyor. Ama on sekiz yaşıma girdim artık. Yenikapı Tiyatrosu’na katıldım. Bana destek vereceklerinden eminim. Evden ayrılmayı düşünüyorum kesinlikle” dedi ve gitti yanımdan.

Bu hikâye bana hiç yabancı değil. Olay ensest, tecavüz, vahim, çaresizlik sadece o an aklımdan geçen bunlardı. Hani derler ya, gecem haram oldu.

Etrafımızı saran heteroseksizm ve sadece cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinden dolayı nefes almaya çalışan bizler… Annam bacım yazmakla bitmez. Böyle örnekler çok fazla. Bu cephede bunlar yaşanırken, gelelim olayın başka bir boyutuna.

İstanbul’a döndükten birkaç gün sonra, Yanki Bayramoğlu, transeksüel bir kadın arkadaşımız. Bir gece arkadaşlarıyla, Taksim’de bulunan Tekyön Gay Bar’a eğlenmeye gitmişler. Dışarıdaki korumalar içeri almak istememiş. “Burası gay bar. Sizi almıyoruz” demişler. Yanki de “o zaman işletmeciyle görüşmek istiyorum” demiş. İşletmeci gelmiş. “Burası gay bar, sen travestisin. Hiçbir travesti benim mekânıma giremez” demiş ve bir de öneride bulunmuş: “Bir sürü travesti bar var. Onlardan birine git.” Yanki tekrardan sormuş: “Gay bar olduğu için kadın mı almıyorsunuz.” “Hayır, normal kadın alıyoruz. Sen travestisin, seni almıyoruz.”

Ayol, normal kadın ne demek? Lafa bak şimdi. Kimin normali? Neyin normali? Bu arada, işletmeci arkadaşımız da bir gay. Tencere dibim kara, seninki benden kapkara. Böyle düz heteroseksizm kendi içimizde olunca, insanın canı daha bir ayrı acıtıyor. Ne demek normal kadın alıyoruz? Cinsiyetçiliğin ve ayrımcılığın bu kadarına da pes doğrusu.

Homofobi ve transfobi nereden gelirse gelsin karşı duralım. Özellikle, homofobik ve transfobik mekânları teşhir edelim. Hiçbir şey, hiç kimsenin tekelinde değildir. İşletme tüm kamuya açıktır. Nedir bu mafyavari transfobik hareketler. Evet, ben Esmeray olarak üzerime düşeni yapıyorum. Tekyön transfobik bir mekândır. Duyuralım ve teşhir edelim.

Travesti kategorisine gönderildi | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Travesti bir mahkumun cezaevi anıları …

