Travesti , Diyanet ten eşcinsenlik sapıklıktır fetvası

Travesti , Diyanet ten eşcinsenlik sapıklıktır fetvası

CHP’li Aykan Erdemir, Millî Gazete’de yer alan Diyanet’in  travesti  ve “Eşcinsellik sapıklıktır” şeklinde fetva verdiği iddiasını Başbakan’a sordu.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Bursa Milletvekili Aykan Erdemir, Millî Gazete’nin iddiasına göre Diyanet İşleri Başkanlığı’nın “Eşcinsellik sapıklıktır” şeklindeki fetvasını Başbakan’a sordu.
Başbakan Ahmet Davutoğlu tarafından yazılı olarak yanıtlanması istenen önergede, 25 Kasım 2014 tarihli Millî Gazete’de Avrupa Parlamentosu’nun lezbiyen, gey, biseksüel ve travesti haklarıyla ilgili Tiran’da düzenlenen ve Türkiye’den de milletvekilleri, Kamu Denetçiliği Kurumu ve de içinde olduğu STK’ların katıldığı toplantının haberleştirildiği hatırlatılarak şöyle denildi:
“Söz konusu haberde, Milli Gazete çalışanlarınca Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) Alo Fetva Hattı’na ‘toplantıya katılım hakkında’ soru yöneltildiği, ‘Kesinlikle sapıklıktır, dinimizde yasaklanmıştır. Böyle bir toplantıya pozitif anlamda destek verenler vebal altındadır. Bunun kötülüğünü de STK’lar aracılığıyla yaymak lazım’ yanıtının alındığı iddia edilerek bahsi geçen fetva travesti haberleri paylaşılmıştır.”
Erdemir Başbakan’a şu soruları yöneltti:
*Söz konusu haberde iddia edildiği gibi DİB Alo Fetva Hattı’na “toplantıya katılım hakkında” başlıklı bir soru sorulmuş mudur? Sorulduysa, DİB nasıl bir yanıt vermiştir?
*Alo Fetva Hattı’na, eşcinsel ve travesti yurttaşlar ve yakınları tarafından veya eşcinsel ve travesti insanların durumuyla ilgili 2002’den günümüze kadar hangi konu başlıklarında kaç soru sorulmuştur? Bu başvurulara ne minvallerde ve içeriklerde yanıtlar verilmiştir?
*Alo Fetva Hattı dâhil olmak üzere, istanbul travestileri DİB’in kamuya dönük hizmetlerinin eşcinsel ve travesti  yurttaşlara yönelik ayrımcılık, nefret ve şiddet meselesi çerçevesinde referans aldığı ve referans gösterdiği “dini ve dini olmayan yazılı kaynaklar” hangileridir? Bunlar arasında “evrensel insan hakları beyannamesi” ve ondan türetilen diğer sözleşmeler ve belgeler, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları gibi insan hakları külliyatı yer almakta mıdır?
Millî Gazete’nin homofobisi
Cumhuriyet Halk Partisi’nden Milletvekili Binnaz Toprak ile Adalet ve Kalkınma Partisi’nden Milletvekili Nursuna Memecan’ın katıldığı toplantının ardından LGBTİ’lere dönük nefret söylemi içeren haberler yapan Milli Gazete, toplantı öncesinde de nefret söyleminde bulunmuş ve milletvekillerini hedef göstermişti.
Millî Gazete, Avrupa Parlamentosu’nun temel haklar ve LGBTİ’lerin ayrımcılıktan korunmasına ilişkin seminerine Türkiye’den vekillerin de davet edilmesini “ahlâksızlık” olarak paylaşmıştı
“AB ile ilişkilerin Cenab-ı Allah’ın lanet ettiği, kavimlerin helak olduğu nahoş bir durumla ilgili AB seminerinde Türkiye’nin temsil edilmesi talebinin tutanaklara geçmesi bile bu necip millete ve inancına yapılacak büyük bir hakaret hükmündedir.”
Homofobik saldırının ardından AKP’den Mehmet Metiner ile Ziver Özdemir ve MHP’den Ruhsar Demirel toplantıya katılmamış; AKP’den Nursuna Memecan ile CHP’den Binnaz Toprak toplantıyı takip etmişti.
Millî Gazete toplantının ardından yaptığı haberlerde ise nefret söylemini sürdürmüş ve nefretini temellendirmek için Diyanet’ten fetva aldığına dair iddiada bulunmuştu.travesti blog