Cinayete teşebbüsten yargılanıp hüküm giymiş bir travesti.. Hapislik macerası, dört yıl kadar önce Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde başladı. Geçtiğimiz Haziran ayında kendi tercihiyle Adana Yumurtalık Açık Cezaevi’ne nakledildi. Zehra, cezasının kalan kısmını tamamlamak için dört yıl daha cezaevinde kalacak. Cezaevi macerasında açık veya örtük olarak değişik ayrımcılık biçimleriyle mücadele etmek zorunda kaldığını anlatan Zehra, 20 saatlik izninin ilk anlarını anlattı.
Tutuklanman ve cezaevine konman döneminde nasıl bir muameleyle karşılaştın?
2006 yılında yargılanmam başlamıştı. Yaklaşık 6 yıl sonra sonuçlandı, 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezası aldım. 2012 ortalarında mahkumiyetim kesinleşince karakola gidip teslim oldum. Sincan Kampüs Cezaevi’ne 25 erkek mahkumun arasında gönderildim. Oradan Kadın Kapalı Cezaevine ayrıldım.
Cezaevinde önce standart bir uygulama olarak mahkum kabul bölümüne alınıyoruz. Çırılçıplak soyulup aranıyoruz. Bu aşamada kötü muamele görmek de aynı standardın bir parçası. Geçici olarak bir odaya konuluyoruz. Mesai günü değilse, mesai saatine kadar burada tutuluyoruz. Ardından koğuşa alınıyoruz.
Travesti bir mahkuma cezaevinde nasıl bir gözle bakılıyor?
Travesti birey olarak koğuşta bulunmak çok zor. Hayatlarında daha önce bir kere bile trans bireyle karşılaşmamış insanlarla ilişki kurman gerekiyor. Önce onların gizli aşağılamalarıyla başetmen gerekiyor. Elbette açıkça yapılan bir aşağılama değil bu. Önce mahkeme tarafından suçun dolayısıyla mahkum ediliyorsun, ardından hapislik arkadaşların tarafından yargılanıyorsun. Görevlilerin de nefret dolu bakışlarına hedef oluyorsun. Geçtiğimiz Haziran ayının 19’unda mektuplaştığım bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine, Adana Yumurtalık Kadın Açık Cezaevi’ne nakledilmek talebiyle başvuruda bulundum. Talebim kabul edildi. Yumurtalık’a geldiğim zaman gördüm ki, Sincan’daki koşullarımızdan ben boşuna şikayet ediyormuşum. Burada resmen, yılanların ve akreplerin arasında yaşıyoruz. Daha önce hiç görmediğim böcek türlerine buradaki koğuşta rastladım.
Mahkumların şikayetçi olduğu başlıca konular neler?
Mektup okuma komisyonu bulunmadığından uzun yazılmış mektupların postalanmasına izin verilmiyor. Mektupların kısa yazılması ve zarfların açık bırakılması şartı var.
Yemekler hem kalite hem miktar olarak yetersiz. 140 kadın için yemek çıkarılıyor. 20 kişilik bir koğuşa verilen yemek, dört görevli için ayrılan yemek miktarının dörtte biri kadar. Parası olmayan insanlar aç kalıyor. İzin günlerinde fuhuş yapmaktan başka bir para kazanma yolu da yok. Açık cezaevlerinde yaygın biçimde kadınlar izin günlerini para karşılığı fuhuş yaparak geçiriyor. 20 yaşında tandığım arkadaşlarım var, düzenli bir gelire kavuşabilmek için 70 yaşındaki insanlarla sevgili oluyorlar.
Doluluk gerekçesiyle zaman zaman zorunlu sevk uygulaması oluyor. Bir süre önce 31 kişilik bir listeyi Sivas Açık Cezaevi’ne gönderdiler. Sivas, mahkumlar arasında sürgün yeri sayılıyor. Bir sabah saat 06.00 sularında kaldırıp sayım düzenine soktular. Adı listede yer alanların bedduaları, ağlama sesleri kulağımdan gitmiyor.
Ödenek ayrılmadığı gerekçe gösterilerek çalıştırılmamız karşılığında bize ödenmesi gereken maaş ve ücretler ödenmiyor. Ben her gün saat 07.00 ile 23.00 arasında mutfakta çalışıyorum. Bunun için bana bir karşılık ödenmesi gerekirken, "Ödenek yok" gerekçesiyle emeğimizin karşılığı ödenmiyor.
Görevlilerin tutum ve davranışlarından yoğun şikayetler var. Gardiyanlar, mahkumlarla karşılaştıklarında bir canavara dönüşüyorlar. Hüküm altında olmamız, her türlü aşağılamaya müstahak olduğumuz anlamına geliyor.
Zorunlu ihtiyaç maddelerinin kantinde bulundurulmaması bir başka ortak şikayet konusu.
Mahkumlar bu ihtiyaçlarını nasıl karşılıyor?
Cezaevleri başka hiç bir yerde rastlayamayacağınız bazı para kazanma fırsatlarının keşfedildiği mekanlar. Kantinde kadın ped’i bulundurmazsanız, bunları dört beş katı fahiş fiyatlarla dışarıdan temin etmek zorunda kalıyorsunuz. İşte bu ekonomik fırsatlar, dışarıdan temin etme aşamasında devreye giriyor. Cezaevi yönetiminin izniyle bir seyyar satıcı geliyor, bu zorunlu tüketim maddelerini, düşük kalite, yüksek fiyat tarifesiyle size satıyor.
Herhangi bir kurumda temizlik görevlisi istihdam ettiğinizde asgari ücretin altında bir ücret ödemezsiniz. Oysa cezaevinde aynı hizmeti, ayda 105 lira ödeyerek satın alabiliyorsunuz. Üstelik haftanın yedi günü 10-11 saat çalıştırmak koşuluyla. Ankara Kadın Kapalı Cezaevi’nde bir mantı atölyesi var. Burada çalıştırılan mahkumlardan günde en az 10 kg mantı üretmeleri isteniyor. 10 kg.’lık kotayı gerçekleştirebilenlere, ayda 150 lira ödeniyor. Beğendik gibi büyük markaların marketlerde raflara koyduğu mantılar bu yolla imal ediliyor. Kotalarını tutturamayan mahkumların ücretlerinden kesinti yapılıyor.

Alıntıdır …

Ankara Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Ankara travestileri, sevgilim beni askerde ziyarete gelince …

TÜBİTAK ödüllü ankara travestileri matematikçi 'Kaan Arter' Türk Silahlı Kuvvetleri'nde eşcinsel olarak askerlik yapmayı anlattı. "Ben antimilitarist bir insanım. Ama gittim, askerliğimi yaptım. Oysa eşcinsel olduğumu çok kolay kanıtlayabilirdim" diyen Kaan Arter askerlik yapmak istemiş  çünkü…
“Ben askerliğin zaten zorunlu olmasına karşıyım. Gitmek istemeyenlerin kesinlikle gitmemesi gerekir. Keşke böyle bir kanuni hakkımız ve şansımız olsa. Ama yok. Türkiye Cumhuriyeti topraklarında doğan bir erkek, belli bir yaşa geldiği zaman yasalara göre askerliğini yapıyor. E ben de bu topraklarda doğdum, belli bir yaşa geldim ve erkeğim. Benim onlardan bir farkım yok ki. Onlar gidiyorsa ben de gitmek zorundayım. Tanrı’nın bahşettiği cinsel yönelimimi bahane etsem bu gay’liğimi kullanmak olacaktı.”
Hürriyet yazarı Ayşe Arman, “Bir gay’in askerlik anıları: Güneşli havalarda, 50 faktör güneş kremi sürüyordum” başlıklı ropörtajda TÜBİTAK ödüllü matematikçi ve öğretmen “Kaan Arter” ile Türk Silahlı Kuvvetleri’nde eşcinsel olarak askerlik yapmayı konuştu.

Adın?

Kaan Arter.

Bu gerçek ismin mi?
Değil, çünkü öğretmenim. İsmimi açıklamak meslek hayatımın sonu olur.

Ne öğretmenisin?
Matematik. Herkese gerekir. Hayat matematiktir!

Güzelmiş… Yaş?

27.

LİSEDE HOMOFOBİKTİM
Gay olduğunu ne zaman fark ettin?

Ben biraz naiftim. Kafamda, heteroseksüel-homoseksüel gibi ayrımlar yoktu küçükken. Seks olayına bakışım şu şekildeydi: Erkekler erkeklerle, kadınlar kadınlarla, bazı travesti kadınlar da erkeklerden hoşlandığı için erkeklerle sevişirler. Kısacası herkes istediğiyle sevişir. Mesela annemle babam sevişiyor çünkü birbirlerinden hoşlanıyorlar. Ben de bir erkek arkadaşımdan hoşlanıyordum, onunla sevişebileceğimi düşünüyordum. Sonra bir gün bir erkeğin, aslında bir kadından hoşlanması gerektiğini fark ettim. Dehşete düştüm! Ben yanlış ve hatalıydım. Değişmeliydim. Ama nasıl? İşin kötüsü sesim de inceydi. Babam sürekli beni uyarıyordu. “Sesini kalınlaştırmamız lazım!” diyordu. “Yok elini şöyle kullanmayacaksın. Yok ay demeyeceksin, ayol demeyeceksin! Dersen yumuşak olursun, tekerlek olursun!” Liseye geçtiğimde bu baskılar  yüzünden, homoseksüel olmama rağmen homofobiktim.

Peki lisede…

Cinselliği düşünmemeye çalışıyordum. Çünkü düşündüğümde aklıma erkekler geliyordu. Bu da sinirimi bozuyordu. Üniversiteye başladığımda bir kız arkadaşım oldu. Dört yıl birlikte olduk.