Ankara Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

ankara travestileri cinsiyet değiştirme baskısı

ankara travestileri cinsiyet değiştirme baskısı

Cinsiyet değiştrime baskısına maruz kalan eşcinsel Soheil, ölüm tehdidiyle karşı karşıya.
İran’da travesti ler ölüm tehlikesiyle karşı karşıya. Başka bir cinsiyetle dünyaya gelinebileceğini kabul eden yönetim, ameliyat edilmesini şart koşuyor.  Ülkede cinsiyet değiştirme baskısına maruz kalanlardan biri de 21 yaşında bir eşcinsel olan. Psikologların cinsiyet değiştirme ameliyatı önerdiği Soheil’e ailesi de büyük baskı yapmış. Soheil “Babam iki akrabamızla beraber Tahran’da beni ziyarete geldi. Benim hakkımda ne yapacaklarına karar vermek için bir buluşma gerçekleştirmişler. Bana ‘Ya ameliyatı olur cinsiyetini değiştirirsin ya da seni öldürürüz, bu ailede yaşamana izin vermeyiz’ dediler” diyor.
Ailesi Soheil’i Bandar Abbas isimli liman kentinde evde tutup izlemeye alıyor. BBC Farsça’nın haberine göre ameliyat için kararlaştırılan günden bir gün önce, travesti  bazı arkadaşlarının yardımı ile kaçmayı başarıyor. Ona bir uçak bileti alıyorlar ve  istanbul travestileri Türkiye’ye gidiyor.
“Eğer polise gidip onlara eşcinsel olduğumu söyleseydim, hayatım ailemle olduğunda daha da fazla tehlikeye girerdi” diyor.
FETVAYI HUMEYNİ VERDİ
Habere göre eşcinsel kadın ya da erkekleri cinsiyet değiştirme operasyonuna zorlamak, resmi bir hükümet politikası değil. Ama baskı çok yoğun olabiliyor. 1980′li yıllarda cumhuriyetin kurucusu Ayetullah Humeyni, cinsiyet değiştirme operasyonlarını serbest bırakan bir fetva yayınladı. Bu fetvayı, bir erkek bedeninde hapsolduğunu anlatan bir kadınla tanıştıktan sonra yayınladığı düşünülüyor.
İran’da bir devlet kliniğinde psikolog olarak çalışan ve güvenlik gerekçesiyle takma isimle konuşan Şebnem, eşcinsellerden bazılarının ameliyata itildiğini söylüyor. Şebnem doktorların eşcinsellere “hasta olduklarını” ve tedaviye ihtiyaç duyduklarını anlattıklarını aktarıyor. Doktorlar eşcinselleri genellikle dini alimlere yönlendiriyor, onlar da namazlarını aksatmamalarını ve bu şekilde inançlarını güçlendirmeleri öğüdünde bulunuyor.
Tıbbi tedaviler de öneriliyor. Şebnem’e göre yetkililer “kimlik ile cinsellik arasındaki farkı travestiler  bilmedikleri için” doktorlar eşcinsellere cinsiyet değiştirme öneriyor.
KAÇ KİŞİ CİNSİYET DEĞİŞTİRDİ
İran’da bugüne kadar kaç cinsiyet değiştirme operasyonu yapıldığına dair sağlıklı bir veri travesti haberleri bulunmuyor.
Hükümet yanlısı bir haber ajansı olan Haberonline sayının 2006 yılında 170 iken 2010 yılında 370′e çıktığını yazıyor. Ama İran’daki hastanelerin birinde çalışan doktorlardan biri BBC’ye sadece kendisinin her yıl 200 ameliyat gerçekleştirdiğini söylüyor.
2005 yılında İran’dan Türkiye’ye trenle gelen eşcinsellerden biri olan Arsham Parsi Kayseri’de yaşadığı dönemde dayak yediğini, çıkmış omzunu tedavi ettirmek için hastaneye kabul edilmediğini söylüyor.ameliyatı olanların yüzde 45′i  travesti değil, eşcinsel. Parsi’ye göre birçoğu aradaki farkı dahi ankara travestileri bilmiyor
Bu olaylardan sonra Kanada’ya taşınan Parsi, Eşcinsel Göçmenler İçin İran Demiryolu isimli destek grubunu kuruyor. Parsi her hafta yüzlerce kişinin grupla temasa geçtiğini, son 10 yılda yaklaşık 1000 kişiye İran’dan çıkmaları için yardım ettiğini söylüyor. Parsi’ye göre cinsiyet değiştirme ameliyatı olanların yüzde 45′i  travesti siteleri değil, eşcinsel. Parsi’ye göre birçoğu aradaki farkı dahi bilmiyor

Ankara Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

ankara travestileri zorlanınca erkek ayağına yatmak

ankara travestileri zorlanınca erkek ayağına yatmak

Küçük İskender, Hüseyin Alemdar ve Aslıhan İlhan gibi isimler Yeşilçam’daki eşcinselleri ve travesti leri anlatırken, Enis Rıza ve Mustafa Altıoklar’la da birer söyleşi bulunuyor.
Geçen sene bitirme projem için “Türkiye’de queer sinema nedir?”i araştırırken fark ettiğim bir şey vardı: Nerdeyse hiçbir şey. Evet, sinemanın 60’lı yıllarından itibaren kadınlar başka kadınları öpmeye başlıyor, daha sonraki yıllarda ‘bağzı erkekler’ geçmişlerindeki ‘travmalarla’ ibneleşiyor, diğerlerine dert oluyordu. Fakat travesti bunların hiçbiri ne queer’e tekabül ediyordu, ne de eşcinsel ve trans bireylerin günlük yaşamlarındaki gerçekliğe…
Proje en sonunda “Sinemada LGB istanbul travestileri  var (İ var mı bilmiyorum?), son dönemde de birkaç queer denebilecek filmler görülüyor” sonucuna vardı. Kutluğ Ataman’a ve Ferzan Özpetek’e sonsuz teşekkürlerle nokta buldu.
Tabii bu konuları araştırırken LGBTİ filmleri ya da queer sinema diye bir yazıtın da Türkiye’de yetersiz olduğunu fark etmiştim. ‘Türkiye sinemasında cinsellik’ gibi yazılarda da son başlıklarda eşcinseller ve translar üzerine birkaç söz ediliyordu. Bu açıdan Varlık’ın bu ayki sayısı güzel bir arşiv niteliği taşıyor.
Dosyada ilk yazı Aslıhan İlhan tarafından yazılmış. İlhan, Türkiye sinemasında eşcinsel ve trans karakterlerin izini sürüyor. Yazısını ‘kadın eşcinselliği’, ‘erkek eşcinselliği’ ve ‘trans bireyler’ başlıklarına bölen, filmleri ayrı ayrı anlatan İlhan, özellikle erkek eşcinselliğini gösteren filmlerin kadınlarınkinden yaklaşık yirmi dört sene beyaz perdeye yansımasının ilginçliğine dikkat çekiyor. Yazar, “Bu gecikmenin sebebini net bir şekilde tanımlamak mümkün olmasa da Yeşilçam sinemasının heteroseksüel kahraman erkek imajını korumak istediği düşünülebilir” diyor. Bu noktada, Cumhuriyet tarihinde kültür ve medya ürünlerinde kadın eşcinselliğine uzunca süre ‘otantik’ ve ‘seksi’ olmasıyla ‘zararsız bir eğlence’ noktasında göz yumulduğu hatırlatılabilir. SPoD’un Ekim ayındaki Bahar Semineri’nde konuşan Tarihçi Laden Yurttagüler 50’li yıllardaki dergi ve gazetelerde kadın ve erkek eşcinselliğinin anlamlandırılamadığını ve ‘doğal olmayan’ bir çizgide sunulduğunu belirtmiş, buna rağmen kadınlar arası cinselliğin gösterildiğini söylemişti. Yeşilçam da aslında konuyu benzer şekillerde sunuyor. Yurttagüler’in incelediği 50’li yılların Seksoloji dergisinde öpüşen ve sevişen kadınları gösteren grafik, resim ve illüstrasyonların çok benzerleri Türkiye’de çok kısa bir dönem sonra, 60’lı yıllarda Ver Elini İstanbul ve İki Gemi Yan Yana gibi filmlerde, görülmeye başlandı. Demek istediğim; Aslıhan İlhan’ın yazdığı kadar belirsiz bir atmosfer yok o dönemde; erkek eşcinselliği taşıdığı tehlikeyle, yüzleşilmesi zor bir konu olarak kültür hayatında uzunca yıllar iteleniyor. Konunun basında yavaş yavaş konuşulmaya başlamasına rağmen görselleştirilmesinin çok geç yaşanması, sinemanın kendisinin heteroseksüel erkek olmasından da kaynaklanır. Bu nedenle değerli örneklerin Ferzan Özpetek veya Kutluğ travesti resimleri Ataman’dan geliyor.
Varlık’ın dosyasının ikinci yazısı, ilkini tamamlar nitelikte. küçük İskender ‘Sinemamızın LGB travesti siteleri  ile imtihanı’ başlıklı yazısında, daha çok son dönem Türkiye sinemasındaki filmlerden bahsediyor. Daha önce bahsettiğim ‘queer sinema sorunsalını’ küçük İskender “Pervasızca perdeye aktarılabilecek, günümüzdeki Queer tartışmalarının ve bildirgelerinin önünü açacak hiçbir örneğe doğrudan rastlanmaz, rastlanamaz en başlarda” diye dillendiriyor. Fakat son dönemdeki “ezberletilen kuralları zorlayan örnekler” olarak Dönersen Islık Çal, Gece Melek ve Bizim Çocuklar, Lola + Bilidikid, Ferzan Özpetek sineması, Çağan Irmak sineması, Ağır Roman ve Zenne’yi gösteriyor. (Bu listede Zenne’nin birçok anlamda ‘iktidar ilişkilerini’ yeniden üretmesi nedeniyle yerinin olmadığı kanaatindeyim.) Yazının ilerleyen noktalarında ise küçük İskender Benim Çocuğum belgeseline değiniyor ve beyaz perdenin queer bir tahayyülünün olduğunu bizlere ankara travestileri hatırlatıyor.
Dosyada son olarak dikkat çeken, Hüseyin Alemdar’ın Yeşilçam’dan seçtiği yüz filmlik listesini de içeren yazısı. Yazar, şiirsel bir dille anlattığı ve film repliklerinden verdiği başlıklarla okuması eğlenceli bir yazı kaleme almış. Yüz filmlik listesinde de, özel bir seçim mi bilinmez, ama ilk sıraya Metin Erksan’ın Susuz Yaz’ını koyduğunu buradan hatırlatalım.
100 derken?
‘Türk sinemasının 100. yılı’ olarak lanse edilen bu yılın, aslında ne kadar tartışmalı olduğu çokça tartışıldı. İstanbul Modern’deki serginin ise ‘Türkiye sinemasının 100. yılı’ olarak sunulması tercih edildi. Varlık da ‘Sinemamızın 100. yılı’ başlığını tercih etti. Türk olmadıkları için görmezden gelinen, 20. yüzyıl başında Balkanlarda yaşayan Osmanlı vatandaşları Manaki Kardeşler’in filmleri, Varlık dergisi tarafından da ‘sinemamız’ diyerek geçiştirilmiş oluyor. Manaki Kardeşler’in 1905’ten itibaren çektikleri günlük yaşamdan kesitler, tarihi kişiler, yerel olaylar ve gelenekleri anlatan filmleri yerine, varlığı bile muamma ‘Türk filmi’ Ayastefanos’taki Rus Abidesi’nin Yıkılışı’nı tarihsel olarak baz almak alelade geliyor bana.
‘Resmi’ sinema tarihinde yazılan ve yazılmayan bir noktadan sunulmasına rağmen, Varlık’ın bu dosyası Türkiye’de queer sinemanın tartışılması için büyük önem taşıyor.
Tartışmaya Lola + Bilidikid’in şu repliği ile de başlayabiliriz: Fakat ankara travestileri  bunların hiçbiri ne de eşcinsel ve travesti bireylerin günlük yaşamlarındaki gerçekliğe…
Proje en sonunda “Sinemada LGB istanbul travestileri
– Fikret, garı gibi. Bu ne kılık? (…) Bizi aldatıyormuşsun demek ki erkeğim diye, ha?!
– E ne yapacaktım? Benim gibi yalnız bir kadın, azgın kocalarınız da hep kıçımda. Ben de dedim ki, bu dünya erkeklerin dünyası. Eğer kadınlık onurunu falan koruyacaksan başka yolu yok, erkek ayağına yatcan.
– Kafam bulandı. Ama anladım galiba.Alıntıdır..