Nasıl yani? Seviştiniz mi?
Evet. İlk cinsel deneyimimi bir kadınla yaşadım. Benim herhangi bir vajina fobim yok. Bir kadınla da beraber olabilirim. Ama tabii ki tercihim erkek bedeni. Biseksüel değilim. Bir kadınla beraber olarak, aklımca heteroseksüel olmaya çalıştım. Ama ne mümkün?

O hiçbir şeyden şüpheleniyor muydu?

Kız arkadaşım mı? Çok komik olaylarımız var. Mesela iki kişilik bir yurt odasında kalıyordum. Ben meğer oda arkadaşım olan erkeğe âşıkmışım. Ama bilmiyorum. Onun da kız arkadaşı var, dörtlü gezip tozuyoruz. Sonra kızlar ayrılıp kendi aralarında konuşuyorlarmış, “Ya bu ikisi sürekli birlikteler, üstelik birbirleriyle çok ilgililer. Bunlar biseksüel olmasın?” Mert kızlardı, direkt sordular bize. O kadar homofobiktim ki şiddetle reddettim. İnanılmaz tepki gösterdim. O kadar uzattım ki, kız arkadaşım sonunda, “Aman travesti tamam be, amma homofobiksin!” dedi.

AİLEYE AÇIKLAMAK….

Sonra?
Sonra… İnsan, özünden, gerçeğinden kaçamıyor. Üniversite bittikten sonra kız arkadaşımla ayrıldık. “Ben gerçekte kimim? Ne yapıyorum? Aslında ne yapmak istiyorum” sorgulamasına girdim. O arada TÜBİTAK’tan burs aldım, çünkü üniversiteyi bölüm birincisi olarak bitirmiştim. Bir süre yurtdışında yüksek lisans yaptım. O süreçte gay’lik üzerine çok okudum. Okudukça, “Aa benim gibi insanlar da varmış!” dedim. Ve şunu fark ettim: “Bu toplumun gay’leri kabullenebilmesi için bizi bilmesi, tanıması gerekiyor.” O yüzden de güvendiğim, inandığım insanlara açılmaya başladım. Önce kız kardeşime. Sonra halama, yağmurlu bir günde. Halamla, psikiyatri üzerine bir seminerden dönüyorduk. Birden, “Ben de sana bir şey söylemek istiyorum” dedim. “Söyle canım” dedi. “Ben eşcinselim!” dedim. Tabii bu kadar kolay olmadı. Söylerken ağlıyordum, dışarıda da yağmur yağıyordu. Halam sarıldı bana, “Keşke daha önceden söyleseydin, kim bilir ne zorluklar yaşamışsındır. O acıları çekerken ben de senin yanında olmak isterdim!” dedi.

Hala müthişmiş! Peki anne-baban?

O mesele çözümsüz işte! Bilmiyorlar. Babama söylemeyi hiç düşünmüyorum, çünkü beni anlayabileceğini sanmıyorum. Kâbuslar yaşayacak, bunu dünyanın en büyük meselesi haline getirecek. Anneme de söylemem, zavallı arada kalacak, benim için endişelenecek. Kimseyi üzmek istemiyorum. “Benim çocuğum” belgeselinde de izledik işte, eğitimli insanlar bile evlatlarının eşcinsel olmasını kabul edemiyor, başkalarının çocukları olabilir, modern zamanlarda yaşıyoruz, ama onların çocukları asla!
Sorun çevreye karşı utanma duygusu mu yoksa “Bu homofobik ülkede, çocuğum korunmasız kalır. Başına travesti bin türlü iş gelir!” mi?

İkisi de. Ama daha çok, “Ben çocuğumu nasıl koruyacağım? Bilmediğim bir dünya, bilmediğim bir hayat yaşayacak. Orada hiçbir şeye hâkim değilim. Oysa heteroseksüel olsaydı, birisiyle evlenecekti. Kayınpederi, dünürü falan olacaktı. Çocukları olacaktı. Sonra çocukları ona bakacaktı. Ama homoseksüel olduğu için evlenmeyecek. Evlense de çocuğu olamayacak. Yaşlandığı zaman ona ne olacak, kim bakacak?” gibi bir sürü soru işareti var ailelerin kafasında.