Ankara Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

ankara travestileri dans ederek festival kutluyorlardı

ankara travestileri dans ederek festival kutluyorlardı

Dünyada gelişen eşcinsel hareket, Türkiye’ye Özal’lı dönemlerde sirayet edebildi. Özellikle travesti  mağduriyeti ve öldürülmesi üzerinden bir mücadele mecraı edinildi. Gey, yani eşcinsel erkek hareketi, LGBT parantezindeki bütün yönelim ve kimlikler için alan açan bir öncülük misyonu üstlendi. Zamanla eşcinsel erkek hareketinin hedefleri ve mevzileriyle, diğer cinsiyet kimliklerinin ve yönelimlerininki arasındaki paralellik silinmeye başladı. Hak ihlalleri mesela, münhasıran transları ilgilendiren bir konu haline geldi. Trans hak ihlallerine karşı kurulan örgütler, zaman içinde kökleşmeye ve kurumsallaşmaya başladı. Pembe Hayat, kurulalı 9 yıl kadar oldu. Ondan önce de  içinde, rüşeym halinde bir trans hareketinin varlığından söz edilebilir. Ama içinde yer aldıkları yapı, transların özgün mücadele performanslarını açığa çıkarmaya müsait değildi. Pembe Hayat’ı transların kendi özgün örgütlenme potansiyellerini keşfetmesini işaretleyen bir kilometre taşı olarak görmek lazım.
Transların örgütlü biçimde alana çıkması, toplumdaki değişik muhalefet gruplarının ve özellikle kadın hareketinin daha önce göremediği muhalefet alanlarının farkedilmesini sağladı. İnsanlar, toplumsal muhalefet alanının bu tuhaf görünüşlü yeni aktörlerine nasıl muamele etmek gerektiğine karar veremedi. Feministler, travesti hareketini kavrayamadığı gibi, transları sistemin verili yargılarını taklit ederek “dönüşmüş olanlar”, “dönüşmemiş olanlar” ve “yarı dönüşmüş olanlar” gibi bir gruplandırmanın içine yerleştirip, kadın hareketine nispetini tayin etmeye kendilerini yetkili saydı. Feminist kadın hareketinin içine kabul edilme krizi, trans hareketinin en büyük hayal kırıklığıdır. Kadın değil, ibne olduğumuz söyleniyordu. Transların alanlarda, feministlerle birlikte yürümesi, başlıca ideolojik tartışma konusu haline gelmişti.
Tokat yedik ve kendimize geldik
Bu reaksiyonun, bilhassa travesti  hareketine sağaltıcı bir tokat attığı da söylenebilir. ankara travestileri , feministlerin onlara izafe ettiği “ibne” kimliğini canı gönülden sahiplendiler. Kadın olmanın, “kadınım” demekten başka bir şarta bağlı olmaması gerektiğini ısrarla ve dirençle haykırdılar. Buradaki tartışmada, transların argümanı özetle, kimin kadın olduğunu tayin etmek için kendilerinin feministlerden daha temelli tecrübe biriktirdiğiydi. Feministler kadınlıklarının doğuştan geldiğini ve ona yeni hiçbir formasyon ilave etmeleri gerekmeyecek biçimde elde ettiklerini düşünürken, trans kadınlar da elbette kadın olarak doğduklarını savunmaktan vazgeçmediler.
Son otuz yılda öldürülen kadınların yüzde 80’i, kocalarının kurbanı olmuş. Aynı istatistik, trans ölümlerinde de doğrulanıyor. Aslında şiddet aynı yerden geliyor. Aynı şekillerde ölüyoruz. Bir tek bu paralellik bile bizi yan yana getirmeye yeterli olmalı. Bu mümkün olamadı çünkü kadın hareketi buna hazır değil. Kadın hareketinin kendisininkinden başka vajina görmeye tahammülü yok. Çünkü kadın hareketi, kendi vajinasını sevmeyi bilmiyor. Onu, erkeğin vajinayı sevmesi gibi seviyor.
Tam olarak ayrışma noktaları neler? Birlikte yürüyemeyişinizin bariz sebepleri ne
Fuhuş ve seks işçiliği önemli bir ayrışma noktası olarak işaretlenebilir. Ben Türkiye’deki feminist hareketin beyaz bir karaktere sahip olduğunun gösterilebileceğini düşünüyorum. Kürt kadını da devreye girdi ve kadın hareketinin vurgusunu değiştirdi ama bu hareketin içinde hala bir orospu yok. Orospuluk münhasıran bir kadın iştigal alanıdır oysa. Bunların içinde köy kadını da yok. Bu ikisi kadınlığın temel tanımlayıcı öğeleri. Kadın hareketi, kadını, onu tanımlayan parçalarından soyarak kendini oluşturmaya çalışıyor. Dolayısıyla “kadın”, hareketin içinde olmayan asıl şey bir bakıma. Beyaz, üniversite mezunu, yabancı dil bilen bir topluluk, kadının sözünü kurma iddiasıyla ortaya çıkıyor. Bu şekilde tarif edişim, evet, hiç hoş değil. Feminist bir kadın olarak bunları söylüyor olmaktan memnun değilim ama feminist hareket maalesef böyle. İçinde kadını da barındırmıyor. Kadınlık halleri refüze konusu ediliyor. Hareket, sadece kendini kurtarabilmiş kadını barındırıyor. Bu hareketin entelektüel zihin jimnastiği seansları dışında kendini ortaya koyabilmesi mümkün değil. Durum, bana böyle görünüyor.
travesti siteleri etnik kimliksiz
Kimlik mücadelesi yapıyor olmaları dolayısıyla trans hareketiyle Kürt özgürlük hareketi arasında kendiliğinden bir ittifak bulunduğu düşünülebilir mi?
Kürt hareketinin legal partileri LGBT’leri kucakladığını söylemeye bayılıyor ama trans hareketinin Kürt veya başka etnik kimlikleri barındırdığını düşünmek zor. Kürt hareketinden gelen motifleri LGBT’ye yedirmekte de zorluk var. Çünkü Kürt hareketi ziyadesiyle erkek bir hareket. Gerilla coşkusu filan devrede ayrıca. LGBT hareketininse bir orospu tandansı vardır. Tamamen zıt. Bir Kürdün dönme olmaya karar vermesi, iki kere dönmek gibidir. Başka bir erkeği daha öldürüyorsun. Kendiliğinden bir ittifak düşünülemez, çünkü etnik kimlik, transların dışlanma gerekçeleri arasında yer almamıştır. Cinsel kimlik ve cinsiyet yönelimi üzerinden başka bir nefret söz konusu. Translara yönelmiş nefret, etnik kimlik gibi detayları dikkate almıyor. Etnik kimliği dikkate almadığı gibi, din ve millet gibi üst kimlikleri de dikkate almıyor. Hiçbir Türk, ibne veya dönme olmayacağı gibi, hiçbir Kürt de ibne ya da dönme değildir. Onların içinden çıkmaz böyle şeyler. Askerle gurur duyulur, gerillayla gurur duyulur, başka bir sürü ıvır zıvırla gurur duyulur ama dönme olmakla gurur duyulmaz. Trans hareketi bir leş hareketi olduğu için, ona gurur duymaya vesile bir paye yakıştırılmamıştır. Leşlerin arasında etnik kimliğe bakılmaz. Pavyonlarda Kürt yoktur mesela. Beri tarafta, Kürtlük de transların en kolay vazgeçtikleri kimliktir. Pop sanatçılarının tarzlarını taklit ediyorsun, onlar gibi giyiniyorsun, bütün bunların üstüne kara Ortadoğulu yaftasını mı yakıştırırsın? İstanbul’da Kürt kökenli transların öncülük ettiği bir güzellik yarışması yapıldı mesela. Hem de, Diyarbakır’da bir güzellik yarışması düzenlenmesi girişiminin engellenmesinden hemen sonra. Verili güzellik algısıyla dalga geçme fırsatı olarak düşündüğümüz için önce biz de destekledik bu fikri. Mizah vurgulu bir girişim diye düşünmüştük. Ameliyatsız olanların, sakallı ve şişman olanların başvuruları reddedildi. Kürt kökenli translar yaptı bunu. Biz de organizasyonu boykot ettik doğal olarak.
Tüzüğünüzde varız, büzüğünüzde yokuz.
Kürt parlamenter siyasetinde bir LGBT açılımı var ama…
Tüzüğünüzde varız ama büzüğünüzde yokuz. Yokuz, çünkü halk henüz buna hazır değil. Halk beni sikmeye hazırken sorun yok. Katletmeye hazırken de sorun yok. Aynı halk, dillere destan sanat güneşlerimize bayılırken de hazırlıksız yakalanmıyor. Halk bana ne zaman hazır olacak? Diyarbakır’da 13-15 yaşındaki çocukların cinsel yönelimleri yüzünden dövülmesinin de gerekçesi bu. Halk hazır olmadığı için toplantılarda seks işçiliğinden bahsedilmesi sansürleniyor. Yani en azından çocuklara prezervatif kullanmaları gerektiğini söyleyin. Bir kere buradan başlayın. Kürdistan, bu çatır çatır kanayan sorunu konuşmuyor, konuşmaya niyetleneni de susturuyor. “Seks işçiliği yapma” demek, ayrı bir zulüm. Tüzükte böyle bir ibarenin yer alıyor olması iki kere kötü. Hiç olmaması tercih edilir. Yani tüzüğe almak kalleşçe oluyor biraz. Kalleşçe kelimesini kullanmak istemiyorum ama sen tüzüğünde LGBT’leri anarak benim için tek seçenek haline geliyorsun. Ben BDP’li veya HDP’li olmayışımı izah etmekte zorlanacağım. Bu ikiyüzlülüğün kendisidir aslında. Keşke beni tüzüğüne filan almasan. Senin karşında söyleyecek sözüm olurdu. “Tüzüğümde varsın” demek, görmemenin en görünür travesti haberleri hali.
Yani tüzükteki ibareyi referans göstererek kendine herhangi bir alan açamıyorsun, bunu bir hareket alanı edinmek için kullanamıyorsun, öyle mi? Pratikte karşılığı olmayan bir şey midir?
Pratikte bir karşılığa dönüşmüyor evet. Pratikte bir şeye dönüşmesi için zorlayanlardan biriyim ben. Kürt hareketini de zorluyorum, şu hareketi de, bu hareketi de.Bekleyelim hazırlansın o zaman. Kürt hareketi beni ne zaman kadın kabul edecek. Bunlar muallakta olan şeyler. Herkesin, “Buraları hızlı hızlı geçelim” dediği şeyler. İran’ın resmi tutumu, çok daha dürüst. İran’da ibne yok mesela. Ya kadınsındır ya da değilsin. Bence çok şereflice. İran en azından gerçek yüzünü gizlemiyor. Seni teşhis etmekten kaçınmıyor. Sen beni tanımlayamıyorsun bile. Kürt siyasal hareketi özgürlükçü bir hareket değil mi? Herkese, istediği özgürlükler vaat edilmiyor mu? Sen bu projeye, eşcinsel hareketi dahil edebilirsin. “Halk hazır değil” diye başlatılan bir cümle, bende Kürt fobisinden başka bir şey uyandırmıyor. Kürtler için ilk feda edilecek şey olduğumu düşünüyorum. Ortadoğu’nun göbeğinden, bütün dünyaya dalga dalga yayılabilirdi bu hareket. Halka, eşcinsel hareket yerine, hazır olduğu şey yeniden propaganda ediliyor, Kürt hareketi İslam ümmetçiliğini bir kez daha keşfediyor gibi görünüyor bana. Kürt hareketi…istanbul travestileri  Var mıyız, yok muyuz, neredeyiz? Yerimizi gösterin travesti bize. Bizi bir yere oturtmadan yarımsın. Hareketin tamamlanamamış. Ben yoksam sen yarımsın, tamamlanmamışsın demektir.
Enfeksiyondan korkuluyor
Birkaç ay önce, Trans ve Gay Onur Yürüyüşleri dolayısıyla Ramazan fiilen bir hafta geç başlatıldı, farkettiniz mi? Ezan seslerinin yankılandığı Taksim Meydanı, İstiklal Caddesi, ibneler tarafından işgal edilmişti. Dans ederek festival kutluyorlardı. Müslüman ümmetini bu virüs salgınından korumak gerekiyordu ve Ramazan geciktirildi. Bence HDP’de de korkulan budur. Bu nevazil karakterli salgın Kürtlerin de ağzına sıçar, Türklerin de. Türkleri de başka bir yere getirir, Kürtleri de. Her şeyin ağzına sıçar. “Namus neymiş ayol!” diye bas bas bağırır; üzerine titrediğiniz erdemlerin hepsini ayaklarının altına alıp çiğner.
travestiler , diğerlerinin içinde anonim kimliklerle mi yer alıyor?
Hayır. Etnik kimliksiz olmalarına rağmen Türkiye’deki Kürt transseksüellerin, bu kimlikle teşhis edilebilecekleri alanlar da var. Translarla Kürt kimliği arasında bir ilinti arayacaksak eğer, mafya halinde örgütlenmekte gösterdikleri beceriyi anmak gerekir. Seks işçiliği piyasasının rekabet koşullarına özgüdür bu oluşumlar. Kürtler sanırım, pek itibarlı kabul edilmeyen başka iş sahalarında da benzer şekillerde bir örgütlü hareket etme refleksi ortaya koyuyor. Dil ve kültür ortaklıklarının bu oluşumların ortaya çıkışında rol oynadığı düşünülebilir. Ama seks işçiliği alanındaki Kürt paydalı oluşumların, diğer iş alanlarından farklı olarak Kürt kadının ayırt edici karakteristik özelliklerini yeniden ürettiğini görebiliyoruz. Travestiler ayrıca, Kürtlüğün tasfiyesi anlamına da geldiğinden, paradoksal biçimde Kürtlerin itinayla dışında tutulduğu alanlara giriş müsaadesi sağlar. Translarla Kürtlük arasındaki ilintilere eğilirken, bu noktayı da belirtmek gerekiyor. Bu biraz, işgal kuvvetlerinin, fahişeleri direnişçilerle aynı kefeye koymaması gibi bir durum. Translar adına bu kazanımı küçümsememek gerekir. Buradan giderek, toplumun orta ve üst tabakalarına sızma imkanları yakalayabiliyorlar. Hatta genel olarak transların ama bilhassa Kürt transların hayatta kalabilmeleri, bu imkânları en iyi şekilde değerlendirip, nezih semtlere kapağı atabilmelerine bağlı gibidir. Alıntıdır.