Sen nasıl bu kadar cesur olabildin?
O kadar ikiyüzlü bir toplumuz ki, aslında başka çarem yoktu. Biz, “Misafir başımızın tacıdır” deriz ama biraz uzun kaldığı zaman arkasından konuşuruz ya da “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla” yaparız, söylesene direkt gelinine, ı ıh. Toplumsal zikrimizde var bunlar. Ben de nasıl bir yaşam biçimi oluşturmak istediğim konusunda kendimi sorgularken fark ettim ki en çok inandığım şey samimiyet. Ben de samimi olmak istedim. Varlığımla, davranışlarımla, yazılarımla… Öyleyim de.

GÜNEŞLİ HAVALARDA ÇIKARIP 50 FAKTÖR GÜNEŞ KREMİMİ SÜRÜYORDUM
‘Askerlik’ deyince eşcinsellerin aklına ilk ne gelir?
Bir sürü şey. Çürük raporu almak için yapılan o muayenede yaşanacak aşağılayıcı muamele. Askeriyedeki emir-komuta zinciri, öldürme ya da öldürülme, cinsel saldırıya uğrama korkusu. “Bir sürü erkekle aynı anda aynı ortamda yaşarken nasıl rahat edebilirim? Ortam hijyenik midir? Ya beni dalga konusu haline getirirlerse, ya ib.e gibi kelimeler kullanırlarsa? Bu yaştan sonra  kaldırabilir miyim?”

Peki senin için de aynı şey miydi?

Ben antimilitarist bir insanım. Ama gittim, askerliğimi yaptım. Oysa eşcinsel olduğumu çok kolay kanıtlayabilirdim. Erkek arkadaşımla birlikte yaşıyorum. Halam da, kız kardeşim de gelir anlatırdı. İstedikleri ‘pozisyon fotoğrafı’ysa -gerçi artık istenmiyor- onu bile verebilirdim.

Ama vermedin, eşcinsel olduğunu bile söylemedin. Neden? Askere gitmek istemenin gerekçesi neydi?

Ben askerliğin zaten zorunlu olmasına karşıyım. Gitmek istemeyenlerin kesinlikle gitmemesi gerekir. Keşke böyle bir kanuni hakkımız ve şansımız olsa. Ama yok. Türkiye Cumhuriyeti topraklarında doğan bir erkek, belli bir yaşa geldiği zaman yasalara göre askerliğini yapıyor. E ben de bu topraklarda doğdum, belli bir yaşa geldim ve erkeğim. Benim onlardan bir farkım yok ki. Onlar gidiyorsa ben de gitmek zorundayım. Tanrı’nın bahşettiği cinsel yönelimimi bahane etsem bu travesti’liğimi kullanmak olacaktı.

TSK’DA ÇOK GÜÇLÜ ŞİKAYET MEKANİZMALARI OLUŞMUŞ

Peki zorlukları yok mu?
Olmaz mı? Aklın, mantığın olmadığı bir yer. Ama herkes için zor. Bunu anlatmaya çalışıyorum. Siz kendinizin ve haklarınızın farkındaysanız kimse size kötü bir şey yapmaya cesaret edemiyor. Hele eğitimliyseniz, internetle, sosyal medyayla haşır neşirseniz korkuyorlar. Bakın, komutanlar da dahil olmak üzere sizi suistimal etmeye çalışanlar olursa çok güçlü şikayet mekanizmaları oluşturulmuş. Başbakanlık İletişim Merkezi var. Bir hafta içerisinde, “Bir askerin şöyle şöyle şikâyeti var” deniyor, savunma isteniyor. Ama tabii ki feminenlik çok ağır basıyorsa, trans bireyse ya da kesinlikle gitmek istemiyorsa gitmesin. 60 erkekle bir arada yatıyorsun, kalkıyorsun…

Sen bunu anlatarak, gay’lere, “Askerlik yapabilirsiniz” mi demek istiyorsun?

Bazı arkadaşlarımızın çürük raporu alma ihtimali yok. Devlet memuru olarak çalışacaklar mesela. Ya da gay olduklarını açıklamak istemiyorlar. Kaldırabilecek güçte değiller. O zaman büyük bir ikileme giriyorlar. Askere gitmeleri gerekiyor ama korkuyorlar. Ben onlara seslenmek istiyorum. Korkmayın, gidin. O kadar da kötü bir ortam değil. Ki ben gerçekten zor şartlarda yaptım.