Ankara Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

ankara travestileri ülkesine sığmadı dünyaya açıldı

ankara travestileri ülkesine sığmadı dünyaya açıldı

Geçtiğimiz yıl Eurovision’da birinci olan sakallı ‘kadın’ Conchita Wurst’ten sonra yeni trend travesti Azis Milana oldu. Videoları, YouTube ve sosyal medyada izlenme rekorları kıran Bulgaristanlı sanatçının ünü, tüm dünyada yayılıyor.
Bulgaristan'da onu tanımayan yok, dünyada ise ünü hızla yayılıyor. Sesi, giyimi ve farklı tarzıyla Bulgaristan'a sığmayan ve dünyaya açılan Azis Milana, kendi ülkesinde öyle bir hayran kitlesi var ki, ünlü popçu, internet üzerinden yapılan bir ankette “21. Yüzyılın en büyük Bulgar’ı” seçildi. Şimdi ise sosyal medya aracılığıyla tüm dünyada milyonlarca hayrana sahip. Türkiye’de de geniş bir hayran kitlesi travesti siteleri  oluşturan Bulgar popçu, hem dış görünüşüyle hem de sesiyle oldukça dikkat çekiyor
Attığı her adım ülkesinde ses getiren gey popçu, erkek arkadaşıyla TV şovlarında öpüşmesiyle tüm dikkatleri üzerine çekti. Ardından onunla evlendi. Fiziğiyle, makyajıyla ve giyim tarzıyla ön plana çıkmasıyla birlikte Bulgaristan’ın en çok tanınan ismi oldu.
Erkek arkadaşıyla evlendikten sonra bir de çocuk sahibi olmak isteyen Azis, en yakın arkadaşının taşıyıcı anneliği kabul etmesiyle bu hayalini de gerçekleştirdi.  Azis Milana, Türkiye'de de "Zabravi me", yani “Unut Beni” adlı şarkısıyla  ünlendi
Türkiye'de Tarkan,Serdar Ortaç neyse Bulgaristanda'da Azis O.
Tam adı Azis Milana. Azis öncelikle makyajıyla, kıyafetleri ve düzgün fiziğiyle dikkat çekiyor. Upuzun bacaklar, platin sarışınlık ve keçi sakal üçlemesi Azis'i ülkesini meşhur etmeye yetti…
"Bulgaristan'ın popstarı" unvanını da aldı.
Her yaptığı travesti ülkesinde skandal olan şarkıcı erkek arkadaşıyla TV şovlarında öpüşmesiyle tüm dikkatleri üzerine çekti ve istanbul travestileri ardından da onunla evlendi.
Azis Milana Türkiye'de de "Zabravi me" adlı şarkısının klibinin Facebook'ta paylaşılmasıyla tanınmaya başladı.
Azis bir de taşıyıcı anne bulup çocuk sahibi olunca ülkesinde gündemin üst sıralarından inmedi. Skandallara rağmen Azis’in şu an kendi adını taşıyan bir parfümü, ülkesinin en büyük GSM operatörüyle yaptığı yüklü miktarda sponsorluk anlaşması ve tıka basa dolan konserleri mevcut.
Tam adı travesti  Azis Milana. Azis öncelikle fiziğiyle, makyajıyla, kıyafetleri ve düzgün fiziğiyle dikkat çekiyor. Upuzun bacaklar, platin sarışınlık ve keçi sakal üçlemesi Azis'i ülkesi meşhur etmeye yetti bir de "Bulgaristan'ın popstarı" unvanını da aldı.
Her yaptığı ülkesinde skandal olan şarkıcı erkek  öpüşmesiyle tüm dikkatleri üzerine çekti ve ardından da onunla travesti resimleri evlendi.
Azis bir de taşıyıcı anne bulup çocuk sahibi olunca ülkesinde gündemin üst sıralarından inmedi. Skandallara rağmen Azis’in şu an kendi adını taşıyan bir parfümü, ülkesinin en büyük GSM operatörüyle yaptığı yüklü miktarda sponsorluk anlaşması ve tıka basa dolan konserleri mevcut.
Azis Milana Türkiye'de de "Zabravi me" adlı şarkısının klibinin Facebook'ta paylaşılmasıyla tanınmaya başladı.
Azis, Müzik dışında televizyon programlarında da yer aldı. Kocası ile Bulgar BBG'sine katıldı, 19 gün sonra kendi isteğiyle evden ayrıldı. 2008'de kendi talk-show'unu ulusal kanalda ankara travestileri yayınladı. Yine 2006'da otobiyografik kitabı "Ben, Azis"i çıkardı. Kitap pornografik içeriği ile dikkat çekti.
Azis, 2005'te Euroroma partisine üye olarak politikaya atıldı. Partisi Bulgaristan Çingenelerinin haklarını savunuyordu. 2005 yazında seçimlere katılsa da yeterli oy alamayıp Bulgar parlamentosuna giremedi. 2007'de Sofya'nın o zamanki belediye başkanı Boyko Borisov, Azis ve kocasının üstsüz öpüşürken yer aldığı bir reklamı billboard'lardan kaldırdı. Borisov, reklamı çıplaklık yüzünden kaldırdığını açıklasa da Bulgaristan'daki gey ve lezbiyen dernekleri asıl nedenin eşcinsellik olduğunu söyleyerek protesto travestiler ettiler.
2006'da yayınlanan bir TV programında, tüm zamanların en büyük 21. Bulgarı seçildi. Aynı listede 12. sıradaki futbolcu Hristo Stoiçkov'dan sonra ikinci yaşayan en büyük Bulgar oldu.Alıntıdır.

Ankara Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

ankara travestileri kulağıma küpe takmam yadırgandı

ankara travestileri kulağıma küpe takmam yadırgandı

Erkeklerde küpe modası Türkiye'de başladıktan sonra, modaya ben de kapılarak 2007'de ilk mıknatıslı küpemi takmıştım. O yıl, yaz tatilinde Eskişehir'deki akrabalarımızı ziyarete gitmiştik. Sanıyorum günlük tanınmış olduğumuz çevreden uzakta olmak bana cesaret vermişti ki kendime hemen mıknatıslı küpe almıştım. Akrabalarımızın yanına dönünce, ablam bana küpeyi sol kulağıma takmam gerektiğini söylemişti. Neden diye sorunca; 'Sağ kulağa travesti ler takıyor.' yanıtını almıştım ve o zamanlar kendimi inkâr ettiğim için küpeyi direkt sol kulağıma taktım.
İstanbul'a dönünce, mıknatıslı küpelerin kulaktan sürekli düşmesi sebebiyle kulağımı deldirmeye karar verdim. Yine sol kulağımı deldirdim ve çeşit çeşit küpeler taktım. Aslında farkında olmadan, kendi eşcinselliğimi sol kulağımda yaşıyordum. Özellikle sol kulağıma taktığım büyük halka küpelerin ben yürürken sallanması, bu durumun yaşıtım erkeklerinin dikkatini çekmesi ve bana bakmaları… Bunlar, eşcinselliğimi inkâr ederken, yine aynı anda eşcinselliğimi yaşayış travesti haberleri şeklimdi
Gel zaman, git zaman… Sol kulağıma taktığım 1 küpe yetmedi. Sol kulağımdaki deliğin üzerine bir delik daha yaptırdım ve sol kulağıma 2 küpe takmaya başladım. Kulağıma gelen dikkatlerle, topluluk içinde adeta çocuğunu tokat tehdidi ile baskılayan dominant bir anne gibi baskıladığım eşcinselliğimi rahatlatıyordum. Tabi işin kötü bir yanı vardı. Babam hiç iyi bakmadı küpe takmama(tipik tutucu babalar gibi). Onun yanında halâ küpe takmam. travesti Dışarıda taktığımda ise, şans eseri karşılaşmışsak istanbul travestileri  ve görmüşse, o hafta zehir etmeye çalışır bana…
Neyse efendime söyleyeyim, zaman geçtikçe iki küpe de yetmedi. Sonra sol kulağımın kıkırdağını deldirdim. Kendini iyi hissetme, dikkat çekme vs. süreçler devam etti haliyle.
Ama son 1 aydır bir şeyin farkına vardım. Ben aslında ikiyüzlüymüşüm. Ben, korkağın tekiymişim. Ben bir eşcinselim ve eşcinsel olduğum hâlde sağ kulağım halâ delik değil!
Konuya devam etmeden önce, eşcinseller ve sağ kulağa takılan küpe ile ilgili bildiklerimi aktarayım. 60 ve 70'lerde eşcinselliğin yasak olduğu İngiltere ve Fransa gibi ülkelerde, eşcinseller cinsel yönelimlerini belli etmek adına küpelerini sağ kulaklarına takarlarmış. Hatta ceketin cebine konan mendiller, mendillerin renkleri veya mendilin sağ cebe- sol cebe takılması gibi çeşitli mesajlaşma yöntemleri kullanılmış. Sonuç olarak; ankara travestileri erkeklerin sadece sol kulağına küpe takmasının arkaplanında işte bu tarihler yatıyor.
Asıl üzücü olan; benim yaptığım gibi eşcinsellerin sadece sol kulaklarına küpe takmaları. Günümüz Türkiye'sinde belki artık çok önemli bir konu gibi görünmeyebilir. Ama bu dönüp dolaşıp yine eşcinsellerin, hayat oyununu heteroseksist sistemin sahasında ve heteroseksist kurallara göre oynadığı gerçeğine geliyor.
Bugün Mabel Matiz'in sadece sol kulağına küpe takması, benim aynı şekilde sol kulağıma takmam… Bu örnekler çoğaltılabilir. Yaptığımız tek şey, ikiyüzlülük.
Evet… Hiç kimse eşcinsel harekette bulunmak zorunda değil. Hatta eşcinseller bile. travesti siteleri  Ama bunun tersi olan heteroseksist hareketinin bir normunu yaşatıyorsa bir eşcinsel, ondan bir şeyler beklemek hakkım, hakkımız. Yani hiç kimse, hiç bir kimseye; 'Sen sağ kulağına küpe tak, eşcinselliğini ifşa et-belli et' gibi bir yaptırımda bulunamaz. Ama sadece sol kulağa takmak da samimi değil. Belki farkında değilsinizdir benim 20. yaşımdan bu yana farkında olmayışım gibi. Ama bu yazımı okur da farkına varırsanız, ne mutlu bana.
Bu arada bu hafta sağ kulağımı da travestiler deldireceğim. Yoksa bunca yıl felsefeme ters düştüğüm gerçeği beni hayrete düşürmeye devam edecek. Çünkü ben, sadece günün sonunda yastığa başımı huzurlu koyuyorsam, yaşıyorum.
Yaşamanız dileği ile… Alıntıdır.

Ankara Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

ankara travestileri sizlerle eşit doğdum bunun farkına varın

ankara travestileri sizlerle eşit doğdum bunun farkına varın

   Türkiye'de giderek artan LGB travesti cinayetleri ve bu bireylere karşı yapılan ayrımcılık çözülmeyi bekleyen büyük sorunlardan biri. Herkesle eşit şartlarda dünyaya gelen LGB istanbul travestileri  bireyler toplumda kabul görmek için yıllardır mücadele ediyor. Bu mücadeleden biri de Mersin Üniversitesi'nde okuyan eşcinsel bir öğrenci tarafından veriliyor. Yaşadıklarını, sıkıntılarını ve gelecekten beklentilerini dile getiren eşcinsel öğrenci, kimseden bir farkının olmadığını, bu durumun bir tercih değil, yaradılış gereği olduğunu ve artık bunun farkına varılması gerektiğini anlattı.
'Üniversiteye hayallerle geldim, hayal kırıklığına uğradım'
"Mersin'e ilk geldiğim gün yurduma yerleşmek için dolmuşa bindim. Dolmuş şoförüyle aramızda güzel bir konuşma geçti, sohbet ettik kendisiyle. Sonra ben yurduma eşyalarımı yerleştirdim, tekrar dışarı çıktım ve akşamüstü bindiğim dolmuşu yine aynı şoför kullanıyordu. Bende görünce plakasını istedim ve şakayla karışık bundan sonra plakayı görüp onun dolmuşuna bineceğimi söyledim. Kendisi de bana numarasını vermek istedi ve her zaman görüşebileceğimizi söyledi. Bu Mersin'deki ilk günümde yaşadığım onur kırıcı bir durumdu. Evet ben gay'im fakat o adam bana sokakta parayla bu işi yapan bir insanmışım gibi davrandı. Sonuçta bu işi parayla yapanlar da seks işçisi ve zorunlu bir şey bu. Fakat beni öyle görüp kendi zevkine alet ettirmeye çalışması çok tuhaf bir durumdu. Hayallerimin daha ilk günden sarsıntıya uğramasıyla üniversitede yaşayacaklarımı az çok tahmin etmeye başlamıştım.
Okulun ilk günleri gayet sessizdi. İlk hafta kimseyle tanışamadım çünkü çok çekiniyor ve korkuyordum. Daha sonra çok fazla kız arkadaşım oldu ve bu durum dikkat çekmeye başladı. Bir erkeğin bu kadar çok kızla gezmesi garip geliyordu. İnsanlar kibar konuşmamdan, hal ve hareketlerimden anladılar eşcinsel olduğumu ve birçok erkek yaklaşmadı tabi ki de. Emin olduktan sonra birkaç erkek yanıma geldi ve ben samimiyetlerine güvenerek onlarla sohbet ettim. Daha sonra Mersin Üniversitesi itiraf sayfasında  eşcinselleri aşağılayıcı homofobik tavırda haberler yayınlandı. Birleri itiraf ediyor imajı yaratarak benim ağzımdan paylaşımda bulundular. Ve benim okuduğum bölüme kadar paylaştılar o platformda. Benim eşcinsel olduğumu duyurmak ve kendilerine alay konusu yapmak için yaptılar bunları. Zaten erkeklerin çoğu kız tavlama peşinde. İtiraf sayfaları bunlara yarıyor sadece. Halbuki orası haber portalı gibi olsa insanlara çok şey kazandırır, belki bizim sesimiz de oradan bütün üniversiteye duyurulur. Bu eksik bir durum ve düzeltilmesi gerekiyor. Yani kısacası benim hayat tarzım başka insanların dalga konusu oldu daha ilk günlerde ve böyle de devam ediyor.
'Masama gelip hakaretler savuran erkekler oldu'
Bir gün üniversitede bir kafede kızlarla oturuyorduk ve yan masada sevgililer vardı. Bir an kafamı çevirdim ve yan masadakilerin öpüştüklerini gördüm. Bu görüntü de açıkçası rahatsız etti beni. Aradan zaman geçti ve onlar kasada para öderken gayri ihtiyari bir şekilde onlara döndüm. İçlerinden bir çocuk bizim masaya geldi ve hakaretler savuşturmaya başladı. Yanındaki kızlar benim kız arkadaşlarıma dönüp o yanınızdaki 'çiçeği' bize güldürüyorsunuz dedi ve kız arkadaşlarım benimde insan olduğumu hatırlatarak terslediler. Ben karşı taraftaki kızlardan birinin insansa insanlığını bilsin gibi laflar söylediğini duydum. Bu olay beni derinden yaraladı ama çıkardığım sonuç şu oldu. Ben gerçekten tek başıma "HOMOHOBİK" bir kız örgütü kurmuştum. Sonuçta homofobik kavramı varsa homohobik kavramı da olmadı. O arkadaşlarım benim haklarımı korumak için, beni savunmak için mücadele ettiler o gün. Olayın yaşandığı kafe benim her zaman gittiğim bir yerdi ve garsonlar bile benim haksızlığa uğradığım bilincine vararak davranıyorlardı. Ben herkesi kabul ediyorum ama onlar beni neden kabul etmiyor anlamıyorum. Eşit geldiğimiz bu dünyada yaşamak zaten zorken bir de insanlara kendini kabul travesti haberleri  ettirme çabası çok garip, çok anlamsız.
'Tuvalete ve camiye çekinerek gidiyorum'