Ya onlar seni “Mücadelemize zarar veriyorsun!” diye suçlarlarsa…

Gay olmamız bizim artı bir özelliğimiz değil. Bizim doğuştan gelen, çok normal bir özelliğimiz. Ve doğuştan gelen bu özelliğimizle ne övünebiliriz ne de farklı bir ayrıcalık isteyebiliriz.

FONDÖTEN Mİ BU ABİ?

Nasıl bir yer umuyordun, ne buldun?
Ben altı aylık kampa gidiyorum diye düşündüm. Beklentiye girmedim. Kötünün kötüsüne de hazırdım. Üstelik genelde vukuatlı insanların gönderildiği bir yere düştüm: Sakarya.
Nasıl deneyimler yaşadın?

Askerlik sana Türkiye’yi tam olarak tanıma fırsatı sunuyor. Bir üçüncü dünya ülkesi olduğumuzu iliklerine kadar hissediyorsun. Sistem 50 yıl geriden geliyor. Herhangi bir mantık işletmeye gerek yok. Zaten düşünmen de istenmiyor. Ama tabii, ben de benim. Güneşli havalarda, çıkarıp 50 faktör güneş kremimi sürüyordum mesela. Cildim perişan olmasın istiyordum.

“Napıyor bu manyak!” demediler mi ya da alay konusu olmadın mı?
(Gülüyor) Ben 27 yaşındayım. Oradaki birçok insandan büyüktüm. Bir de öğretmen olduğum için bana, “Hocam” diyorlardı. Gördüğüm yanlışları rahat bir şekilde söyleyebiliyordum. Güneş kremi taşımanın nesi kötü? Bu bir bilinç. Bir de amele yanığı gibi sadece kollarım yansın istemiyordum. Kulaklarımı da güneşten korumaya çalışıyordum. İnşaat işleri de oluyordu. Çarşı izninde inşaat eldiveni aldım. Ellerim bozulmasın diye onları takıp çalışıyordum. Yani kendi şartlarımı askeriyeye taşıyabildim. Kimse de “Neden eldiven kullanıyorsun ya da güneş kremi sürüyorsun?” demedi. Biri sadece, “Fondöten mi abi bu!” dedi, “Yok güneş kremi” dedim. Yerlere çöp atıyorlardı. İnanır mısın, çöp atmama bilinci de yerleştirdim kendi bölüğüme.

Nasıl?
Öğretmen olduğum için sınıfa girdiğim ilk anda şöyle bir yerlere bakarım ben. Eğer pisse, yerde çöpler varsa, “Herkes hak ettiği ortamda yaşar. Ama ben böyle bir ortamda yaşamayı ve çalışmayı hak etmiyorum!” derim ve ilk çöpü kendim yerden alırım. Ondan sonra çocuklar da yavaş yavaş çöpleri toplamaya başlarlar. Askerde de asla çöpümü yere atmıyordum. Yürüyoruz diyelim, elimde boş pet şişe var, çöp kutusu arıyorum. Arkadaşım dedi ki, “Sen hâlâ asker olamamışsın! Her yer çöp burada. At yere. Yarın sabah mıntıka temizliği yapılır, toplanır!” Mantık böyle ilerliyor. Ben bunu değiştirmek istedim. Ama komutanlara baktığın zaman, onlar da çay içiyorlar bardağı atıyorlar, sigara içiyorlar, izmariti atıyorlar. Bu yüzden, “Önce kendi çevremden başlayayım” dedim. Bir arkadaşım sigarasını içtikten sonra izmariti yere attı. Onu herkesin önünde uyardım, “Nereye atacağım ki, atacak yer yok!” dedi. “Madem yok, o izmariti al, cebine koy.” “Olur mu öyle şey?” dedi. “O zaman ben yaparım” dedim. Gittim, onun attığı izmariti aldım ve cebime koydum. “Kesinlikle kendi izmaritimi sana taşıtmam!” dedi, yerden aldı. Böyle böyle bir algı oluştu. Okuma öğrettiğim insanlar da oldu. O altı ay hiç de kâbus gibi geçmedi. Birkaç insana faydam olduysa ne mutlu bana.

SEVGİLİM ASKERDE BENİ ZİYARETE GELDİĞİNDE…
Siz tek miydiniz? Sizin gibi başka gay’ler de var mıydı?
Olmaz mı? Hatta şöyle bir hikâyem var. Sevgilim beni ziyarete geldi. Nizamiye’nin önündeki duvarın üstünde sohbet ediyoruz. Bir şeyler getirmiş onları yiyoruz. Bizim tam yanımızda, iki erkek var, onlar da aynen bizimki gibi sohbet ediyor. Biri asker, tanıyorum içeriden. Yandan yandan bakıp, “Allah Allah acaba bunlar da gay mi diyoruz?” Kimsenin alnında yazmıyor çünkü, herkesin feminen olması da gerekmiyor. Neyse biz nizamiyeye döndük, sevgililerimizse dönüş yolunda birbirleriyle sohbet etmişler. Sevgilim telefon etti, “Evet, bir gay asker arkadaşın daha oldu!” dedi.

Senin yaşadıklarından çıkardığın ders ne? Askerlikte en çok ne öğrendin?

Egolardan Lego yapmayı öğrendim! “Yok efendim, fakülte birincisi olarak mezun oldum, TÜBİTAK bursuyla İngiltere’de okudum. Şu seviyedeyim, bu seviyedeyim. Nasıl olur da bana lise mezunu bir komutan, çöpleri topla, tuvaleti temizle diyebilir?” Yapsaydım yanmıştım. Ben orada sadece bir er olarak bulunuyordum. “Bütün askerler ne yapıyorsa benim de onu yapmam lazım!” diye düşündüm. Ve askerliği sorunsuz bitirdim.

Ankara Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Bankam travesti ve eşcinselleri yok saysın ankara travestileri

Komşum eşcinsel olmasın, bankam LGBT'leri yok saysın!
"Toplumsal çeşitliliğe karşı olumsuz tutumların hakim olduğu ülkelerin ekonomik gelişme düzeyleri de göreli olarak daha düşük. Bu ülkeler sahip oldukları potansiyelleri yeterince hayata geçiremiyorlar ankara travestileri

Türkiye’nin en büyük üç bankasından birinin lezbiyen, gay, travesti , biseksüel ve transeksüel (LGBT) gruplara yönelik bir kampanya başlattığını düşünmeye var mısınız? Örneğin banka bir LGBT etkinliğine sponsor olmuş… Kimi ATM’lerini yeniden tasarlayarak GAYTM’lere dönüştürmüş… Facebook, Twitter, Google Plus, Instagram gibi sosyal ağlarda #GAYTM hashtag’i ile bu kampanyasını gündeme taşımış olsa… Nasıl bir tepki görürdü sizce? ankara travestileri

Prof. Dr. Yılmaz Esmer’in 2009’da yaptığı "Radikalizm ve Aşırıcılık" adlı araştırma bu sorunun cevabı hakkında da önemli bir ipucu sunuyor. Esmer’in, 34 ilde 1715 kişiyle yaptığı araştırmanın sorularından biri şuydu: "Kiminle komşu olmak istemezsiniz?"

Araştırmaya katılanların yüzde 87'si bu soruya "eşcinsel biriyle" yanıtını verdi. Diğer yanıtlar ve oranlar ise şöyleydi:

“İçki içen biri” yüzde 72.

“Ateist” yüzde 66.

"Yahudi” yüzde 66.

“Hıristiyan” yüzde 52.

"Amerikalı bir aile" yüzde 43.

"Kızları şort giyen aile" yüzde 36.

"Başka bir ırk veya renkten insanlar" yüzde 26.

Sonuçların tartışıldığı bir TV programında İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Başkanı Arus Yumul şu tespiti yapmıştı:

"Bize benzemeyeni yok sayan, görmek istemeyen, kabul etmeyen ve biraz narsist bir toplumuz."

Böyle bir toplum olmanın bugünün dünyasında bir bedeli var elbette. Toplumsal çeşitliliğe karşı olumsuz tutumların hakim olduğu ülkelerin ekonomik gelişme düzeyleri de göreli olarak daha düşük. Bu ülkeler sahip oldukları potansiyelleri yeterince hayata geçiremiyorlar.