Ben dershanedeyken tuvalete gidemezdim. Ders saatini beklerdim. Çünkü orada erkekler vardı ve benim için hiç iyi olmuyordu o ortamda bulunmak. Ben de dersten önce hocalarımla konuşup elimi kaldırdığımda izin vermelerini söylüyordum. Bir de camiye girerken bu sorunla karşılaşıyorum. 1.5 yıldır namaz kılmıyordum fakat bu eksikliği hissettim ve artık camiye gitmeye başladım. Orada ister istemez yürüyüşümü değiştiriyorum. Ama toplumdaki şu yargıyı da kırmak isterim. Neden eşcinsellerin dinsiz olduğu düşünülüyor? Ben kendimi bildim bileli böyleyim. Bu benim tercihim değildi. ankara travestileri doğdum evet ve dini inancımın sorgulanması, benim inanmadığımın düşünülmesi de çok rahatsız edici. Bu düşünce de kırılmalı kesinlikle. Ben dinime çok bağlıyım ve bu inançtan kimse beni travesti resimleri koparamaz.
'Bizi kabullenmek için eşcinsel olmaya gerek yok'
Siyaset, insanın toplumda farklı hissettiği, eksik bulduğu şey için savaşmasıdır bence. Benim Facebook'taki görüşümde bile LGBT yazıyor. Benim önceliğim bu olmalı, siyasetim bu olmalı. Bu kadar kötü şey yaşadım ama şunları kendime ilke edindim. Çok farklı biri olacağım. Herkesle dost olacağım ve kendimi benimsettiğimde iyi niyetimi anlayacaklar. Ama bir gün o birileri düşerse kaldırmak için elimi uzattığımda nasıl gözlerime bakacaklar çok merak ediyorum. Lisede tuvalette dayak yedim ben, eşcinsel olduğum için… Ama üniversitede böyle bir şey olmayacak biliyorum. Eşcinsel kimliğimle öğrenci kimliğimi birleştirdim ve ders esnasında sırada yan yana oturabileceğim arkadaşlar elde etmeye başladım ve o insanların hiçbiri eşcinsel değil. Hayatlarında hiçbiri gay görmemiş olabilir. Ama ben bu dostane duyguyu kendimle birlikte onlara benimsetebilirsem çok şey katmış olurum. Çünkü LGB travesti siteleri bireyi savunmak için ille de LGBT olmaya gerek yok. Dün beş tane daha erkek arkadaşım oldu mesela. Bu çok büyük bir artı benim için. Bu böyle devam edecek hissediyorum. Ben uzun bir süre Mersin'de olacağım ve üniversite içinde kendi topluluğumu kuracağım. Birçok insan katılacak, destek verecek ve belki şu an ismimi vermiyorum ama inanıyorum beş yıl sonra herkes beni tanıyacak.
'Toplum kabul etseydi sen beni kabul edecek miydin baba?'
Benim eşcinselliğim konusunda babamın yorumu hep biz kabul etsek bile toplum kabul etmez oldu. Ben de ona hep bu soruyu sordum : Toplum kabul etseydi sen beni kabul edecek miydin baba? O zaman susuyor tabi. Ve babam eşcinsel olduğumu ilk öğrendiğinde Kuran- Kerim'i açarak bana eşcinsel ilişki olduğu için gazaba uğrayan Lut Kavmini okudu ve beni gerçekten çok korkuttu. 'Ben n'apıyorum' dedim kendi kendime. Yanlış bir şey yapıyorsam neden yapıyorum? Bu madem günah madem yanlış ben bunu bilerek yapmıyorum, beni buna zorlayan şey ne? Herkes bunu çocukken seçtiğimizi düşünüyor. Ben bunu çocukken nasıl seçebilirdim ki. Ben doğduğumdan beri böyleyim. Milyonlarca insan var bu şekilde. Gezi Parkında 50 bin eşcinsel yürüdü bunu kimse inkar edemez. Ben bunun sıkıntısını her alanda çektim. Hocalarımın tehdit ettiği de oldu, arkadaşlarımın dalga geçtiği de ama büyük bir umutla bekliyorum, bunların aşılacağına inaniyorum. Yaşlı bir kadın bir röportajda herkesin kendi hayatı, özgür bir ülkede yaşıyoruz demişti. Bu konuşma şunu gösteriyor ki bir gün gelecek beni babaannemde kabul edecek, aşağıdaki Şükriye teyze de kabul edecek. Kınayan gözler değişecek.
'Bu zihniyet 'Benim Çocuğum'la değişecek'
Sadece din olgusuyla hareket eden Türk toplumuna karşı, eşcinsel çocukları olan anne ve babalar kamera karşısına geçerek bir belgesel çekti. 'Benim çocuğum' adlı bu belgesel televizyonda yayınlanmadı. Çünkü amaç önce yerelleri dolaşmaktı. Yerellerde LGB travestiler 'yi bilmeyen birçok insan var. Bazı üniversiteler tabi ki karşı çıktı bu filme. İçeriği kötü dendi ama bence bu filmden sonra herkes bir şeyler yapmaya başlayacak. Anlatarak olmayacak biliyorum ama bu film izlendikten sonra gerçekten birçoğunun bakış açısı değişecek. Sadece ' biz eşcinseliz, bizi böyle kabul edin' demiyorum. Benim de yapmam gereken çok şey var. Yüzyıllardır böyle devam eden bir düşünceyi kırmak için çalışmalara başladım bile. Böyle gelmiş böyle gidecek diyemem. Benimde haklarım var ve ben de sizler gibi eşit doğdum, bunun farkına varın diyebilirim."

Ankara Travestileri, Travesti kategorisine gönderildi | , ile etiketlendi | Yorum bırakın