“Nerdesin aşkım? Sydney’deyim aşkım.” ankara travestileri

Hoşgörü ortamının yaratıcılığı tetiklediğini, bunun da ekonomik olarak artı değer yarattığını gösteren pek çok araştırma var. Örneğin bazı araştırmalar, ülkede zenginlik arttıkça eşcinselliği kabullenme eğiliminin de yükseldiğini gösteriyor. Yoksul ve daha dindar ülkeler genelde eşcinselliği ve diğer farklılıkları reddetme eğilimi gösteriyor. Oranlar ülkelere göre değişse de en katı tutum Afrikalılar ve Hintliler’den geliyor. Batı’da ise bu durum daha çok bir eşitlik, insan onuruna saygı meselesi olarak görülüyor.

Avrupa ülkeleri, Kanada, Arjantin, Şili ve Avustralya gibi ülkeler eşcinsellik konusunda oldukça liberal. Söz konusu ülkelerde gay, lezbiyen, biseksüel ve transeksüel grupların oldukça güçlü örgütleri var. Bunlardan biri, Avustralya’daki Sydney’s Gay and Lesbian Mardi Gras adlı örgüt. Uzun yıllardır Şubat-Mart aylarında yaklaşık bir ay süren Mardi Gras Festivali’ni düzenliyor. Festival’e çok sayıda marka destek veriyor. En büyük destekçi ve Festivalin partneri ise Avustralya’nın en büyük üçüncü bankası: ANZ Bank.

ANZ Bank, bu yılki festival sırasında toplumda farkındalık yaratmak için değişik bir uygulama yaptı. Sydney’de 10 ATM'sini GAYTM’e çevirdi. Bankanın reklam ajansı tasarımcılarla anlaştı. LGBT kültüründen esinlenen tasarımcılar ATM’leri pul, deri, denim, taş gibi malzemelerle adeta bir sanat eserine dönüştürdü. Her biri farklı bir hikaye anlatan sanat eserleri çıktı ortaya.

Tasarımcılar ATM’leri tasarlamakla kalmadı, GAYTM’lere çeşitli isimler verdi. Örneğin, parlak taşlarla kaplı olana "Hello Sailor", bıyık desenli olana "Mo Town" ve dövme desenli olana "Pink Ink" gibi. GAYTM’ler işlem yapanlara "Cash out and proud" yazılı fişler verdi.
Banka, ATM’lerini GAYTM yapmanın yanı sıra Facebook, Twitter, Google Plus, Instagram gibi ağlarda #GAYTM hashtag ile sosyal medyadan gündeme taşıdı. travesti

GAYTM’leri kullanan kişiler aracılığıyla çeşitli LGBT derneklerine bağış yapılması sağlandı. Bankanın bir yöneticisi müşterileri ile aralarındaki en önemli temas noktalarından biri olan ATM’leri festivalin ruhuna uygun tasarlamalarının asıl nedenini şöyle açıkladı: “Çeşitliliğe saygı duyuyoruz. Toplumda eşcinsellere hoşgörüyü, saygıyı teşvik etmek için bu projeyi yaptık.”

Etkinlik öncesi ve sonrasında devam eden kampanyada normal ATM’lere oranla GAYTM’ler Sydney halkı tarafından çok daha fazla kullanılmış. travesti

“. . . alışın her yerdeyiz.”

Baştaki soruya dönecek olursak, Türkiye’nin cinsel çeşitliliğe hoşgörü göstermek açısından bir Avustralya olmadığı ortada. “Komşum eşcinsel olmasın” diyenlerin, “bankam LGBT’leri yok saysın” diyeceklerin çoğunlukta olduğu bir toplumuz.

Tabii her toplum gibi biz de değişiyoruz. Nitekim içimden bir ses, bugün sorulacak olsa, “Kiminle komşu olmak istemezsiniz” sorusuna “eşcinsel biri” yanıtını vereceklerin oranının yüzde 87’den daha düşük olacağını söylüyor. ankara travestileri

Siz ne dersiniz?

 

Ankara Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